Aradan iki uzun gün daha geçmişti.
Auren için zaman, malikanenin o güvenli ama bir o kadar da yabancı duvarları arasında yavaş, çok yavaş akıyordu. Yine de o ilk günkü donuk, tamamen içe kapanık hâlinden eser miktarda da olsa sıyrılmaya başlamıştı. Nythar'ın bitmek bilmeyen neşeli hikâyeleri ve yüzündeki o samimi gülümseme, çocuğun içindeki buzları milim milim eritiyordu. Zirel ise hâlâ o mermer gibi ifadesiz yüzünü koruyor olsa da, Auren'in odasına her gelişinde tepside mutlaka fazladan bir çikolatalı kurabiye ya da tatlı bir atıştırmalık oluyordu. Auren, Zirel'in bu küçük "kaçamak" iyiliklerini fark etmiş ama sesini çıkarmamıştı. Bu iki zıt karakter, çocuğun paramparça olmuş güven duygusunu ilmek ilmek yeniden örmeye çalışıyordu.
Üçüncü günün sabahında Auren, günlerdir ilk defa odasının o ağır meşe kapısını aralamaya cesaret etti. Sadece bir çatlak kadar açtığı kapıdan süzülüp, malikanenin geniş, siyah mermer kaplı ana koridoruna adım attı. Sessiz adımlarla, nefesini tutarak büyük merdivenlerin başındaki kalın bir sütunun arkasına gizlendi. Aşağıdaki devasa salonda bir hareketlilik vardı.
Aşağıda, grubun en bilgesi Aelrindel ve üşengeç Lavinia yolculuk için hazırlanıyordu. Omuzlarına uzun, koyu renkli yolculuk cübbelerini almışlardı. Nythar ve Zirel de onları uğurlamak için salonun ortasında dikiliyorlardı.
Aelrindel, elindeki asasını yere hafifçe vurarak tok bir ses çıkardı ve karşısındaki ikiliye ciddiyetle baktı.
"Zirel, Nythar," dedi Aelrindel, sesinde kesin bir talimat tınısı vardı. "Biz dönene kadar o çocuğun üzerine titreyin. Onu biraz açın, o kabuğundan dışarı çıkarın ve en önemlisi güvenini tam anlamıyla kazanın. Çünkü ben döndüğümde... eğitimine başlayacağız."
Bu sözler üzerine Zirel'in o her zamanki ifadesiz yüzü aniden bozuldu. Siyah gözleri hafifçe büyüdü, sesine engel olamadığı bir itiraz karıştı:
"Eğitim mi? Aelrindel, delirdin mi sen? O daha çok küçük! Fiziksel olarak toparlanmış olsa bile zihni hâlâ paramparça. Onu zorlayamayız!"
Aelrindel, Zirel'in bu beklenmedik koruyucu çıkışı karşısında hafifçe iç çekti. "Hiç bana kızma, Zirel," dedi yaşlı elf, ellerini iki yana açarak. "Leydim böyle istedi. Ve onun gördüğü şeyleri bizim sorgulamaya yetkimiz yok."
Odanın atmosferi bir anlığına ağırlaşırken, Nythar her zamanki meraklı tavrıyla kollarını göğsünde kavuşturdu. "İyi de nereye gidiyorsunuz bu kadar aceleyle? Auren'in kasabasına ve doğu sınırına yapılan o kanlı baskınlar halkın sabrını taşırdı, gizli bir isyan dalgası büyüyor. Daha yeni Luxaris'in baş sözcülerinden biri suikaste kurban gittiği için etraf şu an arı kovanı gibi. Dünyanın her yeri teyakkuz halindeki Luxaris köpekleriyle kaynıyorken dışarı çıkmak için iyi bir zaman mı gerçekten? Leydi Yuria'yı böyle bir kargaşanın içine iten şey ne?"
Aelrindel, sesini biraz daha alçaltarak cevap verdi: "Leydi Yuria birini arıyor. Eski günlerden... çok eskiden tanıdığı bir Kıdemli dostunu."
Nythar'ın kaşları şaşkınlıkla havaya kalktı. "Kıdemli mi? İyi de, dünyada bilinenlerin dışında hâlâ yaşayan bir Kıdemli var mıymış ki?"
"Büyük ihtimalle doğrudan Leydimle alakalı derin bir mesele," dedi Aelrindel, konuyu kestirip atmak istercesine. "Bize sorgulamak düşmez Nythar. Bizim görevimiz iz sürmek ve yolu açmak."
Sütunun arkasına gizlenmiş olan Auren, duyduğu her kelimeyi zihnine kazıyordu. Eğitim... Yaşayan başka bir Kıdemli... Nefesini tutmuş, çıt çıkarmamaya çalışıyordu. Ancak o an farkında olmadığı bir şey vardı: Salondaki o dört muazzam savaşçı, onun oradaki varlığını, kalp atışını ve nefes alışını sütunun arkasına saklandığı ilk saniyeden beri biliyordu. Sadece hiçbir şey belli etmemiş, onu ürkütmemek için oyunu bozmamışlardı.
Tam o sırada, salonun bir köşesinde sırt çantasını omuzuna asmaya çalışan Lavinia'nın bıkkın sesi duyuldu.
"Yani gerçekten inanamıyorum..." diye mırıldandı Lavinia, güzel yüzünü buruşturarak. "Daha yeni geldik sayılır. Şu lanet olası çamurdan yeni kurtuldum, yatağımın yüzünü bile doğru düzgün göremedim. En azından birazcık dinlenseydim! Üç gün uyusam ne olurdu sanki?"
Aelrindel, Lavinia'nın bu bitmek bilmeyen sızlanmalarına gözlerini devirdi. Hızlıca ona doğru yürüyüp, kızın cübbesinin yakasından tuttuğu gibi onu çıkışa doğru çekiştirmeye başladı.
"Bırak sızlanmayı Lavinia, yürümeye başla. Leydi Yuria geldiğinde yola çıkmaya hazır olmalıyız!"
Lavinia "Hey, cübbemi buruşturuyorsun!" diye itiraz etse de yaşlı elfe karşı koyamayıp sürüklenmeye razı oldu.
Birkaç saniye sonra, malikanenin o geniş salonundaki tüm sesler aniden kesildi. Havadaki mana o kadar yoğunlaştı ki, Auren bile sütunun arkasında nefes almakta zorlandığını hissetti.
Büyük merdivenlerin en üst basamağında, yüzünü kapatan o siyah-yeşil işlemeli göz bandı, kusursuz solgun teni ve hafifçe dalgalanan zehir yeşili saçlarıyla Yuria belirdi. Adımları mermerde hiç ses çıkarmıyordu. Yanlarından geçerken Nythar ve Zirel saygıyla başlarını öne eğdiler.
"Gidelim," dedi Yuria, sadece tek bir kelimeyle tüm odaya hükmederek.
Kapıya doğru yöneldiği sırada, adımları aniden yavaşladı. Bedeni kapıya dönük olsa da, başını hafifçe omzunun üzerinden çevirdi. Hiç çıkarmadığı göz bandının ardındaki görünmez bakışları, nokta atışıyla Auren'in saklandığı o kalın mermer sütuna kilitlendi.
Auren olduğu yerde buz kesti. Yuria'nın gözleri kapalıydı ama çocuğun ruhunun titrediğini, orada gizlendiğini net bir şekilde görüyordu.
Kısa, sessiz bir an geçti. Yuria'nın dudaklarında ince, okunması imkânsız bir ifade belirdi. Sonra başını tekrar önüne çevirdi ve karanlık koridorda yürüyerek malikanenin çıkışına doğru kayboldu. Aelrindel ve yakasından sürüklendiği için hâlâ söylenen Lavinia da onun peşinden dışarı çıktılar.
Auren, sütunun arkasında sırtını duvara yaslayarak yavaşça yere çöktü. Kalbi göğsünü dövüyordu. Eğitim başlayacaktı. Güçlenecekti. Ama önce, Zirel ve Nythar ile olan bu görünmez duvarı tamamen yıkması gerektiğini artık biliyordu.
