Ficool

Chapter 8 - IŞIK TOZU

Ekip, pırıl pırıl güneşli bir günde, şehrin tarihi ve bakımlı sokaklarında yürüyor, sanki zamanın ruhuyla sohbet ediyorlardı. Sabahın serinliği, kaldırımlardaki taşların arasından süzülüyor, yüzlerinde hafif bir tebessüm bırakıyordu. Kisaragi, elini İrva'nın beline atmış, kelimelerden çok, ruhların buluştuğu bakışlarla flörtleşiyordu. Bu sessiz yakınlaşma, fısıltılarla dolu bir şiir gibiydi. Haruki ve Miyamoto ise yüksek sesle, hararetli bir konuyu tartışıyor, kahkahaları sokak duvarlarında yankılanıyordu. Onların bu neşeli ciddiyeti, hayatın kaosu içinde bile bir düzen arayışı gibiydi. Kozuki ise diğerlerinin arkasında, başı öne eğik, sanki kendi dünyasında kaybolmuş gibi yürüyordu. Adımları, onları şehrin kalbindeki bir meydana götürdü.

Meydanın merkezinde, bir eli göğe kalkmış, diğer elinde ise kırık bir kitap tutan, gözleri semaya bakan bir kadın heykeli yükseliyordu. Heykelin kaidesinde "Cruz de la Resistencia" yazıyordu; "Direniş Haçı". Bir heykelin neden direndiğini kim bilebilirdi ki? Belki de bu, varoluşun kendisiydi; parçalanmış bir kitapla bile olsa ayakta kalmaya çalışmak.

Fakat bu sanatsal ve felsefi atmosfer, aniden bozulan bir uğultuyla bölündü. Yaklaşık otuz kişilik bir grup, ellerindeki pankartlarla Eden kullanıcılarını protesto ediyordu. Onların bu öfkesi, sadece bir kişiye değil, bir sistemeydi.

Pankartlarda şunlar yazıyordu:

"Eden Sadece Cinayet İşler!"

"Tanrı Adını Anmayın, Siz Sadece Şeytansınız!"

"Gölgeniz, Kurbanlarınızın Kanından Süzülüyor!"

Her pankartın altında grup adları yazıyordu: "Uyanmışlar". Kozuki yan gözle bu Uyanmışlara baktı. "Gitsek iyi olur," diye mırıldanarak ekibe başıyla onay verecekken, yankılanan bir çığlık sesi duydu. Ağlayarak koşan bir kadının feryadıydı bu. Eliyle bekle işareti yaptı.

Kadın, Kozuki'ye doğru bağırarak ağlıyordu: "Sizin yüzünüzden Kael'im kaçırıldı! Siz sadece katilsiniz!"

Kozuki, kadına doğru ilerlerken kadın bir an duraksadı, bir adım geri attı. Sonra tüm gücünü toplayarak, ağlamaktan titreyen elleriyle Kozuki'nin omuzlarına vurmaya başladı. "Siz! Sadece katilsiniz! Kael'imi geri verin!" Sesi titriyordu, gözyaşları yüzünü ıslatıyordu. Gücü yetmeyip durduğunda, Kozuki elini kadının omzuna koydu.

"Kael'i kurtaracağıma söz veriyorum," dedi sakin ve yumuşak bir ses tonuyla. "Bana onunla ilgili tüm bilgileri verebilir misin?" dedi ve gülümsedi.

Bu sırada Uyanmışlar, Kozuki'nin etrafını sarmaya başlamışlardı. Kozuki etrafına bakındı. "Daha müsait bir yerde olmamız gerek," dedi ve kadını kolundan nazikçe tutarak arka sokağa çekti. Yüzü ölü bir maske gibiydi. Arkadaşlarına dönüp sadece iki kelime fısıldadı: "Arka sokak." İrva dışında hepsi arka sokağa geçtiler.

Diğerleri de geldiğinde kadının titremesi hâlâ geçmemişti. Korkuyla sırayla etrafına bakıyordu. Haruki, eli cebinde gülümsedi. "Bize her şeyi anlat, sana yardımcı olacağız," dedi.

Kadın yutkunarak fısıldadı: "Kötü bir mahalleden geliyoruz. Kael'i her zaman korumaya çalıştım. Kardeşimin kaderini yaşamasını istemedim. Onun gibi küçük yaşta ölmesin diye çok uğraştım..." Ardından biraz daha sinirli bir ses tonuyla, "Ama sizin gelmenizden sonra işler daha da sarpa sardı. Daha tehlikeli insanlara dönüştüler," dedi. Gözyaşını silerek sessizce devam etti: "Uyuşturucuları yetmiyormuş gibi..." Kadın, titreyen sesiyle devam etti: "Etrafta sürekli 'ışık tozu' adı verilen bir şey satıyorlar. Garip bir dilleri var... Kael'i evden bile dışarı çıkarmıyordum ama... eve girdiler," dedi ve hıçkırarak ağlamaya başladı.

Bir sonraki anda, takım elbise giymiş kahramanlarımız sıkışık, dar bir mahallede belirmişlerdi. Miyamoto'nun elinde büyük bir çanta vardı. Evler o kadar birbirine yakındı ki, aralarından bir kişinin geçmesi neredeyse imkânsızdı. Diğerleri arkada beklerken, Kisaragi öne çıktı ve dövmeli, iri yarı bir adama doğru yürüdü.

"Yıldız tozundan istiyorum," dedi Türkçe.

Adam ayağa kalktı. "Hayırdır?" diye sordu kısık bir sesle.

Kisaragi başını hafifçe yana eğerek Miyamoto'yu çağırdı. Miyamoto, elindeki çantayı adamın önüne attı. Çantadan çıkan tok sesle adamın yüzünde yavaş bir gülümseme belirdi. Miyamoto eğilip çantayı açtığında, içindeki kilolarca altını gören adamın gülümsemesi genişledi.

"Hepsi senin," dedi Kisaragi. Ardından adam cebinden bir kâğıt çıkardı. Kâğıtta eski, yıpranmış, dört katlı bir bina gözüküyordu. Kisaragi gülümsedi. "Türkiye demek ha," dedi. Adam devam etti, "3. daire," diyerek gülümsedi. Kisaragi ve Miyamoto başlarını sallayarak, kâğıtta belirtilen binaya doğru yollarına devam ettiler.

Şişman adam pantolonunu düzeltirken, başıyla Kozuki ve Haruki'ye gitmelerini işaret edip sandalyesine oturdu. Kozuki umursamazca, "Bunu hak etti," dedi ve önden yürüyerek "Hadi girelim," diyerek binaya doğru ilerlediler.

Binanın kapısının önündeyken Haruki konuştu: "Muhtemelen tüm binayı kullanıyorlardır. Tüm dairelere bakmamız daha iyi olur. Herkes bir daireye girecek. En üst iki kat harabe olmuş, oralara en son bakalım," dedi.

Herkes Haruki'ye baktı, başlarını kısa bir onayla sallayıp merdivenlere dağıldılar. Koridorda tek başına kalan Haruki beyaz sivitinin eteklerini düzeltti. Derin bir nefes aldı, karşısındaki dairenin kapısını tıklattı. Bekledi. Hiç ses yok. Bir kez daha tıklattı.

Kapı aralandı.

Uzun sarı saçlı, bej elbisesinin askıları düşmüş, üstü neredeyse taşacak kadar açık bir kadın çıktı karşısına. Gözleri uykusuz ama tetikteydi; Haruki'yi baştan aşağı süzdü, sonra hafifçe gülümsedi.

"Daha erken geleceğini söylemişlerdi," dedi.

Omzundan yakalayıp onu içeri çekti.

Bir üst katta Miyamoto, kapının tokmağını hiç ara vermeden, ritim yükselte yükselte tıklatıyordu. Her saniye daha sert, daha hızlı. Sonunda sabrı taştı; bir tekmeyle kapıyı içeri uçurdu.

İçeride… birkaç kimyasal madde. Kimyasal birkaç eşya. Kimyasal birkaç şey daha. Ve… kırılmış, mavi renkte bir şeyler. Ne olduğunu anladınız şimdi onun.

Miyamoto gözlerini kıstı. "Orospu çocukları…" diye mırıldandı. Ellerini ceplerine sokup bir üst kata çıkarken karşısında Kisaragi'yi gördü.

Kisaragi pür dikkat kilidi açmakla uğraşıyordu.

Miyamoto gülümsedi. "Harbimi ya," dedi.

Kisaragi hızlıca gülümseyerek karşılık verdi. "İşimi en doğru şekilde yapmaya çalışıyorum," dedi. Ve kapı yavaşça açıldı.

Tam o anda yukarıdan sert bir gürültü geldi.

İkisi bir an birbirine baktılar ve aynı anda koşup üst kata abandılar.

Kapı kırılmıştı. İçeride devrilmiş bir masa, yerde saçılmış kâğıtlar… ve elinde "puro" olan biri. Kozuki'nin saçları darmadağındı. Merdivenlerden çıkan Miyamoto ve Haruki'yi görünce kısa bir baş selamı verdi.

Kisaragi odaya süzülürken Miyamoto geri dönüp Haruki'yi almaya indi.

Aşağıda gördüğü manzara: Kadın, Haruki'yi yakalayıp öpüyordu.

"Şimdi zamanı değil," dedi Miyamoto, Haruki'yi kolundan tutup direkt üst kata çıkardı.

Kadın bir anda şok olmuş bir şekilde etrafa baktı. Ağzı açık kalmıştı, yüzü hafif kızarmıştı. Utandığı belli oluyordu.

Haruki üst akra çıkınca korkuyla, "LAN NE OLUYOR!" diye bağırdı.

Haruki aniden, "Nerede olduğunu biliyorum!" diyerek cebinden telefonunu çıkardı. Takip uygulamasını açtı ve yeri gösterdi. Oraya gittiklerinde İrva'nın bir adamla dövüştüğünü gördüler. Etrafındaki diğer iki kişiyi tek başına indirmişti ve geriye sadece bir kişi kalmıştı. İrva, adamın boynuna tekme atarken, adam aniden bacağını tuttu. Bunun üzerine İrva diğer bacağını da savurarak adamın kafasını bacaklarıyla sıkıştırıp yere devirdi. Kisaragi, İrva'nın yanına gelerek adamın yüzüne sert bir yumruk atıp onu bayılttı.

İrva gülümsedi. "Bilgisayardaki konumu takip ettim," dedi.

Miyamoto hızla Kael'i çözdü. Kozuki hemen sorular sormaya başladı: "Kael, iyi misin? Neden seni kaçırdılar? Ne yaptılar sana?" Birçok soruyu üst üste duyan Kael aniden strese girdi. İrva Kael'e sarıldı.

"Kozuki, sakin ol. O daha çocuk," dedi İrva. Sonra nazikçe sormaya başladı: "Tatlım, seni neden kaçırdılar?"

Haruki sinirle başını çevirdi. "Uyuşturucu bağımlıları, ne hayal edeceklerini şaşırdılar," diyerek Kisaragi'nin bayılttığı adamın karnına sertçe tekme attı. Tekmeden dolayı ayağındaki acıyı belli etmemeye çalışırken yüzündeki komik ifadeyle gözlerinden yaş aktı.

Oraya vardıklarında etraftaki Uyanmışlar'ı gördüklerinde Kozuki'nin yüzündeki gülümseme ölü bir bakışa dönüştü. Kael heyecanla annesine sarıldı. "Kael!" diye bağırdı kadın, mutluluktan gözyaşları akıyordu.

Kozuki ve diğerleri, etraftaki Uyanmışlar kalabalığından rahatsız olmuş gibi sert bakışlarla etrafa göz gezdirirken Kozuki kadına sordu: "Neden buradalar?" O sırada Kael, arkasını dönüp Kozuki'lere sarılmak için "Abi!" diye koştu.

Kozuki, Kael'e sarılmak için dizlerinin üzerine eğildi.

Ve o an… zaman yavaşladı.

Kael'in arkasındaki Uyanmışlar'dan biri, elindeki silahı çıkardı. Kael'in gözlerindeki mutluluk, Kozuki'nin yüzündeki huzurlu gülümseme, etraftaki kalabalığın uğultusu... hepsi dondu. Silahın namlusu alev aldı. Kurşun, Kael'in boynuna isabet etti.

More Chapters