Ficool

Chapter 21 - karanlığın kökeni

Elina, kütüphaneden çıktığında dudaklarındaki o sıcak sızıyı ve Rayan'ın kalbinin atışını hâlâ avuçlarında hissediyordu. Bu sıcaklık, hayatı boyunca hissettiği en gerçek, en insani duyguydu.

Ancak kilisenin eşiğinden içeri adım attığı an, bu huzur yerini buz gibi bir nefret dalgasına bıraktı. Havada asılı kalan tütsü kokusu artık ona kutsal gelmiyordu; bu koku, çürümüş bir sırrın üzerini örtmeye çalışan ağır bir parfüm gibiydi. Zalriel'in sahte kutsallığıyla lekelenmiş bu mabet, artık bir ibadethane değil, ruhların kurban edildiği bir mezbahaydı.

Mihrabın önünde, devasa İsa heykelinin gölgesinde Zalriel duruyordu. Üzerindeki bembeyaz cübbe, loş ışıkta parlıyordu ancak bu parlaklık, güneşin değil, ayın soğuk ve cansız ışığına benziyordu. Elina'nın geldiğini hissettiğinde, arkasını dönmeden konuştu. Sesi, boş kilisede ürkütücü bir yankı yapıyordu; taş duvarlar bu sesi emmiyor, aksine bir tehdit gibi Elina'ya geri fırlatıyordu.

"Sonunda geldin, Elina," dedi Zalriel. Sesi bir bıçağın soğuk çeliği gibi pürüzsüz ve hissizdi.

"Kaderinden kaçmaya çalıştığın her adım, seni aslında bana daha çok yaklaştırdı."

Zalriel yavaşça döndü. Mor gözleri, karanlıkta iki zehirli mücevher gibi parlıyordu. Beyaz saçları omuzlarına bir şelale gibi dökülürken, elindeki gümüş haçı dua etmek için değil, bir hançer gibi birini katletmek için sıktığı belliydi.

"Senin ruhun o kadar saf ki, Victoria gibi lanetli bir bedende bile ışık saçıyorsun. Ama merak ediyorum... Annenin neden öldüğünü gerçekten biliyor musun? Yoksa sana anlatılan o masallara inanacak kadar saf mısın?"

Elina duraksadı. Victoria'nın damarlarındaki büyü, bu soruyla beraber bir kor gibi yandı. Vücudu titriyor, zihni geçmişin sisli perdelerini aralamaya çalışıyordu.

"Annem doğumda öldü," dedi sesi titreyerek ama kararlı bir şekilde. "İmparator öyle söyledi. Saray kayıtları öyle diyor."

Zalriel bu sözler üzerine kahkahalarla gülmeye başladı. Bu gülüş, bir insanın değil, aklını yitirmiş, bin yıldır karanlıkta bekleyen bir iblisin sesiydi. Kilisenin yüksek tavanlarında yankılanan bu kahkaha, Elina'nın iliğine kadar işledi.

"İmparator sadece bir korkak!" diye kükredi Zalriel.

"Annen doğumda ölmedi, Elina. O, benim babamın—bu kilisenin eski başrahibinin—elinde can verdi. Çünkü o da senin gibi 'parlıyordu'. İmparator, annenin gücünü kendi hırsı için kullanamayacağını anladığında, babamdan onu 'arındırmasını' istedi. Onu bu mihrabın üzerinde, tam burada, senin o kutsal dediğin şifa gücünü damla damla emerek öldürdüler. O ölürken Tanrı izledi, Elina. Ben de izledim."

Elina'nın dünyası o an sarsıldı. Yıllardır bir kahraman olarak bildiği babası bir azmettirici, sığındığı kilise ise bir infaz merkezine dönüşmüştü. Gözleri, saf altın sarısından hiddet dolu bir kor kırmızıya döndü. Yıkıcı bir enerji, zemin taşlarını çatlatarak Victoria'nın bedeninden dışarı sızmaya başladı. Hava ağırlaştı, oksijen yanmaya başladı.

"Senin baban bir katildi," dedi Elina, sesi artık bir genç kızın değil, kadim bir gücün gürlemesiydi. "Sen ise onun yarım bıraktığı işi tamamlayan bir sapkınsın! Bu kutsal topraklarda döktüğünüz her damla kanın hesabını vereceksiniz."

Zalriel elini havaya kaldırdı ve yerdeki gölgeler, sanki can bulmuş siyah yılanlar gibi Elina'nın ayaklarına doğru uzandı. Kilisenin zeminindeki mermerler arasından fırlayan karanlık dokunaçlar, ışığı yutarak ilerliyordu.

"Ben babamın hatasını yapmayacağım," dedi Zalriel, gözlerinde delice bir parıltıyla.

"O, ışığı sadece yok etti. Ben ise onu toplayacağım, depolayacağım ve onunla hükmedeceğim. Senin ruhun, mahzenimdeki o dokuz kadının ruhuyla birleştiğinde, ben Tanrı'nın kendisi olacağım! Onların çığlıkları benim melodim, senin ışığın ise tacım olacak."

Çarpışma başladığında kilisenin yüzyıllık vitrayları büyük bir gürültüyle patladı. Renkli cam parçaları birer elmas yağmuru gibi yere dökülürken, Elina, Victoria'nın şifa gücünü saf bir yıkım enerjisine dönüştürerek ileri fırladı. Elleriyle yarattığı altın ışık hüzmeleri, Zalriel'in karanlık yılanlarını birer birer küle çeviriyordu.

Kilisenin içinde sadece büyülerin ışığı değil, 17 yıllık bir esaretin, binlerce yalanın ve yüzyıllık bir ihanetin feryadı yankılanıyordu. Elina her adımda yerdeki taşları parçalıyor, Zalriel ise haçından saçtığı mor karanlıkla saldırıları savuşturuyordu.

"Karanlığın içinde boğulmayacağım Zalriel!" diye bağırdı Elina. "Ben Victoria'nın bedeni, Elina'nın ruhu ve annemin intikamıyım!"

Mihrap, iki devasa gücün çarpışmasıyla ortadan ikiye ayrıldı. Toz ve duman arasında Elina'nın kırmızıya çalan altın kanatları andıran aurası belirdi. Artık geri dönüş yoktu. Bu kilise ya Elina'nın mezarı olacaktı ya da Zalriel'in sahte tanrılığının sonu.

More Chapters