Gece sessizdi.
Şehrin ışıkları uzakta titriyor, binaların camlarında parçalanmış yıldızlar gibi yansıyordu. Rüzgâr yüksekte daha sert esiyordu ama Suko bunu umursamıyordu. Okulun çatısında tek başına oturmuş, ayaklarını boşluğa sarkıtmıştı.
Aşağıda insanlar yürüyordu.
Kimisi eve gidiyor, kimisi telefona bakıyor, kimisi yarın ne yapacağını düşünüyordu.
Suko ise hiçbirini düşünmüyordu.
Gözlüğünü hafifçe düzeltti. Sonra başını kaldırıp doğrudan boşluğa baktı. Sanki gökyüzüne değil de... satır aralarına bakıyordu.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra konuştu.
"Evet… novelde olduğumu biliyorum."
Rüzgâr durdu.
Sanki şehir bile onu dinliyordu.
"Siz okuyucular… size birkaç bilgi vereyim."
Ses tonu sakindi. Ne kibirliydi ne ciddi. Sadece gerçek söylüyormuş gibiydi.
"Aslında ben geçmişte ve gelecekte tek ben olsam da… eski bölümlerde geçmişte gördüğünüz şeyler vardı ya…"
Hafifçe gülümsedi.
"Onların çoğu sadece hayâli bir bölümdü."
Uzakta bir araba geçti. Ses yankılanıp dağıldı.
"Fyoran'ın bana koyduğu sınırlara gelirsek…"
Suko ayağa kalktı.
"Onlar sahte değildi."
Bir adım attı.
"Çünkü onları ben… yazarın evinde yazdım."
Sessizlik.
Sonra bütün şehirde garip bir his yayıldı.
Kimse nedenini bilmiyordu ama herkes aynı anda kısa bir anlığına duraksadı. Konuşan sustu. Yürüyen yavaşladı. Saatler bile sanki bir tik geç attı.
Suko ise sadece esnedi.
"Abartmayın. Şaka yaptım… biraz."
Arkasından bir ses geldi.
"Yine kendi kendine konuşuyorsun."
Toge çatının kapısından çıkmıştı. Elinde iki içecek vardı.
Birini Sukoya uzattı.
Suko aldı.
"Teşekkürler."
Toge yanına oturdu.
"Az önce kimi korkutuyordun?"
"Okuyucuları."
Toge birkaç saniye sustu.
"Yine anlamadım."
"Normal."
İkisi bir süre sessizce oturdu.
Aşağıda şehir yaşamaya devam ediyordu. Ama Toge'nin aklında başka şeyler vardı.
"Suko," dedi sonunda. "Sen geçmişte gerçekten nasıldın?"
Suko kutunun kapağını açtı.
"Rahatsız ediciydim."
"Ciddiyim."
"Ben de."
Toge kaşlarını çattı.
Suko devam etti.
"Küçükken hiçbir şey hissetmiyordum. İnsanlar ağlar, güler, korkar… ben sadece izlerdim. Sonra zamanla duygular geldi."
"Nasıl?"
"Senin gibi aptallar yüzünden."
Toge bir an sustu, sonra güldü.
"Sağ ol."
"Rica ederim."
Rüzgâr tekrar esti.
Suko'nun saçları hafifçe dağıldı.
"Eskiden daha güçlü müydün?" diye sordu Toge.
Suko düşündü.
"Hayır."
"Şimdi daha mı güçlüsün?"
"Hayır."
"E ne değişti?"
Suko gözlerini kapattı.
"Eskiden kullanıyordum. Şimdi kullanmamayı biliyorum."
Toge cevap veremedi.
Bu söz garip şekilde ağır gelmişti.
Bir süre sonra Toge cebinden buruşturulmuş bir kâğıt çıkardı.
"Bak bunu buldum."
Suko aldı. Kâğıtta eski kayıtlar vardı. Üzerinde isimler, tehdit seviyeleri, mühürlenmiş varlıklar ve parmak sayıları yazıyordu.
King of Örfe'nin eski parçaları.
Bazı isimlerin yanında notlar vardı:
9 Parmağı Yutan Rahzen – Yok edildi.
4 Parmağı Taşıyan Mirok – Kayboldu.
11 Parmağına Yaklaşan Tarikat – Çöktü.
1 Parmağı Bile Taşıyamayanlar – Öldü.
Toge yutkundu.
"İnsanlar bir parmağı bile taşıyamazken…"
Bakışlarını Sukoya çevirdi.
"Sende ne var?"
Suko kâğıdı katlayıp geri verdi.
"Can sıkıntısı."
"Ciddi soruyorum."
Suko cevap vermedi.
Toge derin nefes aldı.
"Bazen senden korkuyorum."
Bu kez Suko doğrudan ona baktı.
"Korkma."
"Neden?"
"Çünkü sana zarar vermem."
"Ya bir gün değişirsen?"
Suko kısa süre sustu.
Sonra ilk kez sesi gerçekten normal bir insan gibi çıktı.
"O yüzden yanımdasın zaten."
Toge şaşırdı.
"Ne?"
"Değişirsem durdur diye."
Rüzgâr tekrar esti.
Bu sefer ikisi de konuşmadı.
Şehir aşağıda aynı şekilde sürüyordu ama çatıdaki sessizlik daha farklıydı.
Sonra Suko tekrar gökyüzüne baktı.
"Bu arada…"
"Ne?"
"Az önce söylediklerimin yarısı doğruydu."
"Hangisi?"
"Yazarın evine gitme kısmı."
Toge içeceğini neredeyse düşürüyordu.
"Ne?"
"Şaka."
"Lan hangisi şaka?"
Suko gülümsedi.
"Bilmiyorum."
Toge başını tuttu.
"Sen tam belasın."
"Biliyorum."
Bir yıldız kaydı.
Ya da biri üst satıra geçti.
Kimse emin değildi.
Toge ayağa kalktı.
"Hadi inelim. Yarın okul var."
Suko kıpırdamadı.
"Ben biraz daha kalacağım."
Toge kapıya yürüdü, sonra durdu.
"Suko."
"Hm?"
"Gerçekten novelde miyiz?"
Suko birkaç saniye sustu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Eğer bunu soruyorsan… zaten içindesin."
Toge'nin yüzü düştü.
"Bune aq."
Kapıyı çarpıp indi.
Suko çatıda yalnız kaldı.
Gece sessizdi.
Şehir uzaktı.
Ve bir yerlerde, görünmeyen bir sayfa daha çevrildi.
