Gece olmuştu.
Yağmur hâlâ devam ediyordu.
Suko evinin kapısını açtı.
İçeri girdi.
Sessizlik.
Her zamanki gibi.
Ayakkabılarını çıkardı.
Montunu astı.
Sonra doğruca mutfağa yürüdü.
Buzdolabını açtı.
İçerisi...
Tamamen kahveli jöleyle doluydu.
Üst raf.
Alt raf.
Kapak kısmı.
Her yer.
Suko birkaç saniye boyunca onlara baktı.
Sonra bir tanesini aldı.
Açtı.
Bir kaşık yedi.
Sessizlik.
Bir tane daha aldı.
Sonra bir tane daha.
Bir tane daha.
Bir süre sonra masanın üstü boş kutularla dolmuştu.
Suko sandalyeye yaslandı.
İlk kez gün boyunca hiçbir şey düşünmüyordu.
Ne Toge.
Ne Fyora.
Ne Orfeler.
Hiçbir şey.
Sadece kahveli jöle.
Bir kaşık daha aldı.
Ve hafifçe gülümsedi.
"Bu kadar olaydan sonra..."
Bir kaşık daha.
"...iyi geldi."
Sonra salona geçti.
Koltuğa uzandı.
Etrafında onlarca kahveli jöle vardı.
Masada.
Kanepede.
Yerde.
Hatta bazıları koltuğun üstüne bile düşmüştü.
Normal bir insan için saçma görünürdü.
Ama Suko için bu tamamen normaldi.
Televizyonu açtı.
Birkaç saniye izledi.
Sonra sıkıldı.
Kapattı.
Kahveli jölesinden bir kaşık daha aldı.
Ve tavana baktı.
"Toge..."
Sessizlik.
"Gerçekten inatçıydın."
Bir an durdu.
Sonra omuz silkti.
Ve yeni bir kahveli jöle açtı.
Birkaç dakika sonra...
Koltukta uyuyakalmıştı.
Elinde yarısı bitmiş bir kahveli jöle vardı.
Dışarıda yağmur yağmaya devam ediyordu.
Ve tüm kurgunun,gerçekliğin,evrenin ne varsa en güçlü varlıklarından biri...
Kahveli jölelerin arasında uyuyordu.
