Akşam çökmüştü. Şehrin ışıkları birer birer yanarken okulun arkasındaki eski spor sahası neredeyse tamamen boş kalmıştı. Rüzgâr tel örgülere çarpıyor, uzak sokaklardan araba sesleri geliyordu. Gün bitmişti ama bazı hikâyeler gece başlardı.
Suko ve Toge sahanın kenarındaki beton basamaklarda oturuyordu. İkisinin arasında yarım kalmış bir içecek kutusu duruyordu. Kimse dokunmamıştı.
Toge sessizliği bozdu.
"Sen hiç merak etmiyor musun?"
Suko gözünü gökyüzünden ayırmadı.
"Neyi?"
"Bu dünyanın senden önce nasıl olduğunu."
Suko omuz silkti.
"Hatırlayanlar var. Anlatırlar."
Toge hafifçe güldü.
"Sen var ya… insanı deli edersin."
Bir süre sonra cebinden buruşturulmuş bir kâğıt çıkardı. Üzerinde bazı isimler yazıyordu.
"Bugün arşiv odasına girdim," dedi. "Eski kayıtlar buldum. King of Örfe parmaklarıyla ilgili."
Suko bu kez baktı.
Toge kâğıdı açtı.
"Toplam otuz parmak. Her biri ayrı bir felaket gibi anlatılmış. Ama garip olan şu…"
Durdu.
"Bazılarının sadece bulunduğu şehirler boşalmış. Bazılarında da ülkeler haritadan silinmiş."
Suko sakince dinliyordu.
Toge devam etti.
"Bir parmak 'Kızıl Kuyu' diye geçiyor. Onu bulan ekip yerin altına inmiş. Sonra sadece kask kameraları dönmüş. İçeride kimse yokmuş."
"Bir başkası 'Sessiz Taç.' Onu taşıyan herkes konuşmayı bırakmış. Üç gün sonra nefes almayı da."
Suko başını hafifçe eğdi.
"Abartılı kayıtlar."
"Belki," dedi Toge. "Ama korkmuş insanlar yalan söylerken bile doğruyu belli eder."
Rüzgâr sert esti.
Toge listedeki bir ismi işaret etti.
"En garibi bu. 'Kurokuna'nın Sol Eli.' Parmaklardan biri ama diğerlerinden farklı not düşülmüş."
"Ne yazıyor?"
"Bulunmadı değil… geri döndü."
Suko'nun yüzünde kısa süreli bir ifade geçti. Şaşkınlık değildi. Daha çok eski bir şeyi hatırlamak gibiydi.
"Eski metinler böyle sever," dedi.
"Hayır," dedi Toge. "Devamı daha tuhaf. 'Sahibi onu çağırmadı. O, sahibini buldu.'"
Sessizlik çöktü.
Sahanın karşı tarafında bir sokak köpeği tel örgü önünde durdu, ikisine baktı, sonra yürüyüp gitti.
Toge kâğıdı katladı.
"Ben çocukken bunları masal sanırdım. Sonra akışı ilk gördüğüm gün fikrim değişti."
Suko sordu:
"Ne gördün?"
Toge derin nefes aldı.
"Babamı."
İlk kez sesi sert değildi.
"Akışı kontrol edemiyordu. Herkes gibi sıradan biriydi. Mahallede bir olay çıktı. Güçlü olanlar kavga etti. Bizim ev yandı."
Suko sustu.
"Babam kaçmaya çalıştı. Annem beni sakladı. O gün şunu anladım… Gücü olmayan insanlar başkalarının kararlarının altında eziliyor."
Sesi titremedi ama gözleri sertleşti.
"O yüzden zayıfların ölmesini istediğimi sanıyorlar. Yanlış. Ben sadece… ezilecek kadar savunmasız insanların bu dünyada yaşamaya zorlanmasına kızıyorum."
Suko bir süre cevap vermedi.
Sonra sadece:
"Acıdığın için nefret ediyorsun."
Toge başını çevirdi.
"Belki."
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonra Toge bu kez karşı saldırıya geçti.
"Peki ya sen?"
Suko hafifçe kaşını kaldırdı.
"Ben ne?"
"Geçmişin."
Rüzgâr durdu.
Suko basamaklardan aşağı baktı.
"Hatırladığım ilk şey bir oda."
"Nasıl bir oda?"
"Beyaz. Penceresiz. Sessiz."
Toge dikkat kesildi.
"Kaç yaşındaydın?"
"Bilmiyorum."
"Kim vardı?"
"Doktorlar. Gözlüklü adamlar. Not alan kadınlar."
Toge'nin yüzü değişti.
"Laboratuvar mı?"
Suko omuz silkti.
"Belki."
"Ne yaptılar?"
"Baktılar."
Bu tek kelime Toge'yi rahatsız etti.
"Sonra?"
"Sonra bir gün kapı açıldı. Herkes korkuyordu. Ben yürüyüp çıktım."
"Kaçtın yani?"
"Sanırım."
Toge bir süre sustu.
"Adın gerçekten Suko mu?"
Suko gülümsedi.
"Bana ilk bunu söyleyen kişi öyle dedi."
"Kim?"
"Yaşlı bir kadın. Sokakta simit satıyordu."
Toge istemsizce güldü.
"Senin hayatın niye böyle?"
"Seninki niye böyleyse."
Gece biraz daha koyulaştı.
Uzakta siren sesi geçti.
Toge tekrar kâğıda baktı.
"Burada öğrenciler hakkında da notlar var."
"Kimler?"
"Birinci sınıflar."
Kâğıdı okumaya başladı.
"Ren Aiba. On yedi yaşında. Üç parmak seviyesi potansiyel."
"Mei Kuroda. İki parmak ama teknik uzman."
"Daichi Moren. Güçlü ama dengesiz. Dört parmak etkisi denmiş."
Suko ilgisiz görünüyordu ama dinliyordu.
"Peki ben?" dedi.
Toge sırıttı.
"Senin yanında isim yok."
"Niye?"
"Çünkü seni yazan kişi kâğıdı yakmış."
Suko ilk kez kısa bir kahkaha attı.
"Adil."
Toge sonra ciddileşti.
"Şaka yapmıyorum. Gerçekten öyle yazıyordu. Sayfanın yarısı yanmıştı."
Suko ayağa kalktı.
"Gidelim."
Toge de kalktı.
Yolda yürürlerken konuşmaya devam ettiler.
"Bu parmak sistemi tam olarak ne?" diye sordu Suko.
Toge anlattı.
"Ölçü birimi gibi kullanılıyor artık. Eskiden Kurokuna'nın gerçek otuz parmağıydı. Sonra insanlar seviyeleri kıyaslamak için kullanmaya başladı."
"Bir parmak = şehir düzeyi tehdit."
"Beş parmak = bölge felaketi."
"On parmak = ülke alarmı."
"On beş parmak üstü… kayıt az."
"Yirmi?"
"Yaşayan örnek yok."
"Otuz?"
Toge sustu.
"Masal."
Suko yürümeye devam etti.
"Masallar bazen rapordur," dedi.
Toge baktı.
"Sen kaç parmak edersin?"
Suko hiç düşünmeden cevap verdi.
"Bilmiyorum."
"Yalan."
"Hayır. Gerçekten bilmiyorum."
Toge sinirlendi.
"Hiç mi merak etmedin?"
Suko geceye baktı.
"İnsan kendini cetvelle ölçmez."
Bu cevap Toge'yi susturdu.
Okulun önündeki kavşağa geldiler. Yollar ayrılıyordu.
Toge cebindeki kâğıdı buruşturup çöpe attı.
"Yarın erken gel," dedi. "Antrenman var."
"Geç kalırım."
"Biliyorum."
"Niye çağırıyorsun o zaman?"
Toge sırıttı.
"Gelmediğinde sinirlenmek hoşuma gidiyor."
Suko hafifçe el salladı.
"Görüşürüz."
Toge yürüyüp giderken arkasını dönmeden konuştu.
"Suko."
"Ne?"
"Bir gün gerçekten geçmişini öğrenmek ister misin?"
Suko cevap vermedi.
Sadece bir süre orada durdu.
Sonra kendi yoluna dönerken sessizce mırıldandı:
"Belki geçmişim de beni öğrenmek istiyordur."
Şehir ışıkları altında iki çocuk farklı yönlere gitti.
Birinin cebinde cevaplar yoktu.
Diğerinin aklında sorular bitmiyordu.
Ve gecenin içinde, bir yerlerde, henüz bulunmamış parmaklardan biri… sessizce bekliyordu.
