Araba camına kafamı yasladım ve dışarıyı seyrettim. Gökyüzü griydi; ne tam karanlık ne de aydınlık… tıpkı içimdeki gibi. Ne öfkem dinmişti ne de huzur vardı. Sadece… bir ağırlık. Sanki omuzlarımda görünmeyen bir yük taşıyordum ve her adımda biraz daha ağırlaşıyordu.
Arabadan indim, çantam omzuma vurdukça içimdeki sinir yeniden kabarıyordu. Az önce olanlar gözümün önünden gitmiyordu. O kemik sesi, o anki his… içimde bir şeyin bundan zevk alması. Midem hafifçe kasıldı.
Ben böyle biri değildim. Ya da olmak istemiyordum.
Kaldırımdan yürürken insanların bana bakışlarını hissediyordum. Belki üzerimde hâlâ kavgadan kalan o sert hava vardı. Belki de sadece, onlar gibi değilim diye. Bunu hep hissetmiştim. Küçüklüğümden beri. Annem her zaman "güçlü ol Diana" derdi ama hiçbir zaman bu gücün ne olduğunu tam olarak açıklamazdı. Sanki söylemek isteyip de sustuğu bir şey vardı.
Eve yaklaştıkça içimde başka bir gerginlik yükseldi. Anneme ne diyecektim?
"Okuldan atıldım" mı?
Dudaklarım istemsizce ince bir çizgi haline geldi. Bu onun için bir hayal kırıklığı olacaktı. Ama beni en çok rahatsız eden şey, onun üzülmesi değildi.
Onun… bir şeyleri saklıyor olma ihtimaliydi.
Kapının önüne geldiğimde bir an durdum.
Elim zile gitmedi. Sadece kapıya baktım. Bu kapının ardında her zaman güven vardı. Ama aynı zamanda, cevaplanmamış sorular da.
Derin bir nefes aldım ve anahtarı çantamdan çıkarıp kapıyı açtım.
İçeri girdiğim anda beni tanıdık bir koku karşıladı. Hafif vanilya ve kahve… annemin kokusu. Ayakkabılarımı çıkarırken içimdeki gerginlik biraz gevşedi. Ama tamamen değil.
"Diana?" diye seslendi mutfaktan.
Sesi her zamanki gibiydi. Sıcak. Yumuşak. Ama ben, bugün o sese aynı şekilde karşılık veremeyeceğimi biliyordum.
"Ben geldim," dedim kısa bir şekilde.
Mutfaktan çıktığında elinde bir mutfak bezi vardı. Üzerinde açık renk bir kazak, saçları gevşekçe toplanmış, her zamanki gibi sade ama güzel. Gözleri beni bulduğunda yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
Ama bu gülümseme çok uzun sürmedi.
Bakışları üzerimde dolaştı. Üstümdeki dağınıklığı, saçlarımdaki düzensizliği, belki de gözlerimdeki o sertliği fark etti.
"Ne oldu?" dedi hemen.
İşte bu. Annem, her zaman anlardı.
Cevap vermek yerine çantamı yere bıraktım. Ayakta durmaya devam ettim. Sanki oturursam, zayıflayacakmışım gibi.
"Okuldan atıldım."
Kelimeyi bu kadar düz söyleyeceğimi düşünmemiştim. Ama çıktı işte. Soğuk, keskin.
Annemin yüzündeki ifade bir an dondu. Gözleri hafifçe büyüdü. Elindeki bez yavaşça aşağı sarktı.
"Ne… dedin?" diye fısıldadı.
"Duydun," dedim, gözlerimi ondan kaçırmadan. "Kavga oldu. Onlar başlattı. Ben bitirdim."
Sessizlik. Uzun, ağır bir sessizlik.
Annem bana doğru birkaç adım attı. Yüzü artık sadece şaşkın değildi. İçinde başka bir şey vardı. Korku mu? Endişe mi? Yoksa… bildiği bir şeyin doğrulanması mı?
"Yaralandın mı?" diye sordu aniden.
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
"Hayır."
Bir adım daha yaklaştı. Elini yüzüme uzattı ama dokunmadan durdu. Sanki temas ederse bir şey değişecekmiş gibi.
"Onlara ne yaptın, Diana?" dedi bu sefer daha alçak bir sesle.
O an… kalbim garip bir şekilde hızlandı.
Bu soru, normal bir annenin sorusu değildi.
"Gerekeni," dedim.
Gözleri gözlerime kilitlendi. Uzun uzun baktı. Sanki beni okuyordu. İçimi, zihnimi, sakladığım her şeyi.
Sonra birden başını eğdi. Derin bir nefes aldı.
"Bu erken oldu," diye mırıldandı.
Nefesim kesildi.
"Ne erken oldu?" diye sordum sertçe.
Başını kaldırdı. Yüzünde artık o yumuşak ifade yoktu. Yerine… kararsızlık vardı. Ve bu beni daha çok sinirlendirdi.
"Anne," dedim bir adım yaklaşarak. "Benden bir şey mi saklıyorsun?"
Gözleri bir an kaçtı ve bu yeterliydi.
İçimdeki o tanıdık öfke yeniden yükseldi. Ama bu sefer sadece öfke değildi. Merak. Şüphe. Ve… korku.
"Ben çocuk değilim," dedim dişlerimin arasından. "Ne olduğunu bilmek istiyorum."
Annem gözlerini tekrar bana çevirdi. Bu sefer daha kararlıydı. Ama aynı zamanda üzgün.
"Elbette değilsin," dedi yavaşça. "Zaten sorun da bu."
Kalbim göğsüme sertçe çarptı.
"Ne demek o?"
Bir an sustu. Sonra, sanki çok ağır bir yükü omuzlarından indiriyormuş gibi konuştu:
"Diana… sen sıradan biri değilsin."
O an… zaman durdu.
Çünkü içimde bir şey bunu zaten biliyordu.
Ama duymak…
Her şeyi değiştirdi.
