Ficool

Chapter 2 - 2.Bölüm: Köklerin Çağrısı

Dolunay yatakhanenin içine solgun bir ışık bırakıyordu. Gün boyu koşturan çocuklar yorgun düşmüş, derin bir uykuya teslim olmuştu.

Yataklardan birinde bir çocuk aniden gözlerini açtı.

Nefesi hızlanmıştı. Küçük kollarını göğsüne çekti. Kalbi kaburgalarına vuruyordu.

Tavana baktı. Oda sessizdi.

Ama içindeki sıkıntı geçmedi.

Cılız bir inleme duydu. Dikkatle etrafına bakındı. Ses, sabah kahvaltıda yanına oturan yeni kızdan geliyordu.

Kahvaltıda yanına oturduğunda sevinmişti. Belki bu kez gerçekten bir arkadaşı olurdu.

Yatağı ona göre biraz yüksekti ama kenarına kayıp inmeyi başardı. Karanlıkta yataklara çarpmamak için yavaşça ilerledi.

Arkadaşına yaklaştı ve kulağına eğildi.

"İyi misin? Korkma… ben buradayım." Kalbi hâlâ deli gibi atıyordu.

Kızdan cevap gelmedi.

Elini uzatıp omzuna dokunduğu anda göğsüne keskin bir şey saplandı.

Nefesi yarım kaldı.

Gözlerinin önüne karanlık çöktü. İçinde yükselen korku bir anda büyüdü; göğsünden boğazına, oradan da başına tırmandı.

Dayanamadı.

Çığlık attı.

Bir yataktan hırıltılı bir nefes yükseldi. Başka bir çocuk irkilerek doğruldu. Ardından biri daha bağırdı.

Sonra hepsi.

Oda bir anda panikle doldu. Çocuklar görünmeyen bir şeyden kaçıyormuş gibi çırpınıyor, bazıları ağlıyor, bazıları gözlerini kapatıp bağırıyordu.

Ama rüyayı gören kız bir anda sustu.

Gözleri açıldı.

Nefesi yavaş yavaş düzene girdi.

Yatağında doğrulmuş, şaşkınlıkla etrafına bakıyordu.

Az önceki çığlık ona ait değilmiş gibiydi.

Kapı sertçe açıldı ve oda bir anda aydınlandı.

Çocuklar sustu.

Yatakhane görevlilerinden biri içeri girdi. Yüzü asıktı; uykusundan kaldırıldığı belliydi.

"Ne oluyor burada? Bu gürültü de ne?"

Kısa bir sessizlik oldu. Çocuklar korkulu gözlerle birbirine baktı. İçlerinden biri parmağını kaldırıp çığlık atan çocuğu gösterdi.

"İlyara durup dururken bağırdı. Hepimizi korkuttu."

Görevlinin bakışı sertleşti.

"Yine sen," dedi. "Bir geceyi de sessiz geçiremiyorsun."

İlyara hâlâ titriyordu. Ellerini göğsüne bastırdı; kalbi kaburgalarına çarpıyordu. Konuşmak istedi, dudakları aralandı ama sesi çıkmadı.

Görevli çocukları yataklarına yönlendirdi, ışığı kapattı ve kapıyı arkasından sertçe kapadı.

 

Ertesi sabah kahvaltıda İlyara o yeni kızı görünce yanına oturdu.

Kız bir süre sessiz kaldı. Fısıltılar masaların arasında dolaşmaya başlayınca omuzları gerildi. Ardından hiçbir şey söylemeden kalktı ve başka bir masaya geçti.

İlyara yerinden kıpırdamadı.

Sanki bir şey kopmuştu. Ama ne olduğunu bilmiyordu.

Göğsünün ortasında sert bir düğüm vardı.

Tabağındaki ekmeğe baktı. Tadını alamıyordu.

Etrafındaki sesler ona ait değilmiş gibi uzaktan geliyordu.

Bir süre öylece oturdu.

Sonra başını hafifçe eğip yemeğini yemeye başladı.

Dışarıdan bakıldığında sakin görünüyordu.

Ama içindeki bir yer hâlâ çığlık atıyordu.

---

 

Zırrrr… zırrrr…

Alarmın keskin sesi İlyara'yı uykunun içinden çekip aldı. Bir an nerede olduğunu anlayamadı; kalbi çok hızlı atıyordu.

Aynı rüya.

Yirmi dört yıl geçmişti ama hâlâ aynı yerden yakalıyordu onu.

Yastığından homurdanarak doğruldu. Gün başlamıştı.

Şehirde açtığı küçük veteriner kliniği, insanlardan uzak ama huzurlu bir sığınaktı. Hayvanların arasında olmak ona iyi geliyordu. Onlarla konuşmak, susmak, sadece yanlarında durmak bile yeterliydi.

Çiftlikten aramışlardı. Ahırdaki kısrak sancılanmaya başlamıştı.

Oraya yalnızca iş için gitmiyordu.

Atların arasında olmak, rüzgârı yüzünde hissetmek, dizginleri gevşetip düşünmeden sürmek… zihnini susturabildiği nadir anlardan biriydi.

Yatağın sıcaklığından isteksizce ayrıldı. Hazırlandı, çantasını aldı ve yola çıktı.

---

 

Doğum beklediğinden uzun sürmüştü. Ahırdan çıktığında gece çoktan çökmüştü.

Kısrağın sağlıklı bir tay doğurmuş olması onu rahatlatmıştı. En azından bir şey yolunda gitmişti.

Arabasına bindiğinde yorgunluğu omuzlarına çöktü ama motoru çalıştırdı.

Topraklı, çam ve meşe ağaçlarıyla çevrili dar orman yolunda ilerlerken karanlık giderek yoğunlaştı. Yağmur başlamamıştı; bu bir şanstı. Islak zemin bu yolda ölümcül olabilirdi.

Çiftlikten uzaklaştıkça gölgeler derinleşiyor, ağaçlar birbirine yaklaşıyordu. Farların aydınlattığı dar şerit dışında hiçbir şey görünmüyordu. Uzun gölgeler yolun üzerine düşüyor, geceyi daha da ağırlaştırıyordu.

Aniden karanlığın içinden bir gölge yola fırladı.

Bir geyik.

"Kahretsin…" diye homurdandı. Direksiyonu sağa kırdı.

Araba toprak zeminden kayarak ağaçların arasına savruldu.

Güm…

Araba bir ağaca toslayarak durdu. Korna sesi ormanın sessizliğini yırtıp geçti; kuşlar panikle havalandı, bir sincap gövdeye tırmanarak gözden kayboldu.

İlyara bir an hareketsiz kaldı.

Sonra başını yavaşça direksiyondan kaldırdı. Şakaklarında keskin bir ağrı zonkluyordu. Elini saçlarına götürdüğünde parmaklarına sıcak bir ıslaklık bulaştı.

Tavan lambasını yaktı. Dikiz aynasında yarasına baktı. Kan sızıyordu ama derin görünmüyordu. İlk yardım çantasını alıp hızlı, alışık hareketlerle pansuman yaptı.

Derin bir nefes aldı.

Motor hâlâ çalışıyordu. Kontağı kapattı.

Kapşonlu hırkasını giydi, telefonunu aldı ve kapıyı açıp dışarı çıktı.

Araba ağaca yaslanmıştı; kaput çökmüş, ön tampon çatlamıştı. Ama yağ kokusu yoktu. Bu iyiye işaretti.

Telefonuna baktı. Sinyal yoktu.

"Yapma ama…" diyerek lanet etti.

Telefonun ışığını açtı. Yol birkaç metre ötede keskin bir uçurumun kenarında bitiyordu. Tırmanabileceği tek yer, kaygan ve gevşek toprakla kaplı yamaçtı.

Bir kez denedi. Toprak ayağının altından kaydı.

Tekrar denedi. Dizleri çamura gömüldü.

Bu kez olduğu yerde kaldı. Nefesi ağırdı.

Arabada kalamazdı. Yardım gelmezse kimse onu bulamazdı.

Başını kaldırdı.

Çiftliğe yürümek zorundaydı.

Telefonun ışığıyla ormanda ilerlemeye başladı. Kökler ayaklarına dolanıyor, çam iğneleri ve yapraklar her adımında hışırdıyordu. Uzaktan bir baykuş öttü; gece yeniden sessizliğe gömüldü.

Yürüdükçe omuzları ağırlaştı. Adımları yavaşladı. Nefesi soğuk havada buhar olup dağılıyordu. Ağaçların gövdeleri birbirine karışıyor, gölgeler yolu yutuyordu.

Bir süre sonra durdu.

Sırtını bir ağacın gövdesine yasladı. Başını kaldırdı. Yaprakların arasından yıldızlar görünüyordu. Küçük, titrek parıltılar.

Rüzgâr hafifçe dalların arasından geçti. Yapraklar hışırdadı.

Gözlerini kapattı.

Bu sessizlik iyi geldi.

Ama çok uzun sürmeyeceğini hissediyordu.

More Chapters