Elina, sütunun arkasında Rena'nın o çaresiz ama vakur duruşuna bakarken kalbinin sıkıştığını hissetti. O mavi gözlerdeki umutsuzluk, Elina'nın ruhundaki intikam ateşini daha da körükledi.
Vakit kaybetmeden John'a döndü ve sesindeki otoriter tınıyı saklamadan emrini verdi:
"Rena ve ailem... Onlar artık hedef tahtasında. John, ne gerekiyorsa yap; onları bu gece bu şehirden çıkarıp malikaneye yakın, senin en güvendiğin insanların gözetimindeki o güvenli bölgeye yerleştir. Kimse nerede olduklarını bilmemeli, imparatorun pençesi onlara ulaşmamalı."
John, Elina'nın gözlerindeki o sarsılmaz kararlılığı görünce sadece başını salladı. Rena'yı ve ailesini korumak için gerekli hazırlıkları yapmaya dair görevi notlarına ekledi.
Ancak Elina için asıl hesaplaşma yeni başlıyordu. Kendi asıl bedeninin neden ve kim tarafından "kayıp" edildiğini bulmak zorundaydı. O gece yarısı, malikanenin en alt katındaki, duvarları kadim sembollerle bezeli odaya indi. Etrafına mumlar yerleştirdi ve ruh bekçiliğinin getirdiği o yoğun, parlayan enerjiyi serbest bıraktı.
"Katilin İzini Sürme Ayini" için zihnini boşalttı.
Melek güçlerini kullanarak o meşum gecenin enerjisini, sokağa dökülen kanının izini ve bedenini sürükleyen o karanlık elin bıraktığı ruhsal kalıntıları aramaya başladı.
Şimdi, bir yanda ailesini koruma altına alırken, diğer yanda kendi bedenini çalan o canavarı gölgelerin arasından söküp çıkarma vakti gelmişti. Ayin başladığında, malikanenin taş duvarlarında yankılanan o mistik güç, Elina'ya gerçeğin kapılarını aralamaya söz veriyordu
Ayin odasındaki mumların alevi, Elina'nın yaktığı tütsülerin dumanıyla birleşerek tavanda tuhaf şekiller oluşturuyordu. Elina, Victoria'nın ellerini soğuk mermer zemine dayadı ve gözlerini kapattı.
Zihni, o meşum gecenin karanlığına, kan kokusuna ve yağmurun sesine doğru bir yolculuğa çıktı.
Ruh bekçiliğinin verdiği yetkiyle, geçmişin perdelerini araladı. Olay yerindeki enerjiyi takip ederken, zihninde aniden bir görüntü netleşti: Yerde yatan kendi cansız bedeni... Ve o bedenin başında duran, onu kucağına alan bir figür.
Elina, katilin çirkin, yaşlı ya da canavar ruhlu biri olmasını bekliyordu. Ancak gördüğü şey onu dehşete düşürdü. Görüntüde, üzerinde bembeyaz bir rahip cübbesi olan, en fazla yirmi beş yaşlarında, duru ve neredeyse melek gibi bir yüze sahip genç bir adam vardı.
Adam, Elina'nın bedenini sanki kutsal bir emaneti taşıyormuş gibi büyük bir nezaketle kaldırmıştı. Gözlerinde nefret değil, ürkütücü bir huşu ve sevgi vardı.
Dudakları dua eder gibi kıpırdıyordu: "Senin ruhun çok parlaktı... Onu bu kirli dünyada bırakamazdım."
Elina gözlerini dehşetle açtı.
Mumların hepsi aynı anda söndü.
John, Elina'nın sarsıldığını görünce hemen yanına koştu.
"Ne gördün Elina? O canavar kim?"
"O bir canavar değil John... En azından dışarıdan öyle görünmüyor," dedi Elina, sesi titreyerek.
"O bir rahip. Genç, yakışıklı ve tertemiz görünen bir rahip. Beni öldüren kişiyle bedenimi kaçıran kişi aynı kişi. Ve o... beni öldürdüğüne inanmıyor, beni 'kurtardığını' düşünüyor."
John'un yüzü kireç gibi oldu.
"Sarayın yakınındaki Kutsal Işık Kilisesi'nden biri mi? Eğer öyleyse, imparatorun ruhani danışmanlarından biri olabilir."
Elina, Victoria'nın ellerine baktı. İyileştirme gücü parmak uçlarında karıncalanıyordu. "O rahip, ruhların peşinde. Benim ruhumun parlaklığından bahsetti. Eğer beni hala bir yerlerde saklıyorsa, bunu ibadetinin bir parçası olarak görüyor demektir."
"Rena ve ailemi hemen oradan çıkar John," dedi Elina, ayağa kalkarak. "Bu adam sadece bir katil değil, o bir fanatik. Ve benim hala hayatta olduğumu (Victoria olarak) hissederse, bu kez kutsal bir savaş ilan edecektir."
Elina, odanın köşesindeki aynaya baktı. Artık düşmanı sadece tahtta oturan bir imparator değil, Tanrı adına can aldığını sanan bembeyaz cübbeli bir rahibin sapkınlığıydı.
Mezmurlar 90:12: "Bu yüzden, bilge bir yüreğe sahip olabilmemiz için, bize günlerimizi saymayı öğret."
