Kutlama tüm hızıyla devam ediyordu.
Sarayın büyük salonu kahkahalar, müzik ve konuşmalarla doluydu.
Makuro elinde dev bir et parçasıyla konuşuyordu.
Makuro:
— Hayatımda bu kadar güzel yemek yemedim!
Kurogami:
— Yavaş ye salak, kimse elinden almayacak.
Makuro ağzı dolu şekilde cevap verdi.
Makuro:
— Sen de ye işte!
Tam o sırada Makuro'nun yüzü bir anda değişti.
Elindeki et parçası yere düştü.
Makuro:
— Bekle...
Karnını tuttu.
Makuro:
— İçim... yanıyor...
Misora kaşlarını çattı.
Misora:
— Yine mi saçmalıyorsun?
Makuro bir adım geri çekildi.
Bir anda vücudundan hafif siyah bir aura dalgası yayıldı.
Masadaki bardaklar titredi.
Kurogami:
— Oğlum... ne yapıyorsun?
Makuro dişlerini sıktı.
Makuro:
— Ben yapmıyorum!
Bir anda ayağının altındaki taş çatladı.
Makuro panikledi.
Makuro:
— Lan! Lan! Ben kırmadım!
Misora gözlerini kısarak baktı.
Makuro'nun gözlerinde bir an kara damarlar belirdi.
Tam o sırada Kurogami sağ kolunu tuttu.
Kurogami:
— Tch...
Misora ona döndü.
Misora:
— Ne oldu sana?
Kurogami kolunu sıktı.
Sağ kolundaki damarlar yavaş yavaş siyahlaşmaya başlamıştı.
Kurogami:
— Bir şey yok.
Ama kolu hafif titriyordu.
Makuro:
— Senin kolun... garip görünüyor.
Kurogami ters ters baktı.
Kurogami:
— Sen önce kendi yüzüne bak.
Misora bir anda bağırdı.
Misora:
— İkiniz de susun!
Sonra ikisine dikkatle baktı.
Misora:
— Sizde bir şey var...
Tam o anda...
Salonda derin bir uğultu sesi duyuldu.
"UUUUUUUUUMMMMMM…"
Müzikler bir anda sustu.
Kalabalık sessizleşti.
Pencereler titredi.
Bir asker bağırdı.
Muhafız:
— Gökyüzüne bakın!
Sarayın üzerindeki gökyüzü kararmaya başladı.
Sanki görünmeyen bir şey göğü yırtıyordu.
Sonra…
Gökyüzünde siyah bir yarık açıldı.
O yarığın içinden beş karanlık figür yavaşça aşağı indi.
Yarı insan, yarı gölge gibi görünüyorlardı.
Halk panikle geri çekildi.
Bir muhafız bağırdı:
— Kara elçileri!
Makuro fısıldadı.
Makuro:
— Şaka yapıyorsunuz değil mi…
Elçiler yere indi.
İçlerinden biri öne çıktı.
Sesleri boğuk ve uğultuluydu.
Kara Elçisi:
— Kara'nın kanını içenleri almaya geldik.
Salon tamamen sessizdi.
Kral ağır adımlarla öne çıktı.
Yüzünde hiçbir korku yoktu.
Kral:
— Sarayıma izinsiz giriyorsunuz.
Elçi başını hafif eğdi.
Kara Elçisi:
— O çocuklar artık sizin değil.
Makuro araya girdi.
Makuro:
— Lan biz eşya mıyız!
Kurogami dirseğiyle ona vurdu.
Kurogami:
— Sus biraz!
Elçi konuşmaya devam etti.
Kara Elçisi:
— Kara'nın kanını içenler… Kara'ya aittir.
Kralın gözleri sertleşti.
Kral:
— Yanılıyorsunuz.
Elçi gülümsedi.
Kara Elçisi:
— Yerlerini zaten biliyorlar.
Bir adım daha yaklaştı.
Kara Elçisi:
— Ama merak ediyorum...
Kralı baştan aşağı süzdü.
Kara Elçisi:
— Sen kimsin de bize karşı duruyorsun?
Salonun havası bir anda ağırlaştı.
Kral bir adım ileri çıktı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
Kral:
— Ben mi?
Bir anda kralın etrafında baskıcı bir aura patladı.
Taş zemin çatladı.
Muhafızlar bile geri çekildi.
Kralın sesi derinleşti.
Kral:
— Ben bu krallığın sahibiyim.
Bir anda ortadan kayboldu.
"BOOM!"
İlk Kara elçisi duvara çarpıp parçalandı.
Diğer elçiler şaşkınlıkla geri çekildi.
Makuro'nun gözleri büyüdü.
Makuro:
— Lan...
Makuro:
— Kral baya güçlüymüş.
Kurogami sırıttı.
Kurogami:
— Baya mı?
Kral bir anda ikinci elçinin önünde belirdi.
Tek yumruk.
"CRACK!"
Elçi yere yığıldı.
Kral soğuk bir sesle konuştu.
Kral:
— Halkımı almak için yanlış yere geldiniz.
Ama yerde yatan elçi kanlı ağzıyla güldü.
Kara Elçisi:
— Ne kadar komik...
Kral ona baktı.
Elçi fısıldadı.
Kara Elçisi:
— Kara zaten onları hissediyor.
Makuro ve Kurogami dondu.
Elçi son kez konuştu.
Kara Elçisi:
— Kaçamazlar.
Elçinin bedeni kara dumana dönüşerek yok oldu.
Salon sessizliğe gömüldü.
Tam o anda…
Makuro'nun kolunda siyah bir işaret belirdi.
Makuro panikle bağırdı.
Makuro:
— LAN!
Makuro:
— BU NE?!
