Rayan'ın parmakları Victoria'nın (Elina) yanağına değdiği an, Elina'nın tüm bedeninden bir elektrik akımı geçti. Bu dokunuş sadece fiziksel bir temas değil, on yedi yılın birikmiş özlemi, hüznü ve yarım kalmış bir aşkın feryadıydı.
Rayan, Elina'nın altın gözlerine bakarken, ölümün o soğuk gölgesinin yerini yakıcı bir yaşam arzusuna bıraktığını hissetti. Zehrin vücudunda bıraktığı o iğrenç metalik tat, Elina'nın yaydığı şifa ışığıyla dağılıyordu.
"Terk etmedim Rayan," dedi Elina, sesi hem Victoria'nın zarafetini hem de bir savaşçının sertliğini taşıyordu.
"Seni o cehennemden çıkarmak için geri döndüm. Ama şimdi vaktimiz yok."
Aren, odanın penceresine koşup aşağı baktı.
"Meşaleler... En az elli muhafız malikanenin bahçesine girdi bile! Majesteleri gizli geçiti kullanarak kaçın ! "
Aren endişe dolu gözlerle Prens Rayana bakıyordu
"Prenses Victoria ben muhafızların içeriye girmesini engellerken sizde prensi güvenli bir yere götürün ! "
Elina Arenin kendini yem olarak kullanmalarını istediğini duyunca umursamaz ve huzursuz bir yüz ifadesi ile yavaşça ayağa kalktı.
Sırtındaki o görünmez ama ağır baskı ,bekçiliğin getirdiği o kutsal yük,melek kanatlarının varlığını ona hatırlatıyordu.
Henüz onları kimseye göstermeye hazır değildi ama içindeki güç, bir yanardağ gibi patlamaya hazırdı.
Elina Prens Rayanı koruyan cesur şövalyeyi bu şekilde bir yem olarak kullanmak istemiyordu , kimsenin ölmesine izin vermek gibi bir niyeti yoktu.
"Aren, Rayan'a destek ol," diye emretti Elina.
"Kapıdan çıkacağız."
Rayan şaşkınlıkla doğrulmaya çalıştı.
"Kapıdan mı? Elina, orası muhafız kaynıyor! İmparatorun en seçkin birliği, 'Gümüş Kartallar' kapıda. Onları aşamayız."
Rayanın endişe dolu sesini duyunca İmparatorun seçkin askerlerini istemsiz bir şekilde merak etti .
Kapıya doğru yürüdü. Parmaklarını havada hafifçe oynattığında, odadaki rutubetli hava aniden soğudu.
"Aşmayacağız Rayan," dedi Elina, kendinden emin bir şekilde dudaklarında buz gibi bir gülümsemeyle.
"Onları diz çöktüreceğiz."
Kapı büyük bir gürültüyle dışarıdan tekme lendi. İçeriye zırhları ay ışığında parlayan üç muhafız daldı. En öndeki, kılıcını Rayan'a doğrultarak bağırdı:
"Hain prensi ve yanındakileri sağ ele geçirin! İmparatorun emri..."
Muhafızın cümlesi boğazında düğümlendi. Karşısında gördüğü kadın, sabah "öldü" diye ilan edilen Prenses Victoria'ydı; ama gözleri normal bir insanınki gibi değildi.
Elina elini hafifçe ileri uzattı.
Havadaki nemi manipüle etmek yerine bu kez daha doğrudan bir şey yaptı: Victoria'nın şifa gücünü tersine çevirdi. Muhafızların damarlarındaki kanın akış hızını bir saniyeliğine durdurdu. Adamlar, sanki kalplerine görünmez bir el saplanmış gibi, bir kelime bile edemeden yere yığıldılar. Ölü değillerdi ama bedenleri bu ani şoku kaldıramamış, felç olmuştu.
Aren dehşet içinde yere düşen devasa adamlara baktı.
"Siz... Siz bunu nasıl yaptınız? Leydim, bu büyü değil, bu bambaşka bir şey!"
Aren İmparatorluğa prensi korumak için sürgün edilmeden önce ateş ve su büyüsü kullanabilen soylu bir ailede büyümüştü, kendisi hiçbir zaman büyü kullanmamış olsada büyünün nasıl bir şey olduğunu hissediyordu ve az önce gördüğü şey kesinlikle büyü değildi.
Elina Arenin korku dolu yüz ifadesini görünce
"Bu adalet," dedi Elina soğukkanlılıkla.
Rayan'ın kolunu tuttu ve onu ayağa kaldırdı.
"Yürüyebiliyor musun?"
Rayan, hâlâ şokun etkisinde olsa da başını salladı.
Elina'nın elindeki o tuhaf ısı, ona yıllardır hissetmediği bir güven veriyordu.
Koridora çıktıklarında, merdivenlerden yukarı tırmanan zırhlı ayak sesleri yankılanıyordu. Elina, Rayan ve Aren'i arkasına alarak merdiven başına geçti. Yukarı doğru koşan on kişilik bir grup, karşılarında duran "canlı cenazeyi" görünce duraksadı.
Elina, Victoria'nın o asil ve otoriter sesini tüm malikanede yankılanacak şekilde yükseltti:
"Adımı unutmuş olamazsınız... Ben Victoria Renear. 17 yıl boyunca hasta olduğu için tahtan uzak duran imparatorluk prensesi !Yolumdan çekilin, yoksa sizide diğerlerinin yanına gönderirim! Yaşamak istiyorsanız geri çekilin"
Muhafızlar birbirlerine baktılar. Bazıları korkuyla geri adım attı, bazıları ise büyülenmiş gibi kılıçlarını indirdi.
Victorianın altın sarısı gözleri ateş gibi parlıyordu.
Bir efsanenin dirilişine tanıklık ediyorlardı.
Ancak grubun en arkasından, soğuk ve tanıdık bir ses duyuldu.
"Yeter bu tiyatro! O bir prenses değil, imparatorluğa musallat olmuş bir iblis! Vurun onu!"
Elina, kalbinin sıkıştığını hissetti. Bu ses, dadılık yaptığı yıllardan çok iyi tanıdığı birine aitti: Sör John Pepys.
John, elinde parıldayan bir kılıçla öne çıktı. Gözlerinde derin bir keder ve nefret vardı.
Elina'ya (Victoria'ya) bakarken dişlerini sıktı.
Elina fısıldadı: "John... Sen miydin?"
John, karşısındaki kadının bir zamanlar çocuklarına bakan merhametli dadısı olduğundan habersiz, kılıcını havaya kaldırdı.
"Prenses öldü. Bu karşımızdaki şey bir yanılsamadan ibaret. Saldırın!"
