Elina'nın kulaklarında Zalriel'in annesi hakkındaki o iğrenç itirafları çınlıyordu. Victoria'nın on yedi yıllık sessiz çığlığı, Elina'nın ruhundaki adalet arayışıyla birleşince kilisenin havası ağırlaştı, statik bir elektrikle doldu. Zalriel'in gölgeleri Elina'nın ayak bileklerine zehirli bir sarmaşık gibi dolanmaya çalışırken, Elina artık sadece bir kurban olmadığını, bizzat gökyüzünün adaleti olduğunu fark etti.
"Benim ruhum senin koleksiyon parçan değil," dedi Elina.
Sesi, binlerce ruhun aynı anda yankılanması gibi ilahi ve sarsılmaz bir tona bürünmüştü.
"Ben, bu karanlığın nihayetiyim."
Aniden, Victoria'nın narin bedeninden devasa bir ışık patlaması yükseldi. Mermer zemini sarsan bir gürültüyle, Elina'nın omuzlarından bembeyaz, saf ışıktan örülmüş görkemli kanatlar filizlendi. Kanatların her bir tüyü, birer kılıç kadar keskin ve güneşin çekirdeği kadar parlaktı.
Elina havaya yükselirken, kanatlarından yayılan kutsal hüzmeler Zalriel'in kara gölgelerini saniyeler içinde buharlaştırdı. Zalriel, mor gözlerini elleriyle siper ederek geriledi; o kibirli çehresi ilk kez saf bir dehşetle sarsılıyordu.
"Bu... Bu mümkün değil! Sen sadece sıradan bir ruhtun!" diye feryat etti.
Elina cevap vermedi. Ellerini iki yana açtığında, vitraylardan sızan ay ışığı avuçlarında devasa bir ışık sütununa dönüştü. Zalriel'i tam kalbinden vuran bu darbe; sadece rahibin bedenini değil, ruhundaki sahte kutsallığı ve topladığı tüm karanlık tortuları paramparça etti.
Zalriel'in bembeyaz saçları ışığın şiddetiyle küle dönerken, bedeni mihrabın önünde diz çökmüş bir halde donup kaldı. Kanatların yarattığı kudretli rüzgar, kilisenin ağır kapılarını ardına kadar savurdu.
Işık yavaşça sönümlenirken Elina yere indi. Kanatlar, sanki hiç var olmamışlar gibi Victoria'nın sırtında kayboldu; ancak odadaki hava hâlâ kutsal bir enerjiyle titremeye devam ediyordu. Zalriel artık yoktu. Geriye sadece mor gözlerinin sönmüş feri ve mihraba saçılan külleri kalmıştı.
Toz bulutları ve ışık huzmeleri yavaşça dağılırken, kilise daha önce hiç olmadığı kadar sessizdi. Elina, ellerine baktı; az önce içinden akan o devasa gücün kalıntıları parmak uçlarında hâlâ hafif bir karıncalanma bırakıyordu. Adaleti sağlamıştı ama bu zaferin tadı, sandığı gibi sadece saf bir sevinçten ibaret değildi.
İçinde bir yerde, Victoria'nın yıllardır bastırılmış acısının yavaşça dindiğini, o hırçın fırtınanın yerini durgun bir göle bıraktığını hissetti.
Elina, Zalriel'den geriye kalan küllere bakmadan, derin bir nefes alarak mırıldandı:
"Bitti, Victoria. Artık senin yerine çığlık atmama gerek kalmadı."
Zihninin derinliklerinden, Victoria'nın sesine benzeyen ama çok daha huzurlu, rüzgar fısıltısı kadar hafif bir yankı yükseldi:
" Rayanı koruduğun için Elena ! "
"Teşekkür ederim... Artık gölgeler beni takip edemez. "
Elina, kilisenin ardına kadar açılmış kapılarına doğru döndü. Dışarıda gece, her zamankinden daha berrak ve yıldızlıydı. Adımları mermer zeminde yankılanırken, artık sadece bir ruhun taşıyıcısı değil, kendi kaderinin efendisi olduğunu biliyordu. Kiliseden dışarı adım attığında, soğuk gece havası yüzüne çarptı.
Zalriel ölmüştü ama bıraktığı sırlar hâlâ o karanlık köşelerde saklıydı. Elina duraksadı ve gökyüzüne baktı. Kanatları gitmişti ama ruhu ilk kez bu kadar hafif, ilk kez bu kadar yükseğe uçmaya hazırdı.
