Annemin söylediği o cümle, odanın içinde yankılanmadı. İçimde bir yere çarptı. Derinlere... Daha önce dokunulmamış, adını koyamadığım bir yere.
"Sıradan değilsin."
Gözlerimi ondan ayırmadım. Kalbim hızlı atıyordu ama yüzümde tek bir duygu bile göstermemeye çalışıyordum. Çünkü bir şey sezmiştim. Bu konuşma benim hayatımı ikiye bölecekti. Öncesi ve sonrası.
"Devam et," dedim. Sesim düşündüğümden daha sakindi.
Annem başını hafifçe eğdi. Parmaklarını birbirine kenetledi. Bu onun zorlandığı zamanlarda yaptığı bir hareketti. Çocukluğumdan beri bilirdim.
"Bazı şeyleri sana daha geç anlatmak istiyordum," dedi yavaşça. "Daha hazır olduğunda…"
"Ben hazırım," diye kestim.
Gözleri bir an bana kilitlendi. İçinde hem gurur hem de korku vardı.
Sonra pes etti.
"Baban," dedi, sesi hafifçe titreyerek, "sen doğduğun gün ölmedi."
Nefesim kesildi.
"Ne?"
"Yani…" dedi hemen, kelimelerini toparlamaya çalışarak. "Senin bildiğin gibi değil. O sıradan bir şekilde ölmedi."
Kalbim göğsüme çarpmaya başladı. O an… yıllardır içimde boşluk olan o yer sanki dolmaya hazırlanıyordu.
"Peki ne oldu?" dedim daha sert bir tonla.
Annem derin bir nefes aldı.
"Baban bir Alfa'ydı, Diana."
O kelime… havada asılı kaldı.
Alfa?
Ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordum. Ama hissettirdiği şey güçlüydü, tehlikeliydi.
"Ne alfası?" diye sordum, kaşlarımı çatarak.
Gözlerimin içine baktı.
"Bir kurt adam sürüsünün lideriydi."
Dünya bir anlığına kaydı.
Sanki ayaklarımın altındaki zemin yok oldu. Ama düşmedim. Çünkü içimde bir şey, bunu reddetmedi.
Aksine, kabul etti.
"Bu bir şaka mı?" dedim ama sesimde inançsızlıktan çok test eder gibi bir ton vardı.
"Hayır," dedi kesin bir şekilde. "Hiç olmadığı kadar ciddi."
O an… sabahki kavga gözümün önüne geldi. Gücüm, Hızım, O kontrol… ya da kontrolsüzlük.
"Ben…" diye başladım ama kelimeler boğazımda düğümlendi.
Annem bir adım yaklaştı.
"Sen de onlardan birisin, Diana."
Kalbim duracak gibi oldu.
"Yani… ben de mi bir—"
"Kurt adamsın," dedi net bir şekilde.
Sessizlik.
Ama bu sessizlik boş değildi. İçimde bir şey uyanıyordu. Parça parça, Yavaş yavaş...
"Peki neden, neden şimdi?" diye fısıldadım. "Neden bugüne kadar söylemedin?"
Annemin yüzü gölgelendi.
"Çünkü babanın kim olduğunu bilen insanlar vardı," dedi. "Ve onlar… senin de varlığını öğrenirse tehlikede olurdun."
"Beni korumak için mi sakladın?"
"Evet."
Gözlerimi kaçırdım. İçimdeki öfke biraz yumuşadı ama tamamen gitmedi.
"Babam nasıl öldü?" diye sordum bu sefer.
Annem bir an sustu.
Bu cevabın ağır olduğunu gösteriyordu.
"Bir savaşta," dedi sonunda. "Güçlüydü, çok güçlü. Ama kontrolünü kaybetti."
İçimde bir şey sıkıştı. Onu hiç tanımamıştım. Ama şimdi… sanki bir parçama dokunulmuş gibiydi.
"Onun gibi miyim?" diye sordum.
Annem bana baktı. Uzun uzun.
"Evet," dedi. "Fazlasıyla."
Tam o anda…
Kapı çaldı.
İkimiz de irkildik.
Bu sıradan bir kapı sesi değildi. Daha ağır, daha aceleci.
Annem kaşlarını çattı, "Birini beklemiyorum," dedi.
Ben ise… içimde garip bir hisle kapıya baktım. Sanki o kapının ardında olan şey, benimle ilgiliydi.
Adımlarım yavaşladı ama durmadım.
Kapıya ulaştım, elimi koluna koydum.
Bir an tereddüt ettim. Sonra açtım.
Kapının önünde kimse yoktu.
Ama yerde bir zarf vardı.
Kalın. Koyu renkli. Üzerinde eski bir mühür.
Kalbim hızlandı. Eğilip aldım.
Zarfın üzerinde sadece ismim yazıyordu:
Diana Ashford
Yazı normal değildi. Keskin ve neredeyse kazınmış gibi.
"Ne o?" diye sordu annem arkamdan.
Cevap vermedim. Zarfı açtım.
İçinden sert dokulu bir kağıt çıktı.
Ve okudum:
"Sayın Diana Ashford,
Potansiyeliniz artık göz ardı edilemeyecek seviyeye ulaşmıştır.
Tarafınıza, Kuzey Kampüsü Akademisi'ne kabul edildiğinizi bildirmekten onur duyarız.
Bu kurum, özel bireylerin kontrol, eğitim ve gelişimi için kurulmuştur.
Sizin gibi olanlar için.
İki gün içinde kampüse katılmanız gerekmektedir.
Bu bir davet değil.
Bu bir zorunluluktur."
Altında bir mühür vardı.
Ve bir sembol.
Garip olan şey, o sembole baktığım an içimde bir şeyin tepki vermesiydi. Sanki onu tanıyordum.
Ama hatırlamıyordum.
"Diana…" dedi annem arkamdan, sesi gergin.
Yavaşça ona döndüm.
"Elimde bir seçenek yokmuş," dedim.
Gözlerimdeki ifade… bu sefer farklıydı.
Korku yoktu. Sadece…
Yaklaşan fırtınayı kabul eden bir sakinlik vardı.
