Ficool

Chapter 40 - "Işığa Doğru İlk Adımlar"

11.Kara emir alarak yanına 12. Kara'yı alır ve binaya giderler.

Neredeyse varmak üzere oldukları sırada kapının kilitli olduğunu görürler.

Kara dönerek:

"Şurası açık gibi."

diyerek parmağıyla yıkık duvarı gösterir.

"Oradan girebiliriz."

Kara sinirlenir.

"Bana hitap ediş şeklini beğenmiyorum."

"Senden üstün olduğumu unuttun mu?"

"Bundan sonra bana efendim diyeceksin."

der ve sinirli şekilde bakarak aurasıyla 12. Kara'nın gözünü korkutmaya çalışır.

Sonra tekrar konuşur.

"Senin tavsiyelerine uyduğum için bu hale düştük."

"Şimdi bana bak."

"Kendi aklımı kullanmaya başladığımdan beri her şey istediğim gibi ilerlemeye başladı."

"Neymiş..."

"Fazla kan beni öldürürmüş."

"Neymiş..."

"Kendinden üstünlere kafa tutmamalıymışım."

Kara konuşmaya çalışır.

"Ama ben sizin iyiliğiniz için..."

Kara sözünü keser.

"Kes."

"Sana söz hakkı verdiğimi hatırlamıyorum."

"Yürü arkamdan."

diyerek kırık duvardan içeri girer.

Kara da sessizce peşinden gelir.

Makuro'nun yerde yatan bedenini gören 11. Kara sevinçle kahkahalar atmaya başlar.

"Hahahaha!"

Yanına doğru yürür.

"Demek geri geldin."

"Efendimiz seni bayağı hırpalamış."

"Ama görüyorum ki her yerin hâlâ sağlam."

"Kolunu mu koparsam?"

"Bacağını mı?"

"Yoksa kafanı mı?"

diyerek Makuro'nun saçından tutup kafasını kaldırır.

Baygın olan Makuro'nun yüzüne en büyük düşmanıymış gibi bakar.

İçini öfke kaplar.

"Sen beni rezil ettin."

"İtibarımı zedeledin."

"Şimdi bakıyorum da yalnız ve güçsüzsün."

"Uyan lan köpek!"

diyerek yüzüne tükürür.

Sonra tekrar sinirlenir.

Dişlerini birbirine öyle sert sürter ki ağzı kanar.

Kanlı ağzıyla tekrar tükürür.

"Eğer uyanabilirsen..."

"Bu sana bir hediye."

"Değerimi bil."

"Seni burada öldürmek isterdim."

"Ama gücünü kabul ediyorum Makuro."

"Benim sağ kolum olacaksın."

"Bana çalışacaksın."

diyerek tekrar güler.

Ve tekrar...

Ve tekrar...

Bu artık normal bir kahkaha değildir.

Bir psikopatın gülüşü gibidir.

Dışarıdan gören biri deli olduğunu düşünebilir.

Ama içten içe sinirle ve kana susamışlıkla dolu bir kahkahadır.

Diğer yanda...

Makuro'nun kulağına bir ses yankılanır.

Baygın haldeyken halüsinasyonlar görmeye başlar.

"Sensei..."

"Sensei..."

Birisi onu çağırıyordur.

"Uyan Sensei."

"Sen bana lazımsın."

Makuro gözlerini yavaşça aralar.

"Ne?"

"Sen de kimsin?"

"Herkes beni işi için istiyor."

"Eğer beceriksiz olsaydım bu kadar sevenim olmazdı herhalde."

"Acaba o hayatım daha mı iyi olurdu?"

der ve yarı baygın halde konuşur.

Kara gülmeye başlar.

"Haha!"

"Beni şimdi anlıyorsun işte Makurocum."

"Sen benim için sadece işlevin kadar önemlisin."

"Yoksa seni karım olarak alacak değilim ya."

"Hahahaha!"

diyerek saçından tutar ve kafasını yere vurur.

Makuro aldığı darbeyle tekrar bayılır.

Kara ayağa kalkar.

"Hadi."

"Burada işimiz bitti."

"Güçlenmek için yeni dostlar gerekli."

"Anlıyor musun beni 12. Kara?"

"Bana yardım etmen gerek."

"Tabii yerse etmemek istersin."

"Ama sende o götü göremiyorum."

diyerek binadan çıkar.

Arkasından 12. Kara da sessizce yürür.

Makuro tekrar hayal dünyasına dalar.

"Sen de kimsin?"

diye sorar.

Karşısında bir gölge belirir.

"Ben sana bunu söyleyemem."

"Ama dostunum desem daha doğru olur."

Makuro düşünür.

"Hmm..."

"Peki benden neden uyanmamı istiyorsun?"

"Burada ölsem kimse beni umursamaz ki."

Gölge cevap verir.

"Ben umursarım Makuro."

"Hatta tek ben değil."

"Sana güvenen dostların..."

"Kendilerini feda eden büyüklerin..."

"Onlara ne cevap vereceksin?"

Makuro omuz silker.

"Sanırım yorulduğumu söylerim."

"Anlarlar bence."

Gölge sessizleşir.

Sonra sert bir ses tonuyla konuşur.

"Sen bu hayatı oyun mu sandın Makuro?"

"Bu dünyaya neden geldin sence?"

"Bunu sen mi seçtin?"

"Bu bedeni?"

"Bu hayatı?"

"Sana hepsi verildi."

"Sen bir amaç için getirildin."

"Bu amacı kendinde bul."

"Belki de bu senin son şansın olabilir."

der.

Gölge kaybolmaya başlar.

Kaybolurken son kez:

"Uyan Makuro..."

"Uyan..."

der.

Makuro elini uzatır.

"Dur!"

"Gitme."

"Amacım ne bari?"

"Bir ipucu alsam..."

Sonra iç çeker.

"Haaa..."

"Neyse."

"Çoktan gittin."

"Uyanmak ha..."

"Becerebilir miyim bilmiyorum."

Makuro yavaşça gözlerini açar.

Ayağa kalkmaya çalışır.

Ama tekrar yere yığılır.

"Bu da ne?"

"Beni nasıl dövdüyse bacaklarım tutmuyor."

der.

Tutuna tutuna ayağa kalkmayı başarır.

Sonra düşünür.

"Peki..."

"Ayağa kalktığıma göre bir slogan söylemem lazım gibi hissediyorum."

Bir süre düşünür.

Sonra gülümser.

"Beni burada düşürdünüz..."

"Ama ayağa kalkışım..."

"Ya da kalkamamışım."

"Pardon pardon..."

"Ayağa kalkışım daha sağlam olacak."

diyerek kendi kendine güler.

"Evet."

"Güzel oldu bence."

"Neyse."

"Sanırım eve gitmem lazım."

"Çok göze batarsam ölebilirim."

"Yeni nesil Karalar ha..."

"Bekleyin beni."

"Çünkü ben de onlardan biriyim."

diyerek tökezleye tökezleye evine doğru yürür.

Diğer yanda günler haftaları, haftalar ayları takip ederek geçer ve Kaito'nun ilk emekleyişini annesi görünce sevinçten elindeki eşyaları fırlatır ve evde çığlık atar.

Çığlığı duyan Krojin panikle dışarıda Kaito için yaptığı salıncağı fırlatıp içeriye koşar.

"Ne oldu?!"

"Kim?!"

diye bağırır.

Sonra Hikari'yi görür ve sakinleşir.

Hikari, Kaito kucağında iken sevinçle zıplıyor ve:

"Bak aşkım! Kaito emeklemeye başladı!"

diyerek bağırıyordur.

Krojin Hikari'nin yanına gider ve omzunu tutar.

"Sen beni öldürmeye mi çalışıyorsun?"

"Az kalsın size bir şey oldu sandım."

"Kalpten gidecektim ha."

der.

Hikari onu umursamaz ve hâlâ sevinçten zıplıyordur.

Kaito'yu yere bırakır.

"Gel gel canım."

diyerek emekletmeye çalışır.

Kaito yerde annesinin yüzüne bakar ama hiçbir şey anlamaz.

Belki de içinden:

"Ne diyor bu kadın?"

diye geçiriyordur.

Sonra gözü dışarıya kayar.

Dışarıdan gelen ışığı ve güzel gökyüzünü görünce hızla dışarı fırlar.

Hikari ve Krojin, Kaito'nun bir anda bu kadar hızlı çıkacağını düşünmez ve şaşırıp kalırlar.

Ama Kaito çoktan dışarı çıkmış, nehre doğru hızla emekleyerek kaçıyordur.

Hikari ve Krojin bağırarak:

"Neee?!"

"Koş koş, yakala!"

diyerek birbirlerine çarparlar.

Sonra tekrar ayağa kalkıp Kaito'nun peşine düşerler.

Ama Kaito anlam veremez ve bunu bir oyun sanıp daha da hızlanır.

Hızlanarak nehre doğru gider ve atlar.

Hikari:

"Aaaah!"

diyerek korkudan bayılır.

Krojin arkasına döner.

"Hikari mi, Kaito mu?!"

"Ne yapacağım ben?!"

"Kiminle ilgileneyim?!"

diyerek Kaito'nun peşinden nehre atlar.

Kaito'yu yakalar, yukarı çıkarır ve Hikari'nin yanına gelir.

Tam o sırada Hikari de kendine gelmiştir.

Krojin gülerek:

"Tam sırasını buldun zaten."

"Az daha Kaito nehre düşüyordu."

"Sanırım yüzmek istiyor."

"Hahahaha!"

der.

Ama Hikari'den bir tokat yer.

"Sersem!"

"Sana demiştim, emekliyor diye!"

"Kapıyı nasıl açık bırakırsın?!"

diyerek Kaito'yu kucağına alır.

Ama Kaito hiçbir şey anlamadığından sürekli gülüyordur.

Hatta nehre doğru bakarak tekrar gitmeye çalışıyordur ama annesi tarafından engellenir.

Krojin yediği tokattan sonra kendine gelir.

"Sen emekliyor dedin."

"Bu bildiğin koşuyor."

"Hatta bıraksak yüzecekti de."

"Hahaha!"

diyerek tekrar güler.

Ama Hikari annelik duygularıyla tedirgindir.

"Az daha nehre düşecekti."

"Sen hâlâ gülüyorsun."

"Bir daha dışarı çıkmak yok sana Kaito."

"Sen de sürekli gözün üstünde olsun Kaito'nun."

der ve içeri geri döner.

Krojin gülerek arkasından seslenir.

"Sanki nehre ben attım."

"Hem sen demiyor muydun erkek olmasını çok isterim diye?"

"Erkekler tabii ki yaramaz olur."

"Mesela benim çocukluğum..."

demeye başlar.

Ama cümlesini tamamlayamaz.

Gözünün önüne çocukluğunda yaptığı hem iğrenç hem de utanç verici yaramazlıklar gelir.

"Neyse..."

"Benim çocukluğumu boşver."

"Ama Kaito da bana çekecek yani."

"Hahaha!"

diyerek gururla güler ve işinin başına döner.

Hikari evin içinde pencereleri daha sağlam ve korunaklı şekilde düzenler.

Krojin ise nehrin ve yüksek uçurumların başına çit örerek Kaito'yu durdurmaya çalışır.

Ama bakalım...

Ne de olsa bir Aya ve bir Kara'nın çocuğu.

Yaramaz olması kaçınılmazdır.

Güçlü olması da.

Günler böyle geçerken Kaito evde sıkılmaya başlar.

Dışarı çıkamıyor, yeni şeyler deneyemiyor ve en çok istediği şey olan nehre atlayamıyordur.

Hikari çok tedirgin olduğundan Kaito'nun çimlere dokunmasına bile izin vermiyordur.

Hastalık kapmasından veya zehirli böceklerin ısırmasından korkuyordur.

Krojin bu konuda biraz daha rahat olsa da Hikari'ye söz geçiremiyordur.

Çünkü haklıdır.

Bu durumlar yaşanırken Kaito iyice depresyona girer ve aklına bir fikir gelir.

Her yeni doğan bebek gibi ağlamak.

Ağlayınca istediğinin yerine getirileceğini düşünerek yalandan ağlamaya başlar.

İlk bir saat boyunca ne Krojin ne de Hikari onu umursar.

Sonuçta bebektir.

Ağlayabilir.

Ama Kaito'nun durmak bilmeyen ağlamaları sonucunda Hikari yanına gelir.

"Ne oldu tatlım?"

"Acıktın mı yoksa?"

diyerek onu besler.

Ama Kaito durmaz.

Ağlamaya devam eder.

Sonra Hikari tekrar bakar.

"Yoksa altını mı pislettin?"

diyerek ona yeni bir bez takar.

Ama Kaito hâlâ ağlıyordur.

Durmuyordur.

En sonunda Hikari ve Krojin onu eğlendirmeye çalışırlar.

Ama ne kadar uğraşsalar da Kaito istediğini almadan durmaz.

Hikari artık paniklemeye başlar.

"Acaba hasta mı oldu?"

"Şifacılara götürsek mi bir kez de?"

diyerek Krojin'e sorar.

Krojin başını sallar.

"Haklısın."

"Biraz fazla ağlıyor gibi."

"Böyle yapmazdı."

"O zaman gidelim."

"Hadi hazırlan."

"Ben de Kaito ile dışarıda beklerim."

der ve dışarı çıkar.

Hikari hazırlanırken düşünür.

"Hem gitmişken Kaito'yu krallıkta mı gezdirsek?"

der.

Krojin yüzünü asar.

"Bilemiyorum ki."

"Tam emin değilim."

"Tehlikeli olmasın?"

dese de Hikari'nin gözleri adeta bir kedi yavrusu gibi parlıyordur.

Krojin dayanamaz.

"Tamam madem."

"Ama önce Kaito'ya baktıracağız."

"Sonra en fazla otuz dakika gezeriz."

"O da belki."

der.

Hikari sevinçle zıplar.

"Tamamdır canım!"

"Söz veriyorum."

"Çok dikkatli olacağım."

der.

Ve şifacıların evine doğru yola koyulurlar.

Kaito ise istediğini alınca artık ağlamayı keser.

Ya da dışarıda hiç görmediği güzellikleri görünce büyülenmiş olabilir.

More Chapters