Ficool

Chapter 11 - Bölüm 11

Mihrez, Prens Zorkan'ın karşısına geçti. Bakışı sabitti;

"Anlat," der gibiydi.

Zorkan kısa bir an sustu, sonra konuştu.

"Lucifer sarayımızı hedef aldı," dedi.

"Halkımız yaratıklar tarafından avlanıyor. Kadim büyüyle hapsedilenler serbest bırakıldı. Bunun arkasında kimin olduğunu bilmiyorum."

Mihrez'in yüzünde tek bir kas oynadı.

Ama bu, her şeyi ele vermeye yetmişti.

Zorkan bunu fark etti.

"Biliyorsun," dedi yavaşça. "Değil mi?"

Mihrez başını çok hafif salladı.

"Evet," dedi. "Biliyorum."

Zorkan ayağa kalktı. Sabırsızdı, zamanı yoktu.

"O zaman birlikte savaşalım. Bu yaratıklar durmuyor. Cehennemde düzen çözülüyor. Fazla zamanımız kalmadı."

Mihrez bakışlarını kaldırdı. Sesi dümdüzdü.

"Eşim hamile," dedi.

"Benden cehennemde savaşmamı istiyorsun. Üstelik şimdi."

Zorkan tereddüt etmeden konuştu.

"Eşin misafirimiz olsun. Onu koruruz."

Mihrez elini alnına götürdü, bastırılmış bir öfkeyle.

Onu bir kez daha savaşın içine sokamam…

Elini indirdi, Zorkan'a baktı.

"Naya'yla konuşmam gerekiyor," dedi.

"İki gün misafirimiz ol."

Zorkan başını eğdi.

"Tamam."

Mihrez, kısa bir izin isteyerek odadan çıktı.

Kapı kapandığı anda Prens Zorkan'ın dudakları yukarı kıvrıldı.

Planı, zihninde kurduğu gibi tıkır tıkır işliyordu. Şu an için her şey yolundaydı.

Ama bu rahatlık geçiciydi.

Önünde yalnızca iki günü vardı.

İki gün boyunca dikkatli olmak zorundaydı.

Çünkü Mihrez sıradan biri değildi;

zekiydi, kurnazdı ve en küçük tutarsızlığı bile fark edecek kadar tehlikeliydi.

Zorkan bunu biliyordu.

Bu yüzden gülümsemesi, zaferden çok bekleyişin gerginliğini taşıyordu.

Mihrez kapıya yönelirken adımlarını ölçülü attı. Yüzü sakindi ama içi öyle değildi.

Kapıdan çıkmadan hemen önce, Zorkan'ın nefes alışındaki yarım saniyelik gecikme dikkatini çekti.

Fazla rahattı…

Bu düşünce, zihninde bir bıçak gibi belirdi.

Henüz adı konmamıştı ama oradaydı.

Küçük, sessiz, rahatsız edici.

Mihrez kapıyı arkasından kapattığında, şüphe çoktan filizlenmişti.

Ve bir kez kök salan şüphe, onun dünyasında asla masum kalmazdı.

Mihrez yatak odasına gittiğinde Naya yatağa uzanıyordu. Onu görünce kalkmak istedi ama Mihrez hemen karşılık verdi.

"Hayır aşkım, kalkma."

Naya, Mihrez'in durgunluğunu anında fark etti. Bakışlarında bir ağırlık vardı.

"Ne oldu sana?" diye sordu.

"Zorkan mı canını sıkacak bir şey söyledi?"

Mihrez derin bir nefes aldı.

"Lucifer'in saraylarına saldırdığını söyledi," dedi.

"Onunla savaşmamı istiyor."

Naya yavaşça doğruldu. Yüzündeki ifade endişeyle sertleşti.

Mihrez, bastıramadığı bir sinirle devam etti.

"Sezgilerim kuvvetlidir, Naya. Ben bunun doğruluğuna inanmıyorum."

Naya elini kaldırdı, Mihrez'in yanağını usulca okşadı.

"Eğer içine bir şüphe tohumu düştüyse," dedi sakin ama kararlı bir sesle,

"vereceğin karar doğrudur."

Bir an durdu, gözlerini ondan ayırmadan konuştu.

"Prens Zorkan benim hiç gözümü tutmadı. Bize bir tuzak kuruyor olabilir."

Mihrez cevap vermedi.

Ama Naya'nın sözleri, içindeki şüpheyi artık inkâr edilemez hale getirmişti.

Mihrez bir anda Naya'ya döndü.

"Cehenneme gidelim," dedi.

Naya'nın gözleri büyüdü.

"Az önce ona inanmadığını söylemedin mi?" dedi.

"Nasıl bu kadar çabuk karar değiştirebiliyorsun?"

Sesini istemeden yükseltmişti.

Mihrez hemen geri adım attı. Endişeliydi.

"Sakin ol aşkım, lütfen…"

Ama Naya öfkesini bastıramadı.

"Cehenneme gitmeden de görebilirsin," dedi.

"Siz cin değil misiniz?"

Burnundan soluyarak odadan çıktı.

Mihrez arkasından öylece baktı.

Elini saçlarında gezdirdi, yüzünü sıvazladı.

Derin bir of çekti ve balkona çıktı.

Ne yapsam yanlış… diye düşündü.

İşin içinden çıkamıyordu. 

En kötüsü de buydu:

Eşiyle arasına ilk kez gerçek bir mesafe girmişti.

Naya odadan çıkarken kapıyı sertçe kapattı.

Ses, koridorda yankılandı.

Hiç durmadan yürüdü. Adımları hızlıydı, nefesi düzensizdi.

Merdivenlerden neredeyse koşar adım indi ve sarayın dışına çıktı.

Yukarıdan, balkondan…

Mihrez onu görüyordu.

Naya'nın silueti avluda küçülürken, Mihrez'in kalbi aniden sıkıştı.

Elini göğsüne götürdü ama o baskı geçmedi.

Naya, sırtı Mihrez'e dönük olacak şekilde taş banklardan birine oturdu.

Omuzları gergindi.

Hamilelik hormonları onu bambaşka birine dönüştürmüştü.

Ya her şeyi fazlasıyla ciddiye alıyor,

ya da en küçük sözde bile alınganlık buluyordu.

Mihrez bunu biliyordu.

Anlıyordu.

Ama bazen…

Bu durum onu delirecek gibi yapıyordu.

Onu korumak isterken incitiyor,

susmak isterken daha çok yaralıyordu.

Balkonda öylece durdu.

Aşağı insem mi… diye düşündü.

Yoksa biraz yalnız mı kalmalı?

Ama Naya'nın sırtı dönüktü.

Mihrez'in en çok korktuğu şeydi.

Mihrez eşini orada, o bankta tek başına bırakamazdı.

Bir an sonra bankın hemen yanında belirdi.

Naya irkildi.

Gözleri kızarmıştı; ağladığı belliydi.

Mihrez'in sesi kırılmıştı.

"Neden geldin?" dedi Naya, ona bakmadan.

Mihrez hiç tereddüt etmeden yanına oturdu.

Kollarını eşine sardı, onu göğsüne çekti.

"Seni kırdıysam çok özür dilerim," dedi.

"Naya… verdiğim her kararı seni korumak için verdim. Seni arkamda bırakmak istemediğim için. Her anımda, her savaşımda yanımda olmanı istiyorum. Lütfen anla beni."

Naya burnunu çekti.

Sesi kısık ve yorgundu.

"Özür dilerim," dedi. "Ben böyle olsun istemedim."

Mihrez eliyle Naya'nın gözyaşlarını sildi.

"Biliyorum," dedi yumuşakça.

"Biliyorum… isteyerek yapmıyorsun."

İçinden acı bir gülümseme geçti.

Dünyaların korktuğu bir cin padişahıyım güya… diye düşündü.

Gülümsedi.

Naya'nın alnından usulca öptü.

Karşı balkondan Mihrez ile Naya'nın samimi hâllerini izleyen Zorkan'ın yüzü öfkeyle sertleşti.

Elini yumruk yaptı.

"Bu aşk bir yalan…" diye fısıldadı.

"Göz boyama. Zorla elde edilmiş bir bağ."

O anda Zelina'nın sesi zihninde yankılandı.

Zorkan… Mihrez ve şu zavallı pericik cehenneme gidiyor mu?

Zorkan dişlerini sıktı.

"Henüz kararını vermedi," diye karşılık verdi.

"İki gün buradayım. Bekliyorum."

Zelina sinirle tısladı.

Lanetli peri yüzünden gözü kimseyi görmüyor. Umarım planımız işe yarar… yoksa ikimiz de biteriz.

Zorkan sabırsızca nefes verdi.

"Yeter," dedi. "İşim var. Kapat."

Zihin bağı kesildiğinde balkona yaslandı.

Bakışları tekrar Naya'ya kaydı.

Onu baştan aşağı süzdü.

Dudaklarında karanlık bir gülümseme belirdi.

Fısıltıyla konuştu:

"Nasıl büyülü bir güzelliğin var senin, küçük peri…"

"Şeytana bile diz çöktürmüşsün."

Sessiz bir kahkaha dudaklarından döküldü.

Mihrez'e kollarını eşinin beline doladı.

Naya, dudaklarını Mihrez'in kulağına yaklaştırdı.

"Seni çok özledim," diye fısıldadı ve kulak memesini hafifçe ısırdı.

Mihrez bir an titredi.

Derin bir nefes aldı.

"Aşkım…" dedi kısık bir sesle.

"Tehlikeli sularda yüzmesek mi? Biliyorsun, doğuma çok az kaldı."

Naya aniden Mihrez'den ayrıldı.

Yüzünü astı.

"Neden?" dedi.

Gözleri dolmuştu.

Sesi titreyerek yükseldi.

"Beni artık beğenmiyor musun?"

"Eskisi gibi değilim diye… arzulamıyor musun beni?"

Mihrez, Naya'nın bu ani tepkisi karşısında ne diyeceğini bilemedi.

Sessiz kaldı.

Naya bir anda ayağa fırladı.

Mihrez de onunla birlikte ayağa kalktı.

"Bu gece yanıma gelme," dedi Naya öfkeyle.

"Seni istemiyorum artık, Mihrez."

Mihrez kaşlarını çattı.

"Naya, lütfen… konuşalım. Yanlış anladın beni."

Ama Naya öfkesini kontrol edemiyordu.

"Konuşacak bir şey yok," dedi.

"Ben seni çok net anladım."

Arkasını döndü, gitmek üzereydi ki…

Mihrez kolundan tuttu.

Tam o anda, olan biteni uzaktan izleyen Prens Zorkan'ın gözleri parladı.

"Birbirleriyle kavga ediyorlar," diye fısıldadı.

Ve onların az uzağında belirdi.

Artık yakından izliyordu.

Kolundan tutulmanın verdiği öfkeyle Naya'nın içinde bir şey koptu.

Bir patlama gibi.

Gözleri bir anda sapsarı oldu.

Elini savurdu.

Mihrez, sarayın duvarlarına doğru fırladı.

Şiddetli bir patlama yankılandı.

Saray sarsıldı.

Patlamayı duyan cin halkı koşarak geldi.

Gördüklerine inanamadılar.

Fısıltılar dalga dalga yayıldı.

Naya, birkaç saniye sonra kendine geldi.

Ne yaptığını fark edince dehşetle geri çekildi.

Eli titreyerek ağzına gitti.

Gözleri korkuyla büyüdü.

Naya iki adım geri çekildi.

Artık saklayamıyordu; cin halkının fısıltılarını duyabiliyordu.

"Cin padişahını fırlattı…"

"Sürgün edilmeli."

"O bebek uğursuz."

Her kelime kalbine bir hançer gibi saplandı.

Eli istemsizce karnına gitti. Parmakları titriyordu.

Ne yapacağım şimdi?

Bunu… ona nasıl yapabildim?

Kendini tanıyamıyordu.

Gücü, öfkesi, korkusu… hepsi birbirine karışmıştı.

Ağlamak istiyordu ama gözyaşları bile ona ihanet eder gibiydi.

Tam o sırada Prens Zorkan'ın dudaklarında sinsi bir gülümseme belirdi.

Aradığı fırsat, nihayet kendi ayaklarıyla gelmişti.

Halkın fısıltılarını duyabiliyorum , diye düşündü.

Padişaha saygısızlık sürgün demektir. Yasalar çiğnenmez.

Artık yapılması gereken belliydi.

Naya'yı cehenneme götürmek.

İstemese de…

Mecbur kalacaktı.

Zorkan başını hafifçe eğdi.

Sessiz, karanlık bir kahkaha dudaklarından döküldü.

"Şimdi," diye fısıldadı,

"oyun gerçekten başlayabilir."

Naya,

"Gitmeli…"

"Sürgün edilmeli…"

diye yükselen fısıltılara daha fazla dayanamadı.

Kulaklarını iki eliyle kapattı. Nefesi hızlandı.

Tam o anda Prens Zorkan yanına vardı.

Nazik ama kararlı bir hareketle Naya'nın ellerini indirdi.

"Benimle gel," dedi alçak bir sesle.

Naya karşı koyamadı.

Zorkan, onu elinden tutup sarayın içine çekti.

Ana salona girdiklerinde kapılar ağır bir gürültüyle kapandı.

Naya'nın iç sesi çığlığa dönmüştü.

Ben ne yaptım…

Ben bunu nasıl yapabildim…

Göğsündeki mühür yanmaya başladı.

Alev gibi.

Kontrolsüz.

Delirecek gibiydi.

Zorkan ona yaklaştı.

Yumuşak görünen ama acımasız kelimelerle konuştu:

"Bu sarayda tek bir şey asla değişmez, Naya."

Naya başını kaldırdı.

Zorkan devam etti.

"Padişaha yapılan saygısızlık."

"Ve bunun sonucu."

Bir an durdu.

Sonra soğukça ekledi:

"Ya ölüm…

ya da sürgün."

Naya donup kaldı.

"Halk gördü," dedi Zorkan.

"Mihrez bunu affetmez. Seni sürgün edecektir."

"Nereye gönderir, bilmiyorum."

Naya cevap vermedi.

Sessizliği seçti.

Kalbi ağlıyordu ama dudakları kıpırdamıyordu.

Zorkan yavaşça yanına oturdu.

Sesini yumuşattı, neredeyse şefkatliydi.

"Benimle gel," dedi.

"Cehenneme… sarayıma."

"Bir süre yanımda kal. Mihrez'in öfkesi dinene kadar."

"En azından halkın isyanı bastırılana kadar."

Naya başını eğdi.

Başka bir yol yoktu.

Yavaşça Zorkan'a baktı…

ve başını olumlu anlamda salladı.

Zorkan'ın dudaklarında memnun bir gülümseme belirdi.

Naya'nın elini tuttu, ayağa kaldırdı.

"Güçlü ol, Naya," dedi.

Naya zoraki bir tebessüm etti.

Geçit aynasının önüne geldiler.

Zorkan büyülü sözleri fısıldadı.

Ayna kan kırmızısına döndü.

Zorkan gülerek konuştu:

"Evime hoş geldin, Naya."

More Chapters