Karanlık sokakta yalnız 3 kişinin ayak sesleri vardı. Durmadan koşuyorlardı. En önde ilerleyene adam uzun boylu ve güçlü bir yapıya sahipti. Sarı saçları koşarken savruluyor şu. Kucağında daha ilk haftalarını bile doldurmadığı anlaşılan minik bir can taşıyordu. Koşmaktan ötürü yer içinde kalmıştı. Onu hemen arkasından takip eden kestane rengi saçları, ela gözleri ile güzelliğini hemen belli eden bir kadındı. Yüzüne bakıldığı zaman endişesi hemen anlaşılıyordu. Korkuları ve durumları onların kaçtığı açığa koyuyordu. Hem adam hem kadın her ikiside koşmaya devam ederken çocuklarına bakıp ağlamaklı oluyorlardı. Kadın elini tutan 5-6 yaşlarında görünen çocuğa baktı ve aniden önlerindeki sokaktan duyulan asker sesleriyle durdu. Korkuyla titredi ve çocuğun elini daha sıkı tuttu. Adam adımlarını yavaşlatarak arkasına döndü ve kadına dönerek:
-"Mary.. biliyorum. Bu bizim için zor ama çocukları al ve git lütfen. Ben onları oyalarım." Dedi. Kadın yani Mary onun sözlerine inanamayarak baktı ona:
-"Hayır. Hayır Steve... Bunu yapma. Ben.. biz sensiz ne yaparız?" Dedi titreyen sesiyle. Ancak Steve ısrarcıydı. Mary'nin kollarına minik bebeği bıraktı ve anne babasını izleyen, hiçbir şeye anlam veremeyen küçük çocuğun seviyesinde diz çöktü. Aniden ona sarıldı ve bir babanın oğluna olan tüm şefkatini bu sarılma anına döktü:
-"Oğlum. Tony... Sen her zaman benim gurur kaynağım oldun. Sana güveniyorum. Anneni ve kız kardeşini sakın yalnız bırakma. Onlar sana emanet anladın mı?" Dedi. Geri çekildiğinde gözleri yaşlarla doluydu. Ancak kendini tutuyordu. Tony anlam veremese de babasının durumu onu da etkilemişti. Bir babanın son vedası olduğunu anlamamış olsa bile bunu hissetmişti. Tony kafasını onaylar biçimde salladı. Artık onunda gözleri dolmaya başlamıştı. O da korkmuştu. Çünkü ilk defa böyle birşeye.. babasının ağlamasına şahit oluyordu. Babası onun gözünde yenilmez bir kahramandı. Şimdi ise o koca Kahraman ağlıyordu. Steve daha fazla konuşamadan ayağa kalktı. Mary'e yaklaştı ve onun kucağında ki bebeği eğilip öptü. Küçük bebek masum bir şekilde uyuyordu. Herşeyden habersiz. Steve artık ağlıyordu. Kendine hakim olamadan... Çocuklarını daha büyümeden yalnız bırakacak olmasına ağlıyordu. Ama şunu da çok iyi biliyordu ki eğer onları korumazsa bir gelecekleri olamayacak. Buna izin vermeyecekti Steve. Mary ona doğru yaklaştı ve titreyen sesiyle:
-"Başka bir yolu olmalı.. Steve. Lütfen." Dedi. Steve cevap vermeden hayatını paylaştığı, en güzel günlerini birlikte geçirdiği kadına sarıldı. Son kez onun saçlarını kokladı ve öptü. Onun kulağına fısıldayarak:
-"Mary, ben mutluyum. Bir baba olarak her vazifemi yapmam gerek. Kral olarak herşeyi yapmaya çalıştım. Bunu başaramadım ama çocuklarım için gerçek bir baba olmak istiyorum. Lütfen bana güven ve git.. hemen." Dedi ve kadını karanlık sokağa itere askerlerin meşalelerinin görünmeye başladı caddeye doğru kılıcını çekip koşmaya başladı. Tony arkasından tam bağırmak istemişti ki annesi onun ağzını kapattı:
-"Hayır Tony. Gitmeliyiz..." Diyerek onu çekti. Karanlık sokakta silüetleri kaybolmuştu. Mary nereye gittiğini bilmeden ilerliyordu. Sakin kalmaya çalışıyordu ama elinde değildi gözyaşlarını engellemek. Tony de durmadan ağlıyordu. Mary küçük kızı ağlamadan önce saklanacak bir yer bulmalıydı. En azından şimdilik sığınabileceği bir yer... Ancak kader onun yüzüne gülmüyordu pek. Girdiği sokağın sonundaki dev duvarı görünce gözleri korkuyla büyüdü. Çıkmaz sokağın sonuna gelmişlerdi. Mary olduğu yerde donmuştu ve çaresizdi. Çocuklarını korumalıydı. Her ne olursa olsun onları koruması gerekiyordu. Tıpkı Steve gibi. Kendini toparladı ve askerlerin yaklaşan ayak seslerini duymaya başladı. Bitmek bilmez duvarlarda büyük bir manastırın kapısını gördü ve hiç beklemeden kapıyı çaldı. Askerler her saniye daha çok yaklaşıyorlardı. Mary durmadan dua ediyordu. Tam askerler sokağın başına gelip onları görecekleri anda manastırın kapısı açıldı. Mary bir an bile beklemeden kapıyı açan genç rahibenin şaşkın bakışlarına aldırmadan içeri daldı ve ardından kapıyı kapattı. Rahibe şaşkınca onlara bakıyordu. Mary işaret parmağını dudaklarına götürerek ona sessiz olması için işaret yaptı. Hala korkudan titriyordu. Derin bir nefes aldı ve kendini sakinleştirmeye çalıştı. Yere çöktü ve kucağında kızıyla Tony'e baktı. Gülümseyerek:
-"Tony..." Dedi. Elini uzatıp nazikçe yavrusunun yanağını okşadı. Şimdilik rahatlamıştı Mary. Büyük bir badire atlatmışlardı ancak hiçbir şey sonuca kavuşmuş değildi. Peşlerinde bir sürü asker vardı hala. Ve bu kez Mary'nin yanında sırtını yaslayacağı, ona destek olacak kocası da yoktu yanında. Artık onlarla olamayacaktı Steve. Bir daha görmeleri mümkün bile değildi onu. Elly daha babasını tanımamıştı. Tony'de babasız büyümek zorunda kalacaktı. Mary düşünceleriyle boğulmaya başladı. Gözleri tekrar dolmuştu. Dik durmak zorundaydı ama bunca şeyden sonra bunu yapmakta oldukça zorlanıyordu. Yaşlar gözlerinden akarken genç rahibenin sesiyle kendini toparladı:
-"Siz kimsiniz?.."dedi rahibe. Mary önce düşündü. Ona herşeyi direkt olarak söyleyezmedi. Bunu yaparsa kendisi de çocukları da tehlikeye girerdi. Rahibeyi dikkatle inceledi. Görünüşünden anlaşılan o ki daha 16 yaşlarında idi. Mary ona ne söylerse inanabilirdi. Onun gözlerinin içine baktı:
-"Lütfen genç bayan. Bu gece burada kalmamıza izin verin. Kocam sarhoşun teki. Yine eve geldiğinde çocuklarımla tehdit etti beni. Benden kaçmak zorunda kaldım. Lütfen bu gecelikte olsa bizi idare edin..." Dedi. Rolünü oldukça etkili oynamıştı. Genç rahibenin bakışları değişti ve Mary'nin kucağındaki bebeğe, ardından Tony'e baktı. Tekrar Mary'e döndü:
-"Buna ben karar veremem ama sizi baş rahibeye götürebilirim. Umarım size yardım edecektir. Beni takip edin." Dedi ve onları manastırın dar, loş aydınlatmalı koridorlarından geçirdi. Koridorun sonuna vardıkları zaman büyük bir avluya ulaştıklar. Burada dev bir İsa heykeli vardı. Mary ona baktı ve ilk defa kendi içinde derinlik hissetmedi. Çünkü artık Tanrı'ya ve kadere olan düşünceleri değişmişti. Daha fazla orada beklemeden ilerlemeye devam eden rahibeyi takip ettiler. Rahibe onları tekrar bir sürü kapının olduğu bir koridora soktu. Ardından bir kapının önünde durarak kapıyı nazikçe çaldı. İçeriden her hangi bir sesin gelmediğini fark ederek bir kez daha çalıp bu sefer cevabı beklemeden içeri girdi. Rahibe kapıyı açtıktan sonra oracıkta donakalmıştı. Karşısında gördüğü manzara kan dondurucuydu. Mary onun halini fark edip neler olduğunu görmeye çalıştı fakat rahibenin bedeni görüş açısını kapatıyordu. Mary parmaklarının üstünde yükselerek içeriyi görmeye çalıştı. O anda rahibe korkuyla çığlık atarak içeri koştu. Görmeyi bekledikleri şey bu değildi. Çünkü içeride Baş rahibe yerine siyah garip bir elbise ile bir büyücü cübbesi giymiş, onun yanında da yırtık deri ceketi ve kel başıyla öne çıkan bir adam vardı. Yerde ise korku dolu gözleri açık kalmış ve cansız bir şekilde yatan Baş rahibenin bedeni vardı. Genç rahibe panikle çığlık atarken korkunç görünümlü kadın giydiği cübbenin iç cebinden kısa bir tahta parçası çıkarıp ona doğrulttu. Basit bir tahta görünümüne sahip olsa da emekle yontulmuş ve özenle üretilmiş gibi görünen o tahta parçasının ucundan kuvvetli bir ışık patlaması odaya yayıldı. Mary olan biteni izlerken şimdi hiçbir şey göremiyordu. Görüşü tekrar netleşti zaman ise yerde ikinci bir ceset daha yatıyordu. Kadın ona bakarak:
-Çok bağırdı... Dedi soğuk içilmesi ürperten bir sesle. Mary olanları gördükten sonra Tony'nin elini sıkıca tuttu ve arkasına bile bakmadan koşmaya başladı. Aynı koridorlarda geçmek için avluya çıktı. Koridora giden geçite varmayı başarmıştı fakat arkadan hızla gelen o kel adamın elinde tuttuğu aynı tahta parçasından parlayan ışık bu kez Mary'nin önündeki duvarı yıktı. Yüksek sesle yıkılan duvar ardında büyük bir ses ve toz bulutu bırakmıştı. Adamın kahkahaları duyulabiliyordu. Mary duvardan bebeğini korumak için onu sıkıca sarmıştı. Ve Tony'nin üzerine düşmek üzere olan beton yığınına karşın Tony'i itelemişti fakat bu kez kolu ağır şekilde yaralanmıştı.
