Yağmur yağıyordu.
Mezarlık sessizdi.
İnsanlar yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.
Toge'nin mezarı önünde ise tek bir kişi kalmıştı.
Suko.
Ellerini cebine koymuştu.
Yüzünde her zamanki sakin ifade vardı.
Kimse onun ne düşündüğünü anlayamazdı.
Rüzgâr hafifçe esti.
Suko mezar taşına baktı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra içinden düşünmeye başladı.
"Son ana kadar vazgeçmedin."
Sessizlik.
"Belki bu yüzden sana saygı duyuyordum."
Yağmur damlaları mezar taşına çarpıyordu.
"Ama yine de cevap aradığın yer yanlıştı."
Suko gözlerini kapattı.
Toge'nin sürekli sorduğu soruları hatırladı.
Neden?
Nasıl?
Kim?
Güç nereden geliyor?
Suko derin bir nefes aldı.
"Belki Fyora'nın yapabildiklerini yapabilseydin..."
"Belki onun ulaştığı seviyeye ulaşabilseydin..."
"Bu evrendeki en güçlü ikinci kişi olabilirdin."
Rüzgâr sertleşti.
Suko'nun bakışları gökyüzüne kaydı.
"Ama sonuç değişmezdi."
"Çünkü insanlar hâlâ aynı yanlışı yapıyor."
"Gücü katmanlarla ölçmeye çalışıyorlar."
"Sonsuzluklarla."
"Hiyerarşilerle."
Suko gözlüğünü düzeltti.
"Benim sonsuz dediğim şey..."
"Onların anlayabildiği sonsuzluk değil."
"Benim için bir hiyerarşinin tamamı..."
"Sadece başlangıç çizgisi bile değil."
Mezarlığın üstünden bir kuş sürüsü geçti.
"Sınırları aşmaktan bahsediyorlar."
"Ama sınırların neden var olduğunu hiç sorgulamıyorlar."
"Mutlaklıktan bahsediyorlar."
"Ama mutlaklığın neye göre tanımlandığını düşünmüyorlar."
Suko'nun yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
"Fyora bunu anlayan nadir kişilerden biriydi ayrıca uyguluyabilen."
"Bu yüzden diğerlerinden farklıydı."
"Ama..."
Gözlerini tekrar mezar taşına çevirdi.
"O bile beni geçemezdi."
Uzun süre sessizlik oldu.
Sonra cebinden küçük bir kahveli jöle çıkardı.
Mezar taşının önüne bıraktı.
"Yine de..."
"Fena değildin Toge."
Yağmur hızlandı.
Suko arkasını döndü.
Ve yürümeye başladı.
Mezarlık sessizliğe gömülürken...
Onun ayak sesleri de yavaş yavaş kayboldu.
