Ficool

Chapter 39 - "Bir Kara'nın Öfkesi"

Makuro'yu 10. Kara Veydrak'ın bulunduğu binaya götürürler.

İçlerinden biri durur.

"Bekleyin... siz de mi ölmek istiyorsunuz?"

"Onu görmek için bizim rütbemiz yetersiz."

"Buradan sonrasını sadece izleyelim."

"Bu geri zekâlı da kendisi girsin."

diyerek güler.

"Hadi git bakalım eceline."

"Kendi isteğinle hem de."

Askerler gülmeye devam eder.

Sonra çalılıkların arasına saklanarak beklemeye başlarlar ve Makuro'nun binaya girişini izlerler.

Makuro içeri adımını atar atmaz sesler yükselmeye, auralar dalgalanmaya başlar.

Bütün askerler içeride ne olduğunu merakla izliyordur.

Fakat içeriden tek bir ses bile gelmez.

Onlar sadece nefes nefese kalır, terlemeye başlar ve binadan gelecek en ufak sesi dinlerler.

Tam o sırada arkadan bir ses duyulur.

"Ne oluyor burada?"

Bir asker hemen döner.

"Şiştt!"

"Bizi öldürmek mi istiyorsun?"

"Biz de bilmiyoruz."

"Görmüyor musun, saklanarak izliyoruz."

"O salak şimdi ölüsü dışarı çıkar."

diyerek güler.

Arkasındaki gölge tekrar konuşur.

"Peki ya senin ölün?"

Asker kaşlarını çatar.

"Ben mi? Ne ölüm..."

diyerek arkasını döner.

Bir anda donup kalır.

Bütün arkadaşları yerde cansız yatıyordur.

Kekeleyerek:

"S-sen..."

der sadece.

Karşısındaki kişi 10. Kara Veydrak'tır.

"Çıkar ağzındaki baklayı."

"Ya da dilini mi desem?"

"Benim iznim olmadan, benim haberim olmadan, birinin isteğiyle malikaneme kimi sokuyorsun?"

"Ben de senin bir yerine bir şey sokayım da kim olduğumu iyice anla."

Asker korkudan diz çöker.

"Efendim!"

"Pardon!"

"Ben bilmiyordum."

"Üzgünüm."

"O sersem konuşmak istedi."

"Ben sadece sorun çıkmasın istedim."

diyerek ayaklarına kapanır.

Veydrak eğilir.

"Hmm..."

"Yalvardığın için sana acısız bir ölüm vereyim bari."

Bir sonraki anda askerin kafasını koparıp kenara atar.

"Demek beni görecek kadar kendine güvenin var çocuk."

diyerek yavaş adımlarla binaya yönelir.

Kapıyı çalar ve içeri girer.

"Haha."

"Gir demeden girdim ama burası benim evim sonuçta."

"Senden beterini yapmış olamam değil mi?"

"Ev sahibi yokken eve girmek gibi."

"Hahaha!"

Makuro ayağa kalkar.

"Misafirlerini hep böyle mi karşılarsın?"

"Biraz kaba bir üslup değil mi bu?"

Veydrak elini sıkar.

"Neyse ki çocuksun."

"Yoksa seni benim evimde dekorasyon diye dikerim."

diyerek yanına yaklaşır.

Yüzünü yavaş yavaş tokatlamaya başlar.

"Sonra da gelen geçen seni izler."

Son tokadı vuracağı sırada Makuro elini yakalar.

"Senin yapabileceğin en fazla şey bu evi üstüme yıkmak olur."

"O da benim saygımı almak için yeterli değil."

Veydrak'ın gözleri kısılır.

Aurasını yumruğunda toplar.

Yer sarsılmaya başlar.

Çat!

Çat!

Camlar kırılır.

Oda sessizleşir.

PAT!

Yumruğu Makuro'ya geçirir.

Vuruşun sesi bütün binada yankılanır.

Makuro ne kadar bloklasa da darbe inanılmaz güçlüdür.

Savrularak odanın diğer ucuna kadar fırlar.

"Dur!"

"Konuşmaya geldim."

"Benim gücümü savaşla ölçmene gerek olmayacak kadar bilgesin."

Ama Veydrak dinlemez.

Bir anda Makuro'nun yanında belirir.

Makuro hızına yetişemez.

Yüzünü korumaya çalışırken karnına bir darbe daha yer.

Bu sefer odanın diğer ucuna fırlar.

Yerde taklalar atarak sürüklenir.

Daha duramadan Veydrak yeniden yanında belirir.

Bir darbe.

Sonra bir darbe daha.

Ve bir tane daha...

Makuro sürekli odanın içinde savruluyordur.

En sonunda dayanamaz.

Sersemlemiş bir halde:

"N-nasıl..."

"Nasıl bu kadar güçlü olabiliyorsun?"

diye sorar.

Veydrak durur.

Sonra kahkahalarla gülmeye başlar.

"Hahahahahaha!"

"Güç mü?"

"Sana daha gücümü göstermedim ki."

"Sen Dravo'yu gördün de Karaların başı mı sandın?"

"HAA MAKURO!"

diye bağırır.

Sesi odada tekrar tekrar yankılanır.

Makuro'nun içine korku dolmaya başlar.

Ellerinin titrediğini hisseder.

"Yoksa..."

"Burada beni öldürecek mi?"

"Kurtulmalıyım."

"Bunun için gelmedim."

diye düşünür.

Veydrak tekrar bağırır.

"MAKURO!"

"Kaçırdığın arkadaşların nerede?"

"Planın mükemmeldi."

"Aynı günde iki kaçış."

"Hikari Kurogami..."

"Ve karısı Misora."

"Hepsini öldüreceğim."

"Seni de Dravo'ya yaptığım gibi."

"Hahahaha!"

Oda yine kahkahalarla yankılanır.

Veydrak, Makuro'dan neredeyse beş parmak daha uzundur.

Karanlığın içine karışır.

Sanki odada hiç yokmuş gibi kaybolur.

Makuro tetikte etrafı taramaya başlar.

"Buldum seni."

diye fısıldar.

Bir gölgeye saldırır.

Ama o sadece bir gölgedir.

"İmkânsız..."

diye panikler.

Ama çok geçtir.

Veydrak arkasında belirir.

Makuro'yu boğazından yakalayıp havaya kaldırır.

"Neredeler?"

"Seni hain!"

diyerek boğazını sıkar.

Makuro zor nefes alır.

Kısık bir sesle konuşmaya çalışır.

"Öldürdüm..."

"Kurogami'yi de..."

"Misora'yı da..."

"Hikari benim sorunum değildi."

"Onunla ilgilenmesi gereken Dravo'ydu."

Veydrak'ın yüzü öfkeyle gerilir.

Boğazı daha da sıkmaya başlar.

"Yalan söylüyorsun!"

diye bağırır.

Sonra Makuro'yu yere çarpar.

Öyle bir güçle vurur ki binanın zemini çatlar.

Bina yıkılacakmış gibi sallanır.

Makuro son gücüyle konuşur.

"Yalan değil..."

"Yoksa geri dönecek kadar aptal mıyım ben?"

ve olduğu yere yığılır.

Artık ayağa kalkacak gücü kalmamıştır.

Veydrak sinirle duvara vurur.

Duvar parçalanarak binadan dışarı fırlar.

"Seni burada öldürsem kimse bana karışamaz."

"Benim korkum bundan değil."

"Sen güçlüsün Makuro."

"İleride işime yarayabilirsin."

"Ama seni öldürememek beni deli ediyor."

Sonra Makuro'ya döner.

Bir ayağını göğsüne basar.

"Umarım dediklerin doğrudur."

"Yoksa seni..."

"Her zaman..."

"Her yerde..."

"Her şekilde öldürürüm!"

"MAKUROOO!"

diye bağırır.

Bu sözler Makuro'nun zihnine kazınır.

Korku ve aldığı yaralar nedeniyle bilincini kaybeder.

Bayılır.

Veydrak ise odanın içinde öfkeyle dolaşmaya başlar.

"Bugün birini öldürmem lazım."

"Yetmiyor."

"Yetmez."

"Yetmeyecek."

"Öldüreceğim."

"Herkesi."

"Ve her şeyi."

diyerek gölge gibi binadan dışarı fırlar.

Diğer tarafta...

Kara ile 24. Kara konuşmaktadır.

"Hey dostum."

"Düşünüyorum da."

"Geçen günkü aura sence askerler tarafından yok edilebilir mi?"

"Resmen iliklerime kadar işlemişti."

Diğeri hemen cevap verir.

"Sersem."

"Onun ismini ağzına alma."

"Senin benim değil, herhangi bir rütbeye bile layık değil."

"Sadece bilgimiz var diye öyle büyük biri hakkında konuşamayız."

Bir süre durur.

"Ama haklısın."

"Harbiden aura çok farklıydı."

"Eğer üstlerden birinden gelseydi şu an bu konuşmayı yapamıyor olurduk."

"Yoksa bizi öldürürlerdi."

diyerek güler.

Tam işine dönecekken arkadaşı tekrar sorar.

"Bir saniye."

"Bu kadar güçlü birini nasıl oluyor da üç beş asker ve köpeklerle yenebileceklerini düşünüyorlar?"

Diğeri cevap verir.

"Duymadın mı?"

"Üstlerimizin emrini."

"Daha yeni doğan bir çocuk olduğu düşünülüyor."

"Aurası anlıkmış."

"Normalde bir bebek sonuçta."

"Ama bir şey duydum."

"Sadece gerçek karalar doğarken böyle aura ile doğarmış."

"Yani hissettiğimiz aura, ileride ne kadar büyük bir tehdit olacağının göstergesi gibi düşün."

"Fakat sen başka bir şey demek istiyorsun."

"Çıkar ağzındaki baklayı."

Diğeri gülümser.

"Yani demek istediğim..."

"Bu çocuğu biz bulsak..."

"Ve öldürsek..."

"Sence rütbemiz yükselmez mi?"

"Haaa..."

"Şimdi anladım."

"Aslında baya akıllıca."

"Ama bize böyle bir emir verilmedi."

"Kafamıza göre hareket edemeyiz aptal."

"Ama..."

"Belki üst rütbelerden izin alsak."

"Ya da insan toplumuna görev bahanesiyle gitsek."

"Sonra bam!"

"Bulduğumuz yerde öldürsek?"

ÇAT!

Kafasına bir tokat yer.

"Tamam tamam."

"Kes artık."

"Sonra düşünürüz."

"Şu anki rütbemiz gayet iyi."

"Hayatımıza bakalım."

"Hem çocuk daha yeni doğdu."

"Elimize geçecek çok fırsat olacak."

"İlk görevlerde zaten bizi gönderiyorlar."

"Hadi beni işimden alıkoyma."

"Sonra konuşuruz."

diyerek ayrılırlar.

Kaito ağlamaya başlar.

Hikari sesle uyanır.

"Ne oldu canım benim?"

"Korkma."

"Annen hep senin yanında."

"Baban da öyle."

diyerek Krojin'e bakar.

Krojin horul horul uyuyordur.

Hikari öksürür.

"Öhöm."

Krojin gözlerini yarım açar.

"Ne?"

"Ha?"

"Evet..."

"Ben her zaman..."

der ve tekrar uykuya dalar.

Hikari gülmeye başlar.

"Merak etme canım."

"Seni her daim koruyacağım."

diyerek Kaito'ya sarılır.

Kaito annesinin kolları arasında camdan gökyüzüne bakar.

Anlamsız şekilde konuşmaya çalışır.

"Geee..."

der ve güler.

Sonra tekrar uykuya dalar.

Sahne burada biter.

More Chapters