Ficool

Chapter 3 - BEYAZLIK

Kozuki'nin ağzından bir damla kan koptu.

Taşın üstüne düştü, yayıldı. Sıcaklığı hâlâ canlıydı. Elinin tersiyle dudağını sildi. Parmaklarına baktı. Titremiyorlardı. Nabzı sakin sayılabilecek kadar düzgündü. Bu, olması gerekenden daha rahatsız ediciydi.

Gülümsedi.

Sevinç değildi bu. Daha çok, yanlış bir kapının sonunda kilidin tam oturması gibiydi.

"Ölmedim," dedi kısık bir sesle.

"Ben yaptım."

Ne yaptığını bilmiyordu. Nasıl yaptığını hiç bilmiyordu. Ama olan şeyin kendisinden çıktığını hissediyordu. İçinde, uzun süredir bastırılmış bir şey yer değiştirmişti.

Sonra çığlıklar geldi.

Metal sürtünmesi. Yanık lastik kokusu. Ters dönmüş bir araba. Duman, cam kırıkları, bağıran insanlar. Bir polis kapıyı zorlayıp duruyordu; kapı açılmıyordu. Adamın sesi panikle kalınlaşıyordu.

Kozuki koşmaya başladı.

Adımları yere değiyor muydu, emin değildi. Mesafe garipti. Sokak uzuyor, sonra bir anda kısalıyordu. Sesler arkasında kalıyordu. Gözleri doldu.

Başka bir araba. Başka bir çığlık. Camın arkasından gelen o boğuk yardım isteyişi. Annesinin sesi. Babasının kapıya dayanan kolu. Küçük ellerin cama vuruşu.

Yardım edemedim.**

Dişlerini sıktı.

"Bu sefer…" diye mırıldandı.

Devamını getirmedi.

Koşarken gözlerini kapadı.

Dünya beyaza kesti.

Ama boş değildi. Beyazlığın içinde çizikler vardı; ince yarıklar, titreşen boşluklar. Kozuki bu aralıklardan geçiyordu. Bir yerden bir diğerine. Aynı anın içinde, sadece çok daha hızlı. Etrafı görüyordu. Parçalanmış gibi ama net. Sanki evrenin aralarına basıyordu.

Gözlerini açtığında arabanın içindeydi.

Adamı koltuktan kavradı. Metal inlerken dışarı çekti. Bir an sonra kaldırımdaydılar. Kozuki geri çekildi. Elleri titremeye başladı.

Yüzüne istemsiz bir gülümseme yayıldı. Nefesi düzensizdi.

Polis silahını çekmişti. Namlunun ucu Kozuki'ye dönüktü. Bir saniye. İki saniye.

Sonra silah indi.

"Ne yaptın sen az önce?" dedi polis, sesi hâlâ sert ama şaşkındı.

Kozuki burnundan sızan kanı yavaşça sildi. Gülümsedi. Bu kez daha silik, daha yorgun bir gülümseme.

"Bilmiyorum," dedi.

"Kendimi tutamadım. Yardım etmek istedim sadece."

Polis ona baktı. Uzun uzun. Sonra nefesini verdi. Omuzları biraz düştü.

"İnsanların önünde yaptın," dedi. "Kaçmadın. Saklanmadın."

Kısa bir duraksama.

"Gel," dedi sonra. "Bu şehre nadiren böyle şeyler oluyor. Sana bir içki borçluyum."

Loş barın içi ağırdı. Işıklar sarıydı ama sıcak değildi; sigara dumanı tavanda asılı kalmış, sesleri boğuyordu. Kapı açıldığında küçük bir zil çaldı. İnce, rahatsız edici bir ses.

Haruki tezgâhın arkasında bir bardağı siliyordu. Zilin ardından başını kaldırdı. Konuşmadı. Sadece baktı. Kaşları hafifçe çatıldı; gördüğünü anlamlandırmaya çalışan bir bakıştı bu.

Kozuki gülümsedi. Koluğunu kaldırdı, biraz fazla enerjik bir selam verdi.

"Haruki."

Haruki bir an durdu. Sonra şaşkın bir gülümsemeyle

"Kozuki?" diyerek kafasını hafif eğdi.

Şişeleri yerine koydu, polise de baktı.

"hoşgeldiniz"

Polis hafifçe güldü. Sandalyeye çökerken kemeri gevşetti.

"İş bitmiyor ki."

Sonra elini uzattı. "Kenji. Kenji Arai."

Haruki gülümseyerek Kenjinin elini sıktı.

"Haruki."

Kozuki kenjiye dönerek

"Eski dostumdur" dediği sırada

Haruki kozukinin omzundan tutarak tedirgin ve şaşkın bir ses tonuyla

"kozuki, iyimisin?" diye sorduğunda

Kozuki gülümseyerek

"ne oldu ki" dedikten sonra konu dağıldı ve bir süre konuştular. Küçük şeyler. Şehir, işler, barın sakinliği. Kozuki fazla konuşmadı ama oradaydı. Dinliyordu. Gülümsüyordu. Ama Haruki ilk başta tedirgin olsa da sohbet açıldıkça enerjisi gelmeye başlamıştı tezgahın üstüne ayaklarını atmış heyecanla bir şeyler anlatıyordu herkes sadece kahkaha atıyordu

Kenji bardağı kaldırdı, tek seferde içti. Bardak tezgâha sertçe indi.

Tam o sırada telsiz cızırdadı.

"Arai! Neredesin? Kuroda'yı yakaladık!"

Kenji'nin yüzü bir anda değişti. Rahatlık gitti. Gözleri sertleşti.

"Konum ver."

"Kanlıkaya Tepesi. Eski taş ocağının yanındayız. Çabuk gel."

Kenji telsizi kapattı. Ceketini kaptı, hızlıca giydi. Kapıya yönelirken durdu, Kozuki'ye baktı.

"Şu hâlimle araba sürebileceğimi mi sanıyorsun?"

Sonra ekledi, aceleyle:

"Hadi. Gelsene."

Güneş batmaya yaklaşıyordu. Şehir turuncuya dönmüş, gölgeler uzamıştı. Polis arabaları tepenin eteklerinde dizilmişti. Silahlar çekiliydi. Ortada bir adam vardı. Elinde silah. Çevreyi tutuyordu. Kaçacak yeri yoktu tek yapabileceği şey arkasındaki uçurumdan aşağı atlamaktı ama bunu henüz kabul etmemişti.

Kozuki ve Kenji vardığında Kozuki arabayı aniden durdurdu.

Kenji silahını çekerek hızlıca kurodanın yanına doğru koşmaya başladı

kuroda hızlıca kenjiye doğru döndü

O sırada kozuki aniden bir şey hissetmişti. Sadece acele etmesi gerekiyordu yoksa bir şeyler için çok geç olabilirdi

Ve yeniden yaptı Sadece bedeninin sınırlarının açılması gibi. Aralıklar… Boşluklar… Mesafeler inceldi. Zaman atlamadı. Zaman kırılmadı.

Sadece çok hızlıydı.

Koştu.

Dünya beyazladı. Kenarlar silindi. Ayakları yere değiyordu ama zemin yok gibiydi. Hava yarılıyordu sanki. Aniden bir silah sesi patladı.

Kenji'ye doğru gelen mermi, Kozuki'nin adamı son anda itmesiyle yön değiştirdi. Mermi sadece kenjinin yanağını sıyırdı geçti. Kan fışkırdı ama yere düşmedi düşmedi.

Kozuki durmadı.

Adamın arkasına geçti. Kolu boynuna dolandı. Adam çırpındı. Nefesi boğazında kaldı. Bir süre sonra direnci çözüldü. Ama bitmedi.

Bir silah sesi daha.

Adam, kaçışı olmadığını anlayınca silahı kendi başına dayadı. Tetiği çekti.

Ağırlığı Kozuki'nin üzerine yığıldı.

Kozuki hâlâ boğazını tutuyordu.

Yüzü kana bulanmıştı. Kıyafetleri ağırlaşmıştı. Gözleri açıktı. Gökyüzüne bakıyordu.

karanlık sokaklara çökmüştü kozukinin kıyafetleri kan içindeyken boş sokakta bir yaşlı kadın çığlığı duydu

hızlıca sese doğru gittiğinde bir hırsıza denk geldi.

Adam kadının çantasıyla koşuyordu, Kozuki adamın önüne geçti ve aniden ruhsuz bir yumruk attı

Adam yere düştüğünde tüm gücüyle karnına tekme attı.

Durmadan vurmaya devam etti, tüm olanlaırn acısını çıkartıyordu durmadan karanlığın içinde tekmelemeye devam etti...

More Chapters