Ficool

Chapter 5 - BÖLÜM 5 — FARKLI HİSSETTİRİYOR

İstasyondan kampüse doğru attığım her adımda içimdeki o tuhaf his daha da yoğunlaşıyordu. Sanki görünmeyen bir şey beni ileri itiyor, geri dönme ihtimalini tamamen ortadan kaldırıyordu. Hava keskinleşmişti. Ormanın içinden geçen dar yolu takip ederken ayaklarımın altındaki taşların sesi bile fazla net geliyordu kulağıma.

Ve sonra…

Kapıya ulaştım.

Demirden yapılmış, devasa iki sütunun arasında yükselen bir giriş. Üzerinde işlenmiş semboller vardı; keskin hatlı, yabancı ama garip bir şekilde tanıdık. Parmaklarımı hafifçe demirin üzerine gezdirdim. Soğuktu… ama farklı hissettiriyordu.

Kapı kendiliğinden açıldı.

Bir an durdum. Bu normal değildi.

Ama artık "normal" diye bir şeyin benim için geçerli olmadığını kabullenmeye başlamıştım.

İçeri adım attığımda… nefesim kesildi.

Burası bir okuldan çok daha fazlasıydı.

Geniş taş yollar, iki yana uzanan devasa binalar, gotik mimarinin sert ve görkemli çizgileri… her şey büyük, ağır ve etkileyiciydi. Sanki burası eğitmek için değil, onları şekillendirmek için inşa edilmişti. Duvarlar bile güç kokuyordu.

Ve sessizlik…

Bu kadar büyük bir yerde bu kadar az ses olması tuhaftı.

Ama yalnız değildim.

Bunu hissedebiliyordum.

Gözlerim farkında olmadan etrafı taradı. Pencerelerde gölgeler, uzakta hareket eden siluetler. Sanırım izleniyordum.

Kalbim hızlandı. Biraz korku, biraz endişe.

"Demek geldin."

Ses arkamdan geldi. Aında döndüm.

Orta yaşlı bir kadın bana doğru yürüyordu. Duruşu dikti, bakışları keskin. Üzerinde koyu renkli, kusursuz bir takım vardı. Saçları sıkıca toplanmıştı.

Bu kadının otorite olduğu belliydi.

"Diana Ashford," dedi adımı söylerken. Sanki beni zaten uzun zamandır tanıyormuş gibi.

"Evet," dedim.

Gözlerimi kaçırmadım. Bu önemliydi.

Bunu içgüdüsel olarak biliyordum.

Kadının dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı.

"Ben Müdür Elara," dedi. "Hoş geldin."

Hoş geldin…

Bu kelime kulağa normal geliyordu ama tonunda bir şey vardı. Sanki bu bir karşılama değil, gözlem başlangıcıydı.

"Ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim," dedim.

Kaşlarından biri hafifçe kalktı. Ama sinirlenmedi.

Aksine ilgilenmiş gibiydi.

"Dürüst," diye mırıldandı. "Güzel."

Yanıma yaklaştı. Gözleri üzerimde gezindi. Bu sıradan bir bakış değildi. Sanki beni ölçüyordu.

"Burada farklı olduğunu hemen anlayacaksın," dedi.

"Zaten farkındayım," dedim.

Bir anlık sessizlik oldu.

Sonra söyledi.

"Bu okulda tek kız sensin, Diana."

Sözleri havada ağırlaştı.

İçimde bir şey gerildi.

Ama geri adım atmadım.

"Ve?" dedim.

"Ve bu," dedi bana biraz daha yaklaşarak, sesi alçalarak, "seni ya en güçlü yapar… ya da en kırılgan."

Gözlerimi gözlerine kilitledim.

"Göreceğiz," dedim.

Bu sefer gülümsedi.

Ama bu sıcak bir gülümseme değildi.

"Evet," dedi. "Göreceğiz."

Koridorlardan geçerken ayak seslerimiz yankılanıyordu. Duvarlar taş, tavanlar yüksek, pencereler dar ve uzundu. İçeri süzülen ışık bile sertti. Burada hiçbir şey yumuşak değildi.

Her köşede bir varlık hissediyordum.

Sanki duvarların ardında, gölgelerin içinde birileri vardı.

"Burada herkes güçlüdür," dedi Müdür Elara yürürken. "Ama güç… kontrol edilmezse bir lanete dönüşür."

"Beni buraya kontrol etmek için mi çağırdınız?" diye sordum.

"Hayır," dedi durmadan. "Seni görmek için."

Bu cevap hoşuma gitmedi.

Ama daha fazla sorgulamadım.

Sonunda bir kapının önünde durduk.

"Elara Hanım," dedi yanımıza yaklaşan genç bir adam.

Gözlerim ona kaydı. Benden oldukça uzundu. Açık kahverengi saçları arkaya taranmış, yüzü keskindi ve gözlerinde dikkatli bir ifade vardı.

"Bu Apollo," dedi müdür. "Senin oda arkadaşın."

Kaşlarım çatıldı.

"O da mı—"

"Hayır," dedi Elara kısa bir şekilde. "İnsan."

Apollo bana küçük bir gülümseme verdi.

"Sanırım… aynı durumdayız," dedi.

Onun sesi… normaldi.

Bu garipti.

"Sanırım," dedim.

Ama içimde bir şey… onun tamamen "normal" olmadığını söylüyordu.

Müdür kapıyı açtı.

"Burada kalacaksınız," dedi. "Kurallar basit. Sınırları aşmayın. Özellikle sen, Diana."

Gözlerimi ona çevirdim.

"Ben sınırları sevmem," dedim.

Bu sefer gözlerinde açıkça bir parıltı belirdi.

"Biliyorum," dedi. "O yüzden buradasın."

Odaya girdiğimde genişliği dikkatimi çekti. İki yatak, büyük pencereler, ağır perdeler... ama en çok hissettiren şey buranın da diğer yerler gibi "izlediği" hissiydi.

Çantamı yatağın üzerine bıraktım.

Pencereye doğru yürüdüm.

Ve dışarı baktım.

Kampüs geceyle birlikte daha da değişmişti. Gölgelere karışan hareketler, uzaklardan gelen hafif uluma sesleri…

Kalbim hızlandı. Hiç bilmediğim, tahmin edemediğim varlıklarla aynı okuldaydım. Bu gerçekten çok farklı hissettiriyor.

More Chapters