John Pepys'in kılıcı ay ışığında ölümcül bir parıltıyla havaya kalktığında, Elina'nın kalbi saniyeler içinde bin parçaya bölündü.
Karşısındaki adam, çocuklarını canı pahasına koruduğu, yaslı ama onurlu John'du. Şimdi ise imparatorun yalanlarına inanmış, Victoria'nın bedenindeki o kadim ruhu bir canavar sanıyordu.
John kılıcını savurmaya hazırlanırken, Elina gözlerini kapatıp fısıldadı:
"John... Arabella'nın son nefesinde sana ne dediğini hatırla. 'John, ben gittikten sonra çocuklarımız için güçlü kalmalısın' demişti. Bunu sadece o ve o gece odada olan sadık bir dadı bilebilir..."
John'un kılıcı havada asılı kaldı. Adamın gözleri fal taşı gibi açıldı, yüzündeki öfke yerini derin bir sarsıntıya ve dehşete bıraktı.
"Sen... Sen bunu nereden biliyorsun?" diye kekeledi. Muhafızlar şaşkınlıkla komutanlarına bakarken, Elina bu duraksamayı fırsat bildi.
"Aren! Gizli geçit! Hemen!"
Aren, odadaki ağır kütüphane rafının arkasındaki gizli bir kolu çekti. Taş duvar büyük bir gıcırtıyla yana kayarak karanlık, rutubetli bir tüneli ortaya çıkardı. Elina, hâlâ zehrin etkisinde sarsılan Rayan'ı kolundan tutup tünelin içine doğru sürükledi.
Arkalarından John'un "Durun! Bekleyin!" feryatları yankılanıyordu ama Elina duramazdı.
Dakikalarca karanlık ve dar tünellerde, nefes nefese ilerlediler. En sonunda, malikanenin kilometrelerce uzağındaki terk edilmiş bir avcı kulübesinin mahzeninden ormana çıktılar. Gece rüzgarı, Elina'nın kan lekeli elbisesini savururken Rayan yere yığıldı.
Genç adamın yüzü ; ter içinde kalmış, siyah saçları alnına yapışmış ve kehribar rengi gözleri acıyla kararmıştı. Dudakları hâlâ zehrin morluğunu taşıyor, çenesindeki sert hatlar yaşadığı travmanın ağırlığıyla geriliyordu.
Elina, Rayan'ın yanına, nemli toprağın ve çürümüş yaprakların üzerine diz çöktü.
Gücü tükenmek üzereydi. Victoria'nın on yedi yıllık hapsi ve Elina'nın bekçilik yükü birleşince bedeni titremeye başladı.
Rayan'ın ellerini tuttu; bu eller artık bir prensin elleri değil, bir kaçağın elleriydi.
Elina başını eğdi, gözyaşları Rayan'ın solgun parmaklarına damlıyordu. Artık sadece bir görevli değil, bir abla, bir koruyucu ve bir intikam meleğiydi. Sesindeki titremeyi engelleyemeden yemin etti:
"Sana yemin ederim Rayan... Kendi canımı, huzurumu ve hatta cennetimi feda ettim. Seni bu karanlıktan çıkarana kadar durmayacağım. Rena'nın gülüşünü koruyamadım, kendi hayatımı savunamadım ama seni... Seni o imparatorun zulmünden kurtaracağım. Gerekirse tüm dünyayı yakacağım ama senin özgürlüğünü geri alacağım. Tanrılar şahidim olsun ki, artık sadece bir ruh bekçisi değilim; ben senin kalkanınım."
Rayan, Elina'nın bu hıçkırıklarla dolu yemini karşısında gözlerini kapattı.
Renanın kim olduğunu veya ruh bekçisi derken ne demek istediğini bilmiyordu ,
Victoria ;kim ne derse desin onun 17 yıldır eşiydi ,karşısında eşi bütün gücüyle onu koruyacağına yemin ediyordu.
17 yıl önce ilk defa eşini gördüğü zamanı hatırladı , elmas ve altın gibi parlayan bir gelinlik içerisinde , bomboş bakan gözleri olan duygusuz bir kadın olduğunu düşünmüştü.
Tören bittikten sonra onu kucağına alıp , yanağını öpmüştü.
Şimdi yaptığı gibi onu koruyacağına yemin ettmiş ve son ana kadar da ondan özür dilemişti.
Eşini 17 yılldır sadece iki kez gördüğünü fark ettiğinde içinde tarifi olmayan bir keder çöktü.
Eşinin neden bunca zamandır onu ziyaret etmediğini sormak istiyordu , neden son anlarında ondan özür dileyip durduğunu ve ondan utanıp utanmadığını öğrenmek istiyordu.
Rayan bütün bunları düşünürken .Ormanın derinliklerinden gelen kurt ulumaları, yaklaşan fırtınanın ve dökülecek kanın habercisiydi.
