Ficool

Chapter 2 - Şimdilik güvende...

Tony ağır ağır gözlerini araladı. Kendini yabancı bir tabana bakarken buldu. Burası ne saraydı ne de babasının o her sabah duyduğu ağır adım seslerine sahipti. Tony yavaşça başını yan tarafa çevirdi. Orada duran minik beşikte kızkardeşi Elly güzelce uyuyordu. Minik göğsü nefes alıp vermesinde inip kalkıyordu. Tony yattığı yataktan yavaşça doğruldu ve oturdu. Ellerini yatağın kenarına koydu ve odayı incelemeye başladı. Odada duyabildiği tek ses duvarla bitişik duran şömine deki odunların yanma sesiydi. Sesim geldiği yöne doğru çevirdi Tony kafasını. Ardından dikkatle o sesi dinledi. Bu ses biraz olsun ona kendi evini ve orada yaşadığı huzuru hatırlatmıştı. Tony yavaşça yataktan indi. Ayakları soğuk zemine değdiği zaman vücudu hafifçe titredi. Elly'nin yattığı beşiğe doğru sessiz adımlarla ilerledi. Beşiğin kenarına geldiğinde huzurla uyuyan bebeğe baktı. Küçük parmakları ile nazikçe onun yanağını okşadı. Bir abi şefkatiyle... Tony yine ses çıkarmadan odanın içinde dolaşmaya başladı. Oda sadeydi. Yalnızca bir yatak, bir beşik ve şömine vardı. Odanın tek penceresinden içeri sabah güneşinin ışıkları usulca giriyor, toz zerreciklerinin havada yaptıkları o muhteşem dansa sahne ışığı oluyordu. Tony bu kez pencereye yaklaştı. Işık gözlerini kamaştırdı ve elleriyle kendini korumaya çalıştı. Ardından dönüp tekrar kendini yatağa attı. Dün akşam yaşadıkları canlanmaya başlamıştı yavaşça kafasında. Babası ile birlikte kaçmaları. Ardından nedenini bile anlamadığı birşey için babasının onlardan ağlayarak uzaklaşması... Ve girdikleri manastırda annesinin.. annesinin yaralanması... Tony o an nefes alamıyormuş gibi hissetti. Küçük eli istemsizce kalbine gitti. Annesini görmeliydi. Ona ihtiyacı vardı. Bu düşüncelerle yataktan atladı ve kapıya yöneldi. Kapıyı açtığı zaman büyük bir avlu ile karşılaştı. Avlu epey aydınlıktı. Burada her taraf pencereydi. Ortada ise kanepeler vardı. Tony yine sessiz minik adımlarla ilerlemeye başladı. O sırada koltukta oturul elindeki kitabı okuyan, dün akşam onlara doğru yaklaştığını hatırladığı genç adamı gördü. O annesinin nerede olduğunu biliyor olabilirdi. Zaten o genç kızla birlikte gelmişlerdi. Kesinlikle bir bildiği olmalıydı. Tony ona doğru yaklaştı. Hiç beklemeden sordu:

-Annem nerede? Tony sorusuna cevap almak için saniyeler boyunca bekledi. Ama Tom hiçbir tepki vermedi. Elindeki kitabın sayfasını çevirdi. O sessizliğin içinde bu ses defalarca yankı yapmış gibiydi. Tony bu kez minik ellerini yumruk yaptı ve tekrar sordu:

-Annem nerede!? Sesi titremedi ama boğazı düğümlenmiş gibiydi. Sesi zar zor çıkıyordu. Tom bu kez kitaptan başını kaldırdı ve ona baktı. İfadesi ne öfkeliydi ne de herhangi bir duygu içeriyordu. Dudakları hareket edecek gibi oldu ama Tony'nin geldiği odadan yükselen tiz ses ile tekrar sustu. Tony bu sesi tanıyordu. Bu Elly'nin ağlamasıydı. Annesi şu an burada olmadığına göre beklememeliydi. Elly'nin yattığı odaya doğru koştu ve içeri girip beşikten o minik bebeği aldı. Tom da hemen onun ardından odanın kapısında belirdi ancak içeri girmedi. Sadece kapıya yaslandı ve olacakları izledi. Tony Elly'i nazikçe sallamaya başladı. Annesi böyle yapardı çünkü. Ve yine annesi hem Elly'e hemde Tony'e uyuması için ninniler söylerdi. Ton ninniye ait sözleri hatırlamaya çalıştı. Sözleri bilmese de o melodiyi ezberlemişti. Kelimeler yarım da olsa Tony ninniyi mırıldanmaya başladı. Her saniye Elly'nin ağlaması sessizleşti. Ve yine her saniye Tony'nin gözlerinden yaşlar yanaklarına süzüldü. Çünkü her söz ona annesini hatırlatıyordu. Tony annesinin yaralanmış halini aklından çıkaramıyordu. Artık kendini tutmayı bırakmıştı. Ağlıyordu ama sessizce. Çünkü Elly de bunu hissedebilirdi. Tony ninniyi bitirdi. Elly şimdi tamamen uyumuştu. Tony onu yavaşça beşiğe geri yatırdı. Ardından gözlerini ellerinin tersiyle silip Tom'a döndü. Onun yüzüne bakmadan:

-Elly'nin annesine ihtiyacı var. O acıktı... Der. Tom bu yoğun duygu yüklü sahne karşısında belli etmemeye çalışsa da oldukça etkilenir. Yavaşça yaslandığı yerden kendini iter ve Tony'nin göz hizasında eğilerek:

-Merak etme Tony. Annen birazdan gelecek. O iyi.. der nazik ve umut dolu bir sesle...

**********

Birkaç dakika sessizce geçtikten sonra evin kapısı çalındı. Tom yine aynı koltukta aynı kitabı okuyordu. Kapının çalındığını duyduğu zaman kafasını kaldırdı. Tony ondan önce davranıp kapıya ilerledi. Kapıyı dikkatle açtı. Annesinin geleceğini söylemişti ona Tom. Bu umutla yüzü gülüyordu. Kapı tamamen açıldığı zaman karşısında dün gece gördüğü genç kızı gördü Tony. Ciddi ancak nazik bir ifadesi vardı. Hiçbir şey söylemeden içeri doğru adım attı. Tony'nin varlığını görmezden gelmiştir sanki. İçeri girince Tom'a baktı ve başını salladı. Tom'da ona aynı tepkiyi verdi. Aralarinda sessiz bir anlaşma diliydi bu. Genç kız içeri girdikten sonra arkasından havada süzülen bir sedye geldi. Tony kapının kenarında olanları şaşkınlıkla izliyordu. Havada süzülen bir sedye onun için son derece garip bir şeydi. Bir iki adım geri kaçmıştı ki sedyenin üstünde tanıdık birinin yattığını gördü. Bu Mary'di. Sedyede yatıyordu. Hafif başını çevirdi ve Tony'e bakıp gülümsedi. Tony daha fazla dayanamadı ve ağlamaya başladı. Yaşlar gözünden istemeksizin yanaklarına doğru iniyordu. Sedye havada süzülüp Elly'nin uyuduğu odaya doğru ilerlerken Tony ağlayarak sedyenin yanına koştu. Minik ellerini onun kenarına koyup annesinin eline ulaşmak istedi. Fakat annesinin elini bulamadı. Sadece onun yerinde bir boşluk vardı. Mary, Tony'nin yüzüne bakmayı bıraktı ve ifadesiz şekilde önüne döndü. Tony ise gördüğü manzara karşısında bir başka boşluğa düşerek olduğu yerde kalakaldı. Bacakları titriyordu. Artık ağlayamıyordu. Sanki birşey onu olduğu yere sabitlemiş gibi hareket edemez hale geldi. Mary onun gözleri önünde yavaşça sedyeye yatırıldı. Genç kız onun rahatlığı için yastıkları ayarladı ve Elly'i beşiğinden alıp onun kucağına verdi. Tony ise hala hareketsiz olanları izliyordu. Donuk gözlerinde yaşlar birikmişti ama akmıyordu. Genç kız ona doğru ilerledi ve onun boyunda eğilerek elini uzattı. Ondan beklenmeyen nazik bir sesle:

-Gel hadi. Anneye sarılmayacak mısın? Dedi gülümseyerek. Ama Tony bu sözlerin hiçbirini tam olarak duymadı. Uzatılan ele bakmadan başını yere eğdi. Gözyaşları yere damladığı zaman genç kız bir an beklemeden onu kucağına aldı ve dudaklarını kulağına yaklaştırıp:

-Tony... Git ve annene sarıl tamam mı? O seni istiyor. Diyerek Tony'nin gözünün önündeki saçları parmağıyla kenara çekti. Onun gözündeki yaşları silerek gülümsedi. Tony biraz olsun kendine gelmişti. Genç kız onu odaya götürürken kendini tuttu ve ağlamadı. Yatağın kenarına indiği zaman annesinin ona bakıp gülümsediğini fark edince başını kaldırdı. Mary geriye kalan tek kolunu uzatıp Tony'nin yanağını okşadı. Ardından nazik bir sesle:

-Tony.. oğlum. Diyebildi dudakları titreyerek. Bir annenin yavrusuna kavuşup sakin kalması elbette imkansızdı. Her ne ile karşı karşıya gelirse gelsin hiçbir anne yavrusuna duyduğu şefkatten vazgeçmezdi. Mary'de öyleydi ve Tony yatağa tırmanıp ağlayarak ona sarıldığı zaman kendini daha fazla tutamadı. Kucağında Elly ve ona sarılan biricik oğlu yanında olduktan sonra onun mutlu olmaması için hiçbir sebep yoktu. Oğlunun saçını okşadı, kokladı. Onları koruyabildiği için son derece mutluydu. Ve mutluluğun sonsuza kadar sürmesini isterdi. Tom ve yanında duran genç kız kapıdan onları izliyordu. Birbirlerine bakıp bu masum anın etkisinden bir an olsun kurtulmak istediler. Tom konuşmaya başladı:

-Luna. İyisin değil mi? Dedi genç kızın gözlerinin içine bakarak. Luna cevap vermedi ilk başta. Tekrar o masum manzaraya dönüp baktı. Ardından onaylar şekilde başını salladı:

-"İyiyim Tom. Biliyorsun... İkimizde anne babamız yanımızda iken büyüdük. Onların kanatları altında güzel bir çocukluk yaşadık. Ama ne Tony ne de Elly bunu yaşayamayacak. Sadece bunu düşündükçe üzülüyorum." Dedi..

Aradan dakikalar geçmişti. Elly annesinin kucağında derin ve mutlu bir uykuya dalmışken Tony ise hala annesine sarılmış haldeydi. Mary dün geceden beri yaşadığı şeylerden ötürü çok yorgundu. Gözleri gitgide ağırlaşıyordu. Bir yandan uykuya direnirken bir yandan Tony'nin başını okşuyordu. Tom ve Luna ise onlara biraz mahremiyet tanımak adına odadan çıkıp birlikte mutfağa gitmişlerdi. Luna yemek hazırlamaya çalışırken Tom ise onun istediği küçük işleri yerine getiriyordu. Luna karıştırdığı kazandan başını kaldırdı ve kapağını örtüp Tom'a yöneldi:

-"Tom.. her zaman ki gibi boş boş duruyorsun..." Dedi alaycı bir gülümseme ile. Tom onu pek dinlememişti ama. Elindeki kitaba son derece odaklanmış görünüyordu. Luna onu görünce sanki kitabın içine düşmüş olduğunu sandı:

-"Hey Tom. Sana söylüyorum..." Diyerek onun koluna hafifçe dokundu. Tom derin sayfalardan koparak başını kaldırdı. Luna'ya önce şaşkın bir ifade ile baktı. Sonra:

-"Üzgünüm Luna. Baksana. Burada anlatılan efsane bayağı ilgimi çekmişti." Dedi kitabı ona çevirerek. Luna bu kez ciddi ifadesini takınarak Tom'un ona göstermeye çalıştığı kitabı eliyle aşağı itti:

-"Tom, hadi yemek hazır oldu sayılır. Tony'i de al gel salona." Dedi. Bakışlarına karşı Tom itiraz edemedi ve mutfaktan çıkıp Mary ile çocukların yattığı odanın kapısına gidip usulca kapıyı çaldı. İçeriden cevap duyamayınca beklemeyip içeri girdi. Gördüğü manzara onu hem mutlu etmişti hemde biraz hüzünlü bir hale sokmuştu. Mary kucağında Elly, yanında Tony ile huzurlu bir uykuya dalmıştı. Hafif nefes alıp verme sesleri odayı dolduruyordu. Bu ise Tom'a beklemediği bir huzur veriyordu. Tom onları rahatsız etmemek için odanın kapısını sessizce örttü ve yeniden mutfağa döndü. Luna'nın ona yine o ciddi ifade ile baktığını fark ettiğinde ise gülümsedi ve:

-"Kızma hemen Luna. Uyuyorlar. Onları rahatsız etmek istemedim. Gel biz yiyelim. Tony uyanınca yer." Diyerek mutfaktaki ahşap masanın yine ahşap sandalyesini ince bir nezaketle kendine çekip Luna'nın oturması için işaret etti. Luna yanaklarında hafif bir kızarıklık ile sandalyeye oturdu ve yemeği tabaklara doldurmaya başladı. Bir tabakta tam karşısına oturan Tom'a uzatarak:

-"Sen bu kadar nazik miydin acımasız savaşçı? Senin güldüğünü bile zor görürdük normalde.." dedi ona imalı bir şekilde bakarak. Tom eline aldığı kaşık ile yemeği karıştırırken başını önüne eğdi ve birkaç saniye sonra Luna'ya bakarak:

-"Evet. Savaşta acımasız olmak zorundayız Luna. Sende böyle yapıyorsun zaten. Ama bu savaştan sonra bile gülmezsem eğer gerçekten kalpsiz olurum." Dedi. Luna bu kez tamamen kızardı. Karşılık bile vermeden yemeği hızla yemeye başladı. Tom'un onu izlediğini fark etsede aldırmadı. Sonrasında mutfak girişinden gelen bir ahşap gıcırtısı sesi ile ikiside irkilip oraya baktılar. Kapıda siyah saçlarını iki yana ayırmış, yüzünde ciddi ancak nazik bir ifadesi olan, yeşil gözleri ile zekasını yansıtan uzun boylu bir adam duruyordu. Luna ve Tom şaşkınlıkla ve ani bir heyecan ile ayağa kalktılar. İkisi de bir ağızdan:

-"Hoşgeldiniz efendim.." dediler. Adam yüzünde etkileyici bir gülümseme ile onlara bakarak:

-"Hoşbuldum. Nasılsınız çocuklar? Görüyorum ki bu büyük savaşın ortasında bile aşktan vazgeçmiyorsunuz.." dedi. Adamın sözleri üzerine Luna bu kez ne yapacağını şaşırdı. Yüzü tamamen kıpkırmızı olmuştu. Tom da farklı sayılmazdı. Az önceki sakin, kendinden emin hâli gitmiş yerine heyecanlı eli ayağı birbirine dolanan biri gelmişti. Adam ise onların bu haline gülerek masanın en başından kendisi için bir sandalye çekip oturdu. Luna ve Tom'da onu izledi ve oturdular. Hareketleri şimdi daha sakin ve yerli yerindeydi. Adam elindeki siyah eldivenleri çıkardı. İfadesi gitgide ciddi bir hale büründü. Kollarını masaya yasladı ve sıra sıra ikisine de bakarak konuşmaya başladı:

-"Luna, Tom... Size teşekkür ederim. Benim isteklerimi hep eksiksiz yerine getirdiniz. Ancak bu kez sizden isteğim sadece bana akıl vermeniz. Eğer Mary ve çocukları Büyü Krallığından korumak istiyorsak onlara bir kimlik kazandırmamız gerek. Tony akademide öğrencim olmalı. Ama biliyorsunuz. Krallığın sistemi çok sert. Eğer bir insan ailesini buraya getirdiğimiz öğrenilirse ne çocukları ne de planımızı asla koruyamayız. Ama... Ne yapacağımı bilemiyorum çocuklar. Başarısız olursak çocukları bizden alırlar.." Dedi dirseklerini masaya dayayıp elleriyle gözlerini ovuşturarak. Tom ve Luna onu dikkatle dinledi. Her ikiside anlamıştı. Uzun bir süre hepsi sessiz kaldı. Ocağın altında yanan odunların çıtırtısı hakimdi şimdi odanın içinde. İlk konuşan Tom oldu:

-"Profesör.. acaba.. bunu söylemek bile kötü hissettiriyor bana ama.. Mary Blake ile evlenseniz.. böylece-" derken Luna onun sözünü kesti:

-"Hayır Tom.. bunu nasıl düşünürsün..? O kadının halini görmedin mi? Baygın haldeyken bile o çocuklarının ve eşinin ismini sayıklayıp durdu. Bunu ona yapamayız..." Dedi. Oda yine sessizliğe büründü. Luna haklıydı aslında. Mary'nin böyle bir şeye dayanmasını bekleyemezlerdi. Zira Mary daha yeni kocasından ayrı kalmış, yaralanmış ve üstüne üstlük birde çocukları vardı. Bu halde eğer Jerry onunla evlenmek zorunda olduğunu söylerse bunu çok yanlış karşılayabilirdi Mary. Jerry dirseklerini masaya dayanmıştı. Elleri çenesinin altında yumruk olmuş, yine o derin düşünen ifadesini takınmıştı. Seçenekleri düşünüyordu. Hedeflerini tartıyordu belki de. Ancak başka bir yöntemi yoktu. Bunu yapmak zorundaydı. Yavaş ve sakin bir biçimde ayağa kalkarak mutfağın kapısına doğru ilerledi. Kapının kolunu tutup açtıktan sonra bir an durdu ve Luna ile Tom'a dönerek:

-"Luna, Tom.. eğer bir gün yanlış bir karar verirsem doğruyu bana bana siz göstereceksiniz.." dedi ve dönüp odadan çıktı. Luna onun ardından umutsuz ve hüzünlü bir ifadeyle bakakaldı. Tom da sıkıntılı görünüyordu ki ikiside aynı anda ayağa kalkıp mutfaktan çıktılar. Tam o sırada Jerry sessiz bir biçimde Mary ile çocukların uyuduğu odaya girdi. Ve arkasından kapıyı kapattı. Luna ve Tom merakla ve endişeyle beklemeye başladılar. Jerry Gibson'u hep bir baba olarak görmüşlerdi. Onları krallığın kölelik sisteminden kurtarmıştı Jerry... Onlara en iyi büyüleri öğretmişti. Kendi ailelerinin bile veremediği sevgiyi ondan almışlardı. Bu yüzden ikisi de birbirine bakıp sessiz bir anlaşma yaptılar. Her zaman Jerry'e destek olacaklardı. Düşüncelerinden kapının açılma sesiyle ayrıldılar. İçeriden çıkan gözlerini ovuşturan Tony'den başkası değildi. Önceki haline göre daha mutlu görünüyordu. Luna ve Tom'un orada olduğunu fark ettiği zaman kafasını kaldırdı ve onlara şaşkın küçük bakışlarla baktı. Luna o kendine has sessiz ve sert duruşuna tamamen ters bir biçimde ona yaklaşıyor. Kafasını okşuyor:

-"Tom, ne dersin? Sence artık ona vermeli miyiz..?" Diye sordu. Tom ifadesiz kaldı ve kafasını iki yana sallayarak:

-"Bence onu profesörün vermesi daha uygun..." Der. Tony hala uykulu şekilde esnerken onların neyden bahsettiğini de tam olarak anlayamaz. Luna onun şaşkın bakışlarını gülümseyerek karşılar:

-"Ahh.. sorun yok Tony. Aç mısın?" Diye sorar küçük çocuğa. Tony ona boş gözlerle bakar ve:

-"Evet... Ama annem ve Elly uyuyor. Biz.. normalde hep birlikte yerdik.." dedi. Başını önüne eğdi. Fakat ağlamıyordu. Luna elini onun omzuna koydu ve önünde çömeldi. Bir saniye beklemeden ona bir abla gibi sarıldı:

-"Merak etme tatlım... Herşey düzelecek." Dedi. Luna, Tony'i yerden kaldırıp kucağına aldı. Tom'a dönerek gülümsedi ve:

-"Hadi Tom.. Tony için yiyecek birşeyler hazırlayalım." Diyerek mutfağın yolunu tuttu. Luna'nın önceden hazırladığı garip ama bir o kadar lezzetli olan çorbayı Tom bir tabağa koydu ve ardından masaya güzelce yerleştirdi. Tony için farklı ve daha yüksek bir sandalye koymayı da unutmadı masanın kenarına. Luna ve Tom, Tony'i yemeği isteksiz bir biçimde yerken izlediler. Tom arasıra Luna'ya bakmaktan kendini alamıyordu. Luna da her ne kadar bakışlarını kaçırmaya çalışsa da aynı şeyi hissediyordu. Her ikisi de Tony'e bakmayı sürdürüyordu. Az önce Jerry'nin girdiği odanın kapısının açılmasıyla ayağa kalktılar. İçeriden ifadesiz bir yüzle Jerry Gibson çıkıyordu. Tony yemeği bitirmişti ve sandalyeden atlayıp koşarak odaya doğru ilerledi. Karşısında Jerry'i bulunca bir an irkildi ve geri çekildi. Başını kaldırıp ona baktığı zaman gülümseyen ancak gülüşü gerçekçi olmayan bir adamı görmüştü sanki. Jerry onun boyunda yere çöktü ve elinde tuttuğu kutuyu ona uzattı. Tony kutuyu ondan aldı ancak hiçbir şey anlamamıştı. Meraklı bakışlarla adama bakmayı sürdürdü. Jerry'nin ifadesi değişti ve ciddi bir şekilde Tony'nin omzuna elini koyarak:

-"Tony, bu senin. Ona sahip çık ve doğru yerde doğru zamanda kullan. Sana uzun süre yardımcı olacaktır.." dedi. Tony hala içinde ne olduğunu bilmediği kutuya baktı önce. Sonra tekrar başını kaldırıp Jerry ile göz göze gelince onaylar biçimde başını salladı. Jerry yavaşça doğruldu. Luna ve Tom'un bakışlarına aldırmadan dış kapıya doğru ilerledi. Kapının kolunu çevirmeden önce bir an durdu ve arkasını dönüp onlara baktı:

-"Görüşmek üzere çocuklar. Size güveniyorum..." Dedi ve gülümseyerek kapıyı açıp evden çıktı. Luna o çıktıktan sonra tekrar o eski ciddi haline döndü. Ancak Tony'nin annesinin odasına bakıp şaşkın bir şekilde 'Anne' dediğini duyunca irkilerek döndü. Ve gördüğü karşısında ciddi ifadesini kaybetti. Mary Blake'in gözleri ağlamaktan şişmişti ve sanki bir boşluğa takılmış gibi boş gözlerle duvarı izliyordu.

Bölüm sonu...

More Chapters