Ficool

Chapter 13 - Bölüm 11: Geri Dönüş

Uzun bir sessizlik olmuştu. Hem bu dünyanın dışında, fısıltıların sustuğu o uzun bekleyişte... hem de Auren'in duran kalbinde. Ancak her uzun kışın ardından gelen bir bahar, her ölümün ardında bekleyen bir geri dönüş vardı.

Valyria dünyasının geri kalanı Luxaris İmparatorluğu'nun demir yumruğu altında ezilirken; haritalarda var olmayan, en yetenekli iz sürücülerin bile bulamayacağı zifiri karanlık bir mağaranın derinliklerinde sessiz adımlar yankılanıyordu.

Burası sıradan bir mağara değildi. Dünyadan ve onun bitmek bilmeyen savaşlarından kendini tamamen izole etmiş olan Leydi Yuria'nın sığınağına giden tek yoldu.

Karanlık dehlizin sonu, geçit vermeyen masif bir taş duvara çıkıyordu. Ancak dörtlü grup duvara yaklaştığında, en önde yürüyen yaşlı elf Aelrindel, elindeki tahta bastonu yere hafifçe vurdu. O an havada, gözle görülmeyen kadim bir mekanizma tetiklendi. Masif taş duvar bir su birikintisi gibi dalgalandı ve ortasında gümüşi ışıklar saçan bir boyut kapısı açıldı.

Dörtlü, hiç tereddüt etmeden bu geçitten içeri adım attı.

Geçidin diğer tarafı, bir mağaranın içi olamayacak kadar gerçeküstü ve büyüleyiciydi. Yeraltının kalbinde, devasa bir fanusun içine gizlenmiş; sahte ama pırıl pırıl parlayan kristallerle aydınlatılmış bir vaha onları karşıladı. Berrak su birikintileri hafifçe çağlıyor, yaprakları kendiliğinden ışık saçan kadim yeraltı ağaçları etrafa huzur verici bir parıltı yayıyordu.

Ancak bu doğal güzelliğin hemen ilerisinde, gözle zor seçilen, havayı titreten devasa koruyucu tılsımların ardında asıl şaheser yükseliyordu: Yuria'nın malikanesi. Siyah mermer ve beyaz camın kusursuz uyumuyla inşa edilmiş, bir sarayı andıran ama gösterişten uzak, zarif ve görkemli bir yapıydı.

Leydi Yuria, onlardan ayrı olarak çoktan malikaneye geçmişti.

Tılsım bariyerini geçip malikanenin geniş, taş döşeli avlusuna adım attıklarında gruptan ilk sızlanma sesi yükseldi.

Siyah saçları ve okyanus mavisi gözleriyle kusursuz bir güzelliğe sahip olan Lavinia, cübbesindeki çamurları tiksinerek silkeledi. Dünyanın en güçlü savaşçılarından biri olmasına rağmen, yorulmaktan ve iş yapmaktan ölesiye nefret eden üşengeç tavrı yine üzerindeydi.

"Yağmur, çamur, Luxaris köpeklerinin iğrenç kokusu... Üstüne bir de bu kadar yol," diye söylendi Lavinia, gözlerini devirerek. Ardından, arkasında geniş bir gülümsemeyle yürüyen Nythar'a ve onun sırtındaki cansız bedene baktı. "Peki bu ölü çocukla ne yapacağız? Onu neden buraya kadar taşıdığımızı hâlâ anlamıyorum."

Nythar, sırtında taşıdığı Auren'in çamurlu ve hareketsiz bedenine rağmen yüzündeki neşeli ifadeyi hiç bozmamıştı. Kahverengi gözleri eğlenceyle parlıyordu.

"Hadi ama Lavinia, mızmızlanmayı bırak," dedi gülümseyerek. "Yol uzundu, evet... ama çocuk sandığından daha hafif. Gerçi üzerine yapışan bu kadar çamurla biraz ağırlaştı ama sırt antrenmanı için fena sayılmaz, değil mi?"

Grubun en tecrübelisi olan Aelrindel, yeşil gözlerini malikanenin büyük kapısına dikti. Beyaz saçları ve uzun sakalıyla bilge bir duruş sergiliyordu.

"Leydi böyle istedi," dedi otoriter ve sakin bir sesle. "Bunda bizim göremediğimiz daha derin bir anlam var. Şimdilik onu Leydi Yuria'nın odasına götürelim."

Aelrindel'in sözlerinin ardından grubun en sessizi olan Zirel konuştu. Turuncu saçları omuzlarına dökülen, siyah gözleri bir karga kadar dikkatli ve ifadesizdi.

"Leydim bir şey söylediyse bize sadece yapmak düşer, sorgulamak değil, Lavinia," dedi duygusuz bir sesle. "Senin o üşengeç zihninin Leydi'nin vizyonunu anlamasını beklemiyoruz zaten."

Lavinia cevap vermek üzereyken Nythar araya girdi.

"Tamam, tamam! Hemen kılıçları çekmeyin," dedi gülerek. "Zirel haklı, Lavinia da sadece yorgun. Hadi şu küçük misafirimizi bırakalım da ben de sıcak bir duş alayım."

Malikanenin devasa meşe kapıları sessizce açıldı. İçeride onları birkaç zarif hizmetçi karşıladı. Bu devasa yapıda nüfus oldukça azdı: birkaç sadık hizmetçi, avluda oynayan dört çocuk ve sayıları az ama güçleri bir orduya bedel muhafızlar...

Ve yakında, sırtlarında taşıdıkları bu çocuk da o küçük ailenin bir parçası olacaktı. Belki de..

Hizmetçiler başlarını saygıyla eğip cübbelerini alırken, Aelrindel eliyle üst katı işaret etti.

"Nythar, çocuğu Leydi'nin özel odasına taşı. Hazırlıklar başlamak üzere."

Nythar başını salladı, yüzündeki gülümseme yerini anlık bir ciddiyete bıraktı. Auren'in soğuk bedenini taşıyarak malikanenin geniş merdivenlerinden yukarı, imkansızın gerçekleşeceği o odaya doğru çıkmaya başladı. Auren'in içindeki o iki ruh, çok yakında bu malikanenin sessizliğini sonsuza dek bozacaktı.

Nythar, sırtındaki küçük ve çamurlu yükle birlikte malikanenin en üst katındaki o geniş, loş odaya adım attı. Burası Leydi Yuria'nın özel odasıydı; havada her zaman ağır, kadim bir sihir kokusu ve yoğun bir mana dalgası asılı kalırdı. Odanın duvarları, dışarıdaki o sahte gökyüzünün ışığını hafifçe içeri sızdıran büyük camlarla kaplıydı.

Yuria çoktan oradaydı. Odanın tam ortasında dimdik ayakta duruyordu.

Ancak Nythar içeri girdiğinde, Yuria'dan en ufak bir tepki gelmedi. Ne kapının açılış sesine dönüp baktı, ne de Nythar'ın ağır adımlarına bir karşılık verdi. Rüzgarda savrulan zehir yeşili saçları bile sanki zaman durmuş gibi hareketsizdi. Hiç çıkarmadığı siyah-yeşil işlemeli göz bandıyla örtülü yüzü boşluğa dönüktü; bilinci fiziksel alemde değildi. Kendi iç dünyasının derinliklerinde, muhtemelen bu çocuğun ruhunun etrafında hissettiği o devasa, zifiri karanlık ikinci ruhun yankılarını inceliyor, zihninde yapacağı ritüelin yollarını çiziyordu.

Nythar, her zamanki konuşkan ve neşeli tavrını odanın dışında bıraktı. Leydisinin bu trans hâlini çok iyi biliyordu. Sessizce ilerledi ve Auren'in cansız bedenini odanın merkezindeki geniş, soğuk taş masanın üzerine incitmekten korkarcasına, son derece dikkatlice yatırdı. Çocuğun çamurlu, kanlı ve kırılmış bedeni, bu kusursuz ve asil odanın ortasında trajik bir manzara oluşturuyordu.

Nythar masadan bir adım geri çekilip saygıyla beklemeye başladı.

Birkaç uzun saniyenin ardından, odadaki havanın basıncı aniden değişti. Sanki tutulan bir nefes dışarı verilmiş gibi, ortamdaki o ağır, statik enerji dağıldı. Yuria'nın başı çok hafifçe kımıldadı. Zihni tekrar fiziksel aleme, odaya dönmüştü. Göz bandının ardındaki bakışları hafifçe seğirdi ve tüm dikkati masada yatan Auren'in üzerine düştü.

Yuria, başını Nythar'a çevirmeden, her zamanki o tok ve otoriter sesiyle konuştu:

"Dinlenebilirsin, Nythar. Yolculuk uzundu."

Nythar hafifçe gülümsedi. Bu seferki gülümsemesi şakacı değil, yorgun ve derin bir merakla doluydu. Odadan çıkmak yerine, köşedeki gösterişli, koyu yeşil kadife koltuklardan birine doğru yürüdü ve kendini rahatça içine bıraktı. Dirseğini kolçağa dayadı, çenesini de elinin ayasına yasladı. Yüzünü, göz bandının ardında neler gördüğünü merak ettiği kudretli leydisine ve masada yatan Auren'e dikti.

"Hayır..." dedi Nythar, sesinde alışılmadık derecede yumuşak ama inatçı bir tınıyla. "Burada kalmak istiyorum, Leydim."

Nythar'ın yüzünde, bu sıradan görünen ölü insan çocuğunun neden yüzyıllardır sessizliğini koruyan Yuria'nın ilgisini bu kadar çektiğini görme arzusu yatıyordu. Bu gece, bu odada imkansızın gerçekleşeceğini hissediyordu.

Yuria ona itiraz etmedi. Sessizliği bir kabullenmeydi. Tekrar tüm dikkatini Auren'in cansız bedenine verdi.

Yuria, elini yavaşça Auren'in hareketsiz ve soğuk göğsünün üzerinde gezdirmeye başladı. Parmak uçlarından süzülen ufak, parlak yeşil ışık huzmeleri çocuğun çamurlu bedenine doğru usulca iniyordu. Ancak bu temas karşılıksız kalmadı. Auren'in bedeninin derinliklerinden, o uykudaki ikinci varlıktan sızan ufak, zifiri karanlık auralar tütmeye başladı.

Bu karanlık enerji, Yuria'nın yeşil ışığıyla çarpıştığı an havada tuhaf, zehirli bir cızırtı koptu. Siyah auralar yukarı doğru kıvrılarak Yuria'nın tenine değiyor, elini yavaş yavaş yakıyor ve derisinde ince, kavurucu izler bırakıyordu.

Tam o sırada odanın ağır kapısı sessizce aralandı. Aelrindel, Lavinia ve Zirel içeri adım attılar. Odanın içindeki o ağır, boğucu enerjiyi ve Yuria'nın elinden yükselen siyahımsı dumanı anında fark etmişlerdi ama hiçbiri sessizliği bozmaya cüret edemedi. Koltukta oturan Nythar da dikleşerek onlara sessiz olmalarını işaret etti. Yuria, içeri girenleri aurasıyla hissetmesine rağmen dikkatini bir an bile dağıtmadı; tüm odağını Auren'in içindeki o dipsiz karanlığa ve inatçı çocuk ruhuna vermişti.

Kısa bir süre sonra Yuria, ağır ve kontrollü bir hareketle elini çocuğun üzerinden çekti. Havada çarpışan o yeşil ve siyah enerjiler anında dağıldı. Yuria'nın derisinde oluşan o ufak yanık izleri, onun muazzam ve mühürlenmemiş gücünün doğal bir getirisi olarak saniyeler içinde kendi kendine kapanıp iyileşmeye başladı. Zaten o kadar da derin bir yanık değildi; ancak onu asıl şaşırtan bedensel bir acı değil, bu karanlığın karşı konulamaz doğasıydı.

Hiç çıkarmadığı göz bandıyla örtülü yüzünde, yüzyıllardır pek nadir görülen, hayret ve tehlikeli bir heyecan barındıran bir tebessüm belirdi.

"Hayatımda ilk defa böyle bir şey görüyorum..." dedi Yuria, sesi odanın sessizliğinde kadim bir büyü gibi yankılandı. "Büyük ihtimalle bu çocuğun özel gücü bu, ya da bundan çok daha farklı, çok daha eski bir şey."

Başını hafifçe kapının önünde duran üçlüye ve köşedeki Nythar'a doğru çevirdi. Dudaklarındaki o gizemli gülümseme daha da belirginleşti.

"Onun kalbinin atmamasına bakıp yargılamayın," diye devam etti. "Ruhu hâlâ bedeninde, gitmemek için inatla tutunuyor. Ve inanın bana... içerideki ruh sadece bir tane değil."

Aelrindel'in zümrüt gözleri şaşkınlıkla açıldı, Lavinia ve Zirel donakaldı, Nythar ise duydukları karşısında kaşlarını kaldırdı. Bir bedende iki ruh... Bu, Valyria'nın en eski efsanelerinde bile nadir duyulan bir şeydi.

Yuria, ortamdaki şoku umursamadan kesin ve otoriter bir ses tonuyla son emrini verdi:

"Odaya kimseyi sokmayın."

Dörtlü, hiçbir soru sormadan aynı anda saygıyla başlarını eğdiler ve kapıya doğru çekilerek nöbet pozisyonuna geçtiler.

Yuria tekrar masaya, Auren'in o küçük, kırık bedenine döndü. İki elini yavaşça göğüs hizasına kaldırdı. Avuçlarının tam ortasında, odanın loşluğunu bir anda yırtıp atan, etraftaki gölgeleri bile titreten, inanılmaz yoğunlukta ve saflıkta yeşil bir ışık topu oluşmaya başladı.

Ölümün kapısını içeriden kilitlemiş olan o çocuğu geri çekmek için ritüel, asıl şimdi başlıyordu.

More Chapters