Ficool

Chapter 231 - TOZ, DUMAN VE KORKU (SESSİZLİK)

Rezonans Meydanı'nın üzerine çöken sessizlik, bir kütüphanenin huzurlu sükûneti değildi. Bu, bir celladın baltasını indirdikten sonra, kopan başın sepete düştüğü o ilk saniyede kalabalığın tuttuğu nefesin sessizliğiydi. Ağır, yapışkan ve suçluluk dolu bir sessizlik.

Podyum –veya ondan geriye kalan o dumanı tüten krater– bir savaş alanından farksızdı. Havadaki o temiz, dağ esintisi kokusu gitmiş; yerini genzi yakan ozon, yanmış taş ve metalik bir kan kokusuna bırakmıştı.

Kael Vael'thra, kraterin merkezinde, erimiş ve cama dönüşmüş kumların üzerinde cenin pozisyonunda yatıyordu.

Vücudu, hareketsiz bir et yığını gibi görünse de, içeride kopan fırtına biyolojik sınırları zorluyordu. Elyra'nın Mührü (Kızıl Hüküm) son saniyede, hidrolik bir presin acımasızlığıyla kapatması, içeriden dışarıya doğru akan o muazzam Tını (Mana) nehrini aniden kesmişti. Ancak fizik kuralları, bu kadar ani bir duruşu affetmezdi. Akan suyun önüne aniden duvar örerseniz, su geri teper ve boruları patlatır. Kael'in vücudunda olan da buydu: Vurgun.

Kael'in sırtı, mühür hattı boyunca dumanlar tüttürüyordu. Gömleğinin kalıntıları sırtına yapışmış, derisi koyu kırmızı, yer yer morarmış bir renge bürünmüştü. Kulaklarından sızan ince kan şeritleri, boynundan aşağıya, köprücük kemiklerine doğru akıyor, oradaki ter ve külle birleşerek siyah bir çamur oluşturuyordu.

Bilinci kapanmamıştı. Bu bir bayılma değildi; bu, sinir sisteminin aşırı yüklenmesi sonucu oluşan tam kilitlenmeydi (Paralizi). Kael her şeyi duyuyor, her şeyi görüyor ama parmağını bile kıpırdatamıyordu. Gözleri açıktı; irisi tamamen beyaza dönmüş, kılcal damarları patlayarak göz akını kızıla boyamıştı. Dünyayı kırmızı, bulanık bir filtrenin arkasından izliyordu.

Ve hissettiği tek şey, Yanmaktı.

Damarlarında kan değil, sıvı kurşun dolaşıyordu sanki. Kemiklerinin iliği kaynıyor, Hayati Zerreleri (hücreleri) bu termal şokla başa çıkabilmek için çığlık atıyordu.

Elyra , oğlunun başında diz çökmüş, elleri havada asılı kalmıştı.

Solgard'ın en güçlü Rün Mimarı, soğukkanlılığıyla bilinen o kadın, şimdi titriyordu. Ama bu korkudan değil, harcadığı muazzam Tını eforundandı. Mührü kilitlemek, bir dağı yerinden oynatmaya eşdeğer bir irade gerektirmişti.

"Soğutmamız lazım," diye fısıldadı Elyra. Sesi, kendi kulaklarına bile yabancı geldi. "İçerideki yangın organlarını pişirmeden..."

Elyra, cübbesinin iç cebinden, üzerinde buz mavisi rünler oyulmuş, metal bir şişe çıkardı. Şişenin kapağını açtığında, etrafa yoğun, beyaz bir soğuk buhar yayıldı. Bu, Sıvılaştırılmış Buz Özü ve Sakinleştirici Tını karışımıydı.

Elyra, tereddüt etmeden şişeyi Kael'in sırtına, o kapkara olmuş ve hala için için yanan mühür hattının üzerine boşalttı.

CIZZZZZZZZZ!

Sıvı, Kael'in tenine değdiği an şiddetli bir buharlaşma sesiyle kaynadı. Sanki kızgın bir örsün üzerine su dökülmüştü. Yoğun, beyaz bir buhar bulutu kraterin içinden yükseldi ve Elyra ile Kael'i bir anlığına gözden sakladı.

Kael'in vücudu, bu ani termal şokla kaskatı kesildi. Sırtı yay gibi gerildi, ağzından boğuk, hırıltılı ve insani olmayan bir inleme kaçtı. Dişleri o kadar sert kenetlenmişti ki, çenesinden bir çatırtı sesi duyuldu.

"Dayan," dedi Elyra, elini buharın içinden uzatarak Kael'in omzuna bastırırken. "Biliyorum. Yanıyorsun. Ama bu, içerideki reaktörü kapatmanın tek yolu."

Seyircilerin Dehşeti

Rezonans Meydanı'ndaki binlerce öğrenci, eğitmen ve soylu, gördükleri manzara karşısında dillerini yutmuş gibiydi.

Sadece bir dakika önce, o çocuğa "Sıfır", "Beceriksiz", "Köylü" diye bağıranlar, şimdi nefes almaya bile korkuyorlardı.

Çünkü gördükleri şey bir büyü gösterisi değildi. Bir yetenek şovu değildi.

Bu, bir felaketti.

Kürenin yok oluşu, podyumun erimesi, gökyüzündeki bulutların delinmesi... Ve o çocuğun sırtındaki o korkunç, yaşayan dövmeler.

En ön sırada, yıkılan podyumun şok dalgasıyla geriye savrulup duvarın dibine yapışmış olan Kaen Morlis, olduğu yerde titriyordu.

Kırmızı ipek pelerini yırtılmış, o çok övündüğü, aile yadigarı asası bir köşeye fırlamıştı. Yüzü kireç gibi bembeyazdı. Göz bebekleri korkudan iğne ucu kadar küçülmüştü.

Kaen, bir Ateş Büyücüsüydü. Ateşi bilirdi. Isıyı tanırdı. Isı, onun oyuncağıydı.

Ama Kael'den yayılan o ısı... o ateş değildi. O, varoluşun sürtünmesiydi. O, Kaen'in 5. Çember alevini bir mum gibi söndürecek yoğunlukta bir basınçtı.

Kaen, dumanların arasından, yerde yatan Kael'in siluetine baktı.

"Sıfır..." diye fısıldadı Kaen, sesi çatlayarak. Boğazı kurumuştu. "Sıfır demişlerdi."

Yanındaki arkadaşı, soylu bir kız, eliyle ağzını kapatmış, sessizce ağlıyordu. "O... o bir insan değil Kaen. Gördün mü? Küreyi... küreyi yedi."

"Sus!" diye tısladı Kaen, ama sesi titriyordu. Ayağa kalkmaya çalıştı ama bacakları jöle gibiydi. Dizlerinin üzerine çöktü. Kael'in o "Boş" dediği bedenin içinde, kendisinin hayal bile edemeyeceği bir canavarın uyuduğunu fark etmişti. Ve o canavarı uyandırmak için elinden geleni yapmıştı.

Locada, Rektör Rovan Silth, korkulukları o kadar sıkı tutuyordu ki, ahşapta parmak izleri çıkmıştı.

Yanındaki Mareen Veyn, kırık tabletine bakarak mırıldandı.

"Veri yok Rektörüm. Son okuma... göstergenin sınırlarını aştı ve cihazı yaktı. O çocuğun içindeki Tını yoğunluğu... bir ejderha kalbiyle yarışır. Eğer o mühür olmasaydı..." Mareen yutkundu. "...eğer o mühür olmasaydı, şu an bu vadi bir kraterden ibaret olurdu."

Rovan, gözlerini Kael'den ayırmadan cevap verdi. Sesinde dehşetle karışık, hastalıklı bir hayranlık vardı.

"Ve biz ona 'Kudret Sınıfı' verdik, değil mi? Kılıç sallayan bir piyade sandık." Rovan acı bir kahkaha attı. "O çocuk bir piyade değil Mareen. O çocuk, yürüyen bir kuşatma silahı. Ve pimi az önce çekildi."

Rovan, arkasındaki muhafızlara döndü.

"Kimse yaklaşmasın. Alanı kordon altına alın. Eğer o çocuk tekrar patlarsa, yakınındaki herkesi buharlaştırır."

Enkazın Başında

Malik, şok dalgasının etkisiyle geriye savrulmuştu ama hemen toparlandı.

Devasa cüssesiyle, hala havada asılı duran toz bulutunu yararak kraterin merkezine koştu. Zırhı gürültülü sesler çıkarıyordu ama umurunda değildi.

"Kaptan!"

Malik, kraterin kenarına geldiğinde duraksadı.

Kael'in vücudundan yayılan ısı o kadar yoğundu ki, Malik'in zırhındaki metal plakalar ısınmaya başlamıştı bile. Yaklaşmak, açık bir fırının ağzına yürümek gibiydi. Kael'in etrafındaki hava dalgalanıyor, yerdeki taşlar tıslayarak soğuyordu.

Ama Malik geri adım atmadı. Karnındaki Aura Çekirdeğini ateşledi.

"Demir Deri!"

Malik'in teni grileşti, sertleşti. Fiziksel dayanıklılığını artırarak sıcağa karşı bir bariyer oluşturdu.

Kraterin içine indi.

Elyra, başını kaldırdı. Yüzü solgundu, alnından terler süzülüyordu.

"Dokunma!" diye uyardı Elyra. Sesi zayıf ama kesindi. "Hala stabil değil. İçerideki çalkantı durmadı. Dokunursan, derisi elinde kalır Malik. Ve senin de ellerin yanar."

Malik dişlerini sıktı. "Onu burada böylece bırakacak mıyız? Herkes bakıyor! O şaklabanların ona acıyan gözlerle bakmasına izin vermem!"

Elyra, soğuk gözlerini kalabalığa çevirdi. O bakış, meraklı gözlerin çoğunu yere indirmeye yetti. Sonra tekrar oğluna döndü.

"Taşıyacağız," dedi Elyra. "Ama dikkatli olmalısın. O şu an bir et yığını değil, soğumaya çalışan bir külçe. En ufak bir sarsıntı, kemiklerini çatlatabilir."

Buhar dağıldığında, Kael'in sırtındaki kızıl parıltı sönmüştü. Rünler tekrar simsiyah, ölü bir renge bürünmüştü. Ancak derisi hala kıpkırmızıydı ve dokunulduğunda ateş gibi yanıyordu.

Kael, gözlerini araladı.

Görüşü yavaş yavaş netleşti. Başının ucunda Malik'in endişeli, kaskatı yüzünü gördü. Annesinin solgun siluetini gördü. Ve onların arkasında, yıkılmış kuleyi, parçalanmış podyumu, sessizliğe gömülmüş kalabalığı...

"Sıfır..." diye fısıldadı Kael. Sesi, zımpara kağıdı gibiydi. Boğazı, kendi ısısıyla kurumuştu. Her kelime, gırtlağına batan bir diken gibiydi. "...değilmiş."

Malik, acı bir gülümsemeyle başını salladı. Gözleri dolmuştu ama bunu belli etmedi.

"Değilmiş Kaptan. Sıfırın yanına bolca sıfır eklemişsin gibiydi. Hepsini susturdun."

Elyra, Kael'in alnına elini koydu. Ateşi hala yüksekti ama öldürücü seviyenin altına inmişti.

"Kalkabilir misin?" diye sordu Elyra. Sesi artık bir Mimarın değil, bir annenin tonuna daha yakındı. "Seni buradan taşımamız lazım. Revire değil. Kule'ye. Revirdekiler senin anatomini anlamazlar. Seni yanlışlıkla öldürebilirler."

Kael, dişlerini sıktı.

Hareketsizlik... Zayıflıktı.

Bu insanların önünde, o alaycı Kaen'in önünde, o kendisine acıyarak bakan Selene'nin önünde sedyeyle taşınmayı reddediyordu. Yerde yatmak, yenilmek demekti. Ve o yenilmemişti. O, kırmıştı.

"Kalkarım," dedi.

Bu bir yalandı. Kasları erimiş mum gibiydi. Kemikleri sızlıyordu.

Kael, karnındaki Aura Çekirdeğini (Kudret) çağırdı. Ama çekirdek boştu. Yakıt bitmişti. Vücudundaki yağ ve şeker depoları, o beş saniyelik "Tını Akışı" ve Mührün savunma mekanizması tarafından yakıt olarak kullanılmış, kavrulmuştu.

Kael, kollarını yere dayayıp itmeye çalıştı. Kolları titredi ve çöktü.

Malik, Elyra'dan izin istemeden öne atıldı.

"Bırak inadı Kaptan," dedi Malik.

Devasa cüssesiyle eğildi. Sol kolunu Kael'in sırtının altına, sağ kolunu dizlerinin altına geçirdi.

"Malik..." diye itiraz etmeye çalıştı Kael.

"Sus," dedi Malik sertçe. "Sen mızraksın, ben duvarım. Mızrak kırıldığında, duvar onu taşır. İşimiz bu."

Malik, Kael'i kucağına aldı. Sanki bir tüy yığını kaldırıyormuş gibi rahatça ayağa kalktı. Kael'in vücudundan yayılan ısı, Malik'in göğüs zırhını ısıtıyordu ama Malik yüzünü bile buruşturmadı.

Kael, başını Malik'in omzuna yasladı. Görüş açısı değişti. Artık gökyüzünü değil, kalabalığı görüyordu.

"Yürüyoruz," dedi Elyra, öne geçerek. "Yolu açın!"

Elyra, elini havada salladı ve önlerindeki enkaz parçaları görünmez bir güçle (Telekinezi) kenara savruldu.

Grup, dumanlar tüten kraterden çıkıp meydana doğru yürürken, kalabalık sessizce, emir almadan ikiye ayrıldı.

Kimse yollarını kesmedi. Kimse fısıldaşmadı. Kimse gülmedi.

Kaen Morlis, Kael yanından geçerken başını çevirdi, göz göze gelmekten kaçındı. O kibirli soylu çocuk, şimdi titreyen bir yaprak gibiydi.

Kael, her adımda ciğerlerine batan o keskin acıya rağmen gözlerini açık tutmaya zorladı.

Bu anı hafızasına kazımak istiyordu.

Korkuyu. Saygıyı. Ve sessizliği.

Gözleri, kalabalığın içinde ona bakan Selene Ards'ı buldu. Kızın yüzündeki acıma ifadesi silinmişti. Yerine, saf bir dehşet ve anlama gelmişti. O bir kurban değil, diyordu o bakışlar. O bir tehdit.

Rektör Rovan, locadan onları izlerken, yanındaki eğitmenlere döndü. Ardelion Veras'ın yüzü kül gibiydi.

"O çocuğu 'Kudret Sınıfı'na yazdınız, değil mi?" diye sordu Rovan.

"Evet efendim," dedi Ardelion, sesi titrekti. "Büyü yapamadığı için... yani yapamıyor sandığımız için..."

Rovan, başını iki yana salladı.

"Büyü yapamıyor mu? O çocuk büyünün kendisi Ardelion. Sadece... bizim bildiğimiz dilde konuşmuyor. Onu izleyin. Gözünüzü üzerinden ayırmayın. O bir öğrenci değil. O bir saatli bomba."

Kızıl Kule'nin Yolu

Meydanı terk edip Akademi'nin iç yollarına, gölgeli koridorlarına girdiklerinde, kalabalığın bakışları arkada kaldı.

Kael, daha fazla dayanamadı. Bilinci, karanlık bir tünele doğru çekiliyordu.

"Malik," diye fısıldadı. Sesi, rüzgarın hışırtısı kadar zayıftı.

"Buradayım Kaptan. Az kaldı."

"Silahlar..." dedi Kael. Gözleri kapanırken aklı hala savaşçı disiplinindeydi. "...silahları unutma. Onlar da... ısındı."

Malik, belindeki Siyah Diş ve Gölge Diş'e baktı. Kılıçların kınlarından hala hafif bir duman tütüyordu. Metaller, sahiplerinin içinden geçen o muazzam akımı iletirken sınırlarına kadar zorlanmışlardı.

"Merak etme," dedi Malik. "Onlar da senin gibi. Sağlamlar. Sadece biraz dinlenmeleri lazım."

Kael'in başı düştü. Gözleri kapandı.

Karanlık onu yuttu. Ama bu seferki karanlık, Mührün içindeki okyanusun kaotik karanlığı değil, bedenin iflasının getirdiği o boş, rüyasız ve sessiz karanlıktı.

Elyra, önden hızlı adımlarla yürüyordu. Topuk sesleri taş koridorda yankılanıyordu.

"Acele et Malik," dedi Elyra, arkasına bakmadan. "Kriz şimdi başlıyor. Tını çekildiğinde, vücut şoka girer. Metabolizması, o kısa süreli ilahi gücü telafi etmek için kendi dokularını yemeye başlayacak. Eğer onu on dakika içinde Tank'a sokmazsak, kalbi durabilir."

Grup, Solgard Akademisi'nin en gizli, en tehlikeli ve öğrencilere yasak olan bölümüne, Rün Kulesi'nin (Kızıl Kule) yeraltı laboratuvarlarına doğru koşmaya başladı.

Kael Vael'thra'nın sınavı bitmişti. İsmine "Sıfır" yazılmıştı.

Ama o gün, Solgard'ın tarihine başka bir isim yazılmıştı: Anomali.

Ve hayatta kalma savaşı, şimdi, o soğuk taş duvarların ardında, bir tankın içinde yeniden başlıyordu.

More Chapters