En önde, elinde kazması ile yürüyen Carl olmak üzere herkes sırayla onu takip ederek tünellerden geçiyorlardı.
Önceki yaratıkların aynılarından birkaç defa karşılaşmışlardı fakat bu saldırılarda işler ilk seferki kadar zor olmamıştı.
Shun daha sonradan öğrenmişti ki bu yaratıklar Enma'nın önceden bahsettiği dağ iblisleriydi.
Bir iblis ile karşılaşmak son derece zordu ancak bu mağarada anormal derecede fazla iblis bulunuyordu.
Herkes ilerlemeye devam ederken Shun arada bir durup iblislerin cesetlerini kontrol ediyordu. İblisler yüzük düşürebilirlerdi ve böyle basit yüzükler bile Shun için acayip değerliydi.
Shun, bu süreçte iki adet yüzük bulabildi ve ikisini de eline alır almaz kullandı. Seviyesi Beyaz-Sarıyken doğrudan Sarı aşamaya yükseldi.
Böylece yoldaşlarını yük olma olasılığı da azalmıştı. Ne kadar güçlüyse o kadar az yardıma muhtaçtı.
"İyi güzel kazanıyoruz ama merak ettiğim bir şey var. Karşılaştığımız iblislerin hiçbiri türlerinden ötürü mağaranın dışına çıkamazlar. Çıksalar bile dakikalar içerisinde soğuk hava nedeni ile donarak can verirler. Bu kadar derine inmemize rağmen hala başka bir canlı ile de karşılaşmadık. Sizce de bu biraz garip değil mi?"
Shun engebeli mağara yollarında yanlışlıkla bir çukura adım atmamaya dikkat ederken böyle bir soru aklına takılmıştı.
"Gerçekten. Ayrıca bu mağara ne kadar daha uzuyor? Hatırlatmam gerekirse bunun bir de geri dönüşü var."
Enma, Shun'a katılarak üzerine bir de şikayetini belirtti. İkisi de bu derin bilinmezlikten biraz da olsa endişe duyuyorlardı. Tam tersi şekilde Mike ve belli etmese de Akari, mağaranın devamında ne olduğunu merak ediyorlardı.
"Köydekilerin dediklerine göre birkaç adet yaratık her hafta mağaradan çıkarak bir miktar insanın ölümüne neden oluyormuş.Tabiki ben hiçbir şeye şahitlik etmedim. Bozer olduğum için günah keçisi seçildim desem abartmış olmam heralde."
Carl yine bu mağaraya zorla gönderildiği için üzgün bir ses tonuyla yardımcı olmaya çalıştı. Toplum baskısı yüzünden böyle bir yerde tek başına günlerini geçirmek akıl kârı değildi.
Mağaranın en kritik yerlerinden birinde yürüyorlardı. Herkes duvara yaslanmış ve zeminden birkaç metre yüksekte bir uçurumda yavaş yavaş yan adımlar ile ilerliyordu.
Shun yürürken yanlışlıkla ıslak bir noktaya bastı ve ayağı kaydı. Aşağı düşerse bu sefer şifa büyüsü yetişemeden olabilirdi. Onu bu korkunç sondan kurtaran ise son anda kolunu tutan Enma olmuştu.
"Dikkat et."
Shun'u yeniden yukarı çekti ancak Shun ilerlemedi.
"Hey, altımızda bir tünel daha var."
Aşağı doğru sarktığı sırada üzerinde bulundukları uçurumun duvarlarını net şekilde görebilmişti. Orada bir farklı bir yol daha vardı.
"Ne? Ciddi misin? Hani nerde?"
Mike, heyecanlı şekilde kendisini dikkatsizce sarkıtarak tüneli görmeye çalışıyordu.
"Gördüm! Gerçekten de orda! Hadi oraya girelim."
"Asla oraya girmiyoruz."
Onun hevesini söndürecek kişi ise her zamanki gibi Enma olmuştu. Enma sıkıcı bir insan değildi ancak Mike gibi çatlak birisinin yanında bir oyunbozan havası veriyordu.
"Buradaki yol zaten bitti. Karşımızda sadece bir duvar olduğunu görebiliyorum. Her türlü oradaki tünele gireceğiz."
Mike kıkırdayarak Enma'yı biraz daha gıcık etti ancak yapabilecekleri bir şey de yoktu. Mike haklıydı, tek yol o tüneldi.
Enma o tünele özellikle girmek istemiyor değildi ancak farklı yollara saparak görevi bulandırmak istemiyordu.
Tek bir yol olduğunu öğrenince sadece gözlerini devirdi ve herkes gibi aşağıdaki tünele atladı.
Bu tünel oldukça soğuktu. Atmosferdeki ısı bir anda sanki yirmi derece kadar düşmüştü. Ağızlarından çıkan nefes buhara dönüşerek görünür oluyordu.
Neyse ki Mike'ın alevler içerisinde yanan bedeni onları bu soğuk ortamdan yeterince koruyordu.
"Hey bakın, ileride bir çıkış var!"
Mike parmağı ile karşıyı işaret etti ve adımlarını hızlandırdı. Arkasındaki herkes ona uyum sağlamak zorundaydı çünkü tek ısı kaynağı kendisiydi.
Tünelin sonuna vardıklarında herkesin gözleri müthiş manzara karşısında sonuna kadar açıldı.
Bu bir çıkış değildi. Çıkış olmamanın yanında, yüzlerce metre genişliğinde devasa bir mekâna adım atmışlardı.
Devasa bir alanın içerisindelerdi. Her yerde soğuktan buz tutmuş kaya parçaları ve insan boyutunda sarkıtlar vardı.
Tavanda bulunan bazı parlak taşlar loş mavi renginde olup ışık kaynağı görevi görüyorlardı.
Duvarlarda sayısız küçüklü büyüklü delikler vardı. Boyutlarına göre her biri farklı tür canlılara ev sahipliği yapıyordu.
Soğuktan buz tutmuş yollar sayısız parçaya ayrılmış ve yukarı doğru gidiyorlardı.
Bulundukları mekanda aynı zamanda arada bir hareketlenmeler oluyordu. İçeride farklı türden bir sürü canlı vardı.
Bazıları iyi anlaşırken bazıları birbirlerini yiyorlardı.
"Şunun güzelliğine bir bak. Burda resmen bir ekosistem var!"
Mike sonuna kadar gülümseyen ağzını açarak mutluluğunu dışa vurdu.
Enma ve diğerleri de hatta Akari bile bu manzara karşısında tepkisini gizleyemedi. Kim bilebilirdi ki bu mağaranın diplerinde böyle inanılmaz bir sistemin bulunduğunu?
Bu huzurlu an çok uzun sürmedi. Birkaç saniye sonra duvardaki deliklerin bazılarından sayısız yarasa çıkmaya başladı!
Onları uyaran şey Mike'ın çığlıkları mıydı yoksa direkt buraya adım atmaları mıydı bilemezlerdi. Ancak bildikleri şey şuanda kesinlikle tehlikede olduklarıydı.
Yarasalar o kadar fazlaydı ki karşılarındaki devasa manzara zar zor görülebiliyordu. Yarasaların çokluğu buna engel oluyordu.
Yarasalardan biri yıldırım hızıyla uçarak Enma'nın omzunun üzerinden geçip gitti.
Ardından Enma, yarasanın geçtiği yerde ani bir acı hissetti. Omzu korkunç şekilde deşilmiş ve kanıyordu. Sadece omzu değil, bacakları, sırtı, yanakları...
Hepsi durmak bilmeyen saldırılara maruz kalıyordu. Her birinin vücudunda sayısız kesik vardı ve bu kesik izleri gittikçe artıyordu.
Yarasaların kanatlarında sivri dikenler bulunuyordu. Uçarken bu dikenleri bir bıçak olarak kullanıyor ve avlarını yavaş yavaş öldürene kadar buna devam ediyorlardı.
Tek başlarına pek etkili değillerdi ancak sayıları arttıkça yüzleşmesi o kadar zorlaşıyordu.
Gruptaki herkes kolları ile kendisini korumaya çalışırken, kaslı kollarını iki yana açıp bütün vücudunu hasar görmeye açık hale getiren Mike, absürt davranışları ile oldukça dikkat çekiyordu.
"Ah, iğneli kan yarasaları... Yeryüzünün piranaları gibiler!"
Vücudundaki alevleri söndürmüştü. Normalde yanıyor durumda olsaydı yarasalar ona saldırmazlardı. Bedenleri sıcak maddelere hiçbir şekilde alışık değildi.
Ancak Mike her şeye rağmen alevden kalkanını iptal edip diğer herkes gibi saldırıları doğrudan yemeyi göze aldı.
"Mike, ne yapıyorsun!"
Bağıran kişi Enma olmuştu. Herkes son derece endişeliydi. Her birinin bulunduğu zemin kanla kırmızıya boyanmıştı.
"L-Lütfen bir şeyler yapın!"
Elindeki kazması ile kendisini savunmaya çalışırken bir yandan endişe içinde titreyen Carl, Mike'a bağırarak yalvardı.
Mike bunları duyuyordu ancak kollarını iki yana açmış, gözlerini kapatmış ve ağır nefesler alarak bedeninin parçalanmasına izin veriyordu.
"Bu kadar fazla olmaları ne kadar da yazık..."
Shun, aniden yüksek bir ısı dalgasının suratına doğrudan vurduğunu hissetti. Çok kısa ve geçici bir etkiydi ancak çok kısa bir süreliğine de olsa bu ısının şiddeti, bedenini acıdan titrermeye yetmişti.
Bu dalgayı hisseden tek kişi Shun değildi. Enma, Carl ve Akari de doğrudan hissettiler.
Ancak bu ısı dalgasından sonda yarasaların onlara saldırmayı bıraktıklarını farkettiler.
Kolları ile kafalarını korumayı bırakıp etrafa baktıklarında karşılarında kan içinde bedeni ve yüzünde tatmin olmuş bir gülümseme ile yarasaların aşağıya düşüşünü izleyen Mike vardı.
Yarasaların teker teker yere çakılma sesleri bütün alanda yankılanıyordu. Sayısız yarasa, yağmurda yağan su damlaları gibi yere çakılıyordu.
Bu saniyelik katliyamın merkezi Mike'dı. Yeterince enerji biriktirebilmek için alevden kalkanını iptal etmiş ve biriktirdiği bu enerjiyi ısıya dönüştürerek devasa bir ısı dalgası yaratmıştı.
Doğduklarından beri soğukta yaşayan iğneli kan yarasaları böyle bir ısı değişimine alışık değillerdi. Beyinleri ve sinir sistemleri bu ani değişimde krize girip ölümlerine neden oldu.
Mike'ın enerji toplaması yalnızca birkaç saniye sürmüştü ancak bu kadar kısa bir süre içerisinde bile herkes kan revan içerisindeydi.
"Lanet olsun, bizi kurtardın."
Enma, bütün bedeni acı içerisinde yanarken Mike'a teşekkür etti.
———
Carl yeniden herkesin yaralarını iyileştirdi ve hep beraber yola koyuldular.
Yol, spiral şekilde bütün mekanın etrafından dolanarak kenarları dolduruyordu. İnce bir yol da değildi. Beş kişi yan yana yürüyünce bile aşağı düşme riskleri yoktu.
Hepsinin giysilerinde bir sürü kesik izleri vardı.
Mike kendi bedenini yeniden aleve verdi. Böylece hep beraber tekrardan yola koyuldular.
"Burası inanılmaz!"
Mike her geçen saniye daha da heyecanlanıyordu. Etrafı sürekli gözleyerek ilgi çekici canlılar veya cisimler arıyordu.
Ekipteki herkes Mike'ın çocukça tavırlarına alışmıştı. Enma bile bir yerden sonra onunla atışmanın anlamsız olduğu kanısına varmıştı.
"Bu yol çok uzun ve doğrudan yukarıya çıkıyor gibi görünüyor."
Carl yukarıya bakarak bir yorumda bulundu. Hemen ardından Shun, aşağıya baktı ve ona tanıdık olan bir yaratık türünden onlarcası ile göz göze geldi.
"Kar timsahları."
Okuduğu kitapta adı geçiyordu. Normal bir timsahtan en az beş kat daha büyük olan, bedeninde pullar yerine kar beyazı tüyler ve yüzünde de sarı renkli iki çift göz bulunan korkunç yaratık.
Kitapta geçtiğine göre onlardan bir tanesini yenmek için bile en az Sarı-Yeşil seviye olmak gerekliydi ve şuanda aşağıda bu timsahlardan onlarca vardı!
Oraya düşmek kesinlikle korkunç bir ölümle sonuçlanırdı. İyi ki buz tutmuş duvarlar kar timsahlarının yukarı tırmanmasını engelliyordu.
Shun daha fazla bakmak istemedi ve kafasını ileriye çevirdiğinde Akari'yi farkedemedi.
O, aşağıdaki timsahlara bakarken diğerleri anlaşılan devam etmişlerdi. Peki Akari nerdeydi?
"Buraya gelin."
Akari, yolun kenarında beklerken yere bakıyordu.
"O da ne? Bişey mi buldun?"
İlk yaklaşan kişi Shun oldu. Ardından Mike, Enma ve Carl da alanda toplandılar.
"Bunlar ne oluyor?"
Shun, yerdeki simsiyah birkaç canlının derisini görünce bunların mağara tavşanlarına ait olduğunu anladı. Üstleri birkaç kaya ve buz parçası ile örtülmeye çalışılmış gibiydiler.
Mağara tavşanları, adından da anlaşılacağı üzere mağarada yaşayan, kalın, zehirli ve simsiyah bir kürke sahip olan tavşanlardı. Kendilerini savunamazlardı ancak pek çok canlı, kürkünün zehirli olduğunu bu yüzden ısırılarak avlanmaması gerektiğini bir şekilde anlarsa onları öldürmekten vazgeçerdi.
Yine de çoğu canlı bunu anlayacak yetiye sahip değildi ve genelde bir mağara tavşanını görünce doğrudan saldırarak kendi yaşamına son verirdi.
Her şeye rağmen, tek başlarına çok da tehlikeli değildiler ve öldürmesi de oldukça kolaydı.
"Bunlar..."
"Mağara tavşanı derisi."
Enma'nın ifadesinin üzerine Akari ciddi bir ses tonu ile açıkladı.
Shun olayın ciddiyetini anlamamıştı. Mağaradaki tavşanların derileri neden bu kadar önemliydi.
"Onları öldüren canlı, tavşanların zehirli kürkünü yememiş. Dikkatlica kürkünü ayıklamış ve organları ile beslenmiş."
Akari'nin gözleri daha da keskinleşti ve tavşan derilerinin biraz ilerisindeki bir noktayı işaret etti.
Deriler bir kenara; tavşanların gözleri, kemikleri ve eklemleri de oradaydı.
"Ah, şimdi anladım."
Diye geçirdi Shun içinden. Bu tavşanları öldüren canlı; hem zehirli kürklerini, hem de sert kemiklerini tüketemeyecekti.
"Bu, bir insan mı?"
Carl net cevabı verdiği zaman herkes ona döndü.
"Carl, ne kadar süredir burdaydım demiştin?"
Akari Carl'a bir adım daha yaklaşıp onu sorguladı.
"Birkaç gün."
Carl gülümsemesini bozmadan cevap verdi.
"Bu süreçte karnını tavşan eti ile doyurmuş olabilir misin?"
Akari yumruklarını sıktı. Kapalı avuç içlerinden rüzgar taşıyordu.
Carl yine de sonuna kadar savunmasız kalmaya devam etti. Kendisini korumak için hiçbir adımda bulunmadı.
Ardından elini cebine soktu ve ölü bir hamam böceği çıkarttı. Çıkarttıktan hemen sonra da onu ağzına attı.
Bu bir cevaptı. "Tüm bu zaman böcekler ile beslendim" demenin farklı bir yolu.
Akari yanıt vermedi. Gözleri hala keskindi ve öldürücü şekilde Carl'a bakıyordu. Ardından arkasını döndü ve yürümeye başladı.
"Hey Carl, hamam böceklerinden biraz daha varsa verebilir misin?"
Bunu isteyen kişi Enmaydı. Yarasaların saldırısından beri saatlerce yürüdüler ve şuanda çok açtı. Karnı aç olan tek kişi Enma değildi ancak görünürde bir yiyecek olmadığı için şikayet etmemişlerdi.
"Tabii buyur!"
Carl bir avuç dolusu ölü hamam böceği - çekirge karışımı böceği Enma'nın eline bıraktı.
Enma böceklerin birkaçını Shun ve Mike'a verdi. Akari ise yemeyi reddetti.
Yürümeye devam ederken Shun, arkasından gelen kuvvetli kanat çırpma sesleri duydu.
Arkasını döndüğünde bembeyaz renkli ve koca cüsseli bir yaratık ile karşılaştı.
Kalın kolları ve bacakları vardı. Gözleri maviydi ve bir kartalı andırıyordu. Uzun boynuzları ve kanatları da eklenince bunun bir kartal değil, bir şeytanı andırdığına karar verdi.
"Kar minyonu."
Kitapta geçen yaratıklardan biriydi bu. Gözleri uzağı iyi görür, burnu yakını iyi koklardı. Amacı Shun ve ekibine saldırmak değildi. Daha da geride bir yere iniş yapmıştı. Tam da tavşan derilerinin bulunduğu yere.
Pençelerini derilerden birine geçirdi, burnuna götürüp kokladı, ardında deriyi yerine bırakıp tekrardan uçarak oradan uzaklaştı.
Shun bu sahneyi dikkatle izledi. İzleyen tek kişi Shun değildi. Herkes o kanat çırpma seslerinden biraz da olsa ürkmüştü. Bir kar minyonu, bir sarı seviyeli bozere denk denilirdi.
Hepsi biraz daha ilerledikten sonra mola vermeye karar verdiler. Böcekler, açlıklarını bir süre idare edip geçici bir enerji kazandırmıştı ancak bu da yeterli değildi. Artık ne kadar süredir bu mağarada olduklarını bilmiyorlardı.
"Nerde bu lanet yaratık, açlıktan öleceğim!"
Enma açlığa hiç dayanamazdı. Bir an önce köylülere problem yaratmış yaratığı bulup öldürmek istiyordu.
"Bahsettiğimiz yaratıklar gerçekten bu kadar derine inmiş olabilir mi? Mağaranın içerisi oldukça sıcaktı ve şimdi de dondurucu derecede soğuk bir ortamdayız. Gerçekten, o yaratıklar buradan nasıl çıktı?"
Mike, kafasına takılan bir soruyu doğrudan sordu.
"Belki de geride kalmışlardır. Mağarada bakmadığımız bir yer olabilir."
"Olamaz. Olsa bile mağarada yaşayan bir yaratık mağaradan dışarı çıkamaz. Ayrıca sadece gece dışarı çıktığını düşününce, sıcaklık değişimini kaldırması imkansız olurdu."
Shun'un teorisini direkt çürüttükten sonra Akari, duvarlardaki deliklerden birine yaklaştı.
"Mike, ışık."
Mike hemen Akari'nin isteğini yerine getirdi ve deliğin derinliklerine doğru parmağı ile küçük bir ateş topu gönderdi.
İçeride bir metre boylarında, mat ve siyah kabuğu ile kamufle olmuş bir dağ yengeci vardı.
Shun, deliğin içini incelemeye devam ederken konuştu.
"Burada geçici bir kamp kurup karnımızı doyuralım. Yeni hedefimiz bu dağın içindeki diğer çıkış yolunu bulmak."
*************************************************
