Ficool

Chapter 230 - BEŞİNCİ SANİYE: KİLİT VE ÇÖKÜŞ

 

Rezonans Meydanı'nda zaman, parçalanmış bir saatin dişlileri arasına sıkışmış gibi durdu.

Köken Küresi'nin (Origin Orb) varlığı, fiziksel düzlemden silinmişti. Geriye ne bir cam kırıntısı ne de metal bir kaide kalmıştı. Podyumun merkezinde, o muazzam içe çöküşün (Implosion) yarattığı kusursuz, pürüzsüz ve dumanı tüten bir krater vardı.

Ve o kraterin merkezinde, dizlerinin üzerine çökmüş olan Kael Vael'thra, kendi yarattığı kıyametin ortasında titriyordu.

Beşinci saniyenin dolduğu o mikroskobik anda, Elyra bir anneyi değil, kontrolden çıkmış bir nükleer reaktörü kapatmak zorunda kalan bir başmühendisi andıran o soğuk, kesin ve merhametsiz tavrıyla harekete geçti.

"KAPAN!"

Elyra'nın sesi, bir çığlık değil, rünik bir emirdi. İki elini, avuç içlerinde parlayan turkuaz mühürleme glifleriyle birlikte, Kael'in sırtına, omurgasının tam ortasındaki o ana düğüm noktasına (Kalp Kilidi) sertçe vurdu.

ŞLAK.

Bu ses, etin ete çarpma sesi değildi. Bu, tonlarca ağırlığındaki bir çelik kapının, derin denizlerin altındaki bir sığınağa kilitlenmesi gibi tok, metalik ve yankılı bir sesti.

Kael'in sırtındaki Kızıl Hüküm Mührü, Elyra'nın darbesiyle sarsıldı. Derisinin altında erimiş altın gibi parlayan, dışarıya vahşi bir Tını (Mana) seli akıtan o karmaşık rünler, aniden karardı. Mührün dişlileri, Kael'in etine batarak ters yöne döndü.

Açık olan vana, acımasız bir hidrolik pres gücüyle kapatıldı.

Ancak fizik kuralları, bu kadar ani bir kesintiyi affetmezdi.

Bir yangın hortumunun ağzını aniden tıkarsanız, hortum patlar. Bir barajın kapaklarını suyun en coşkun aktığı anda kapatırsanız, duvarlar çatlar.

Kael'in vücudunda olan da buydu: Vurgun.

İçindeki okyanus, dışarı akarken aniden önünde bir duvar buldu. Dışarı çıkamayan o muazzam kinetik enerji, geri tepti. Geriye, Kael'in içine döndü.

Kael'in sırtı, sanki görünmez bir balyozla vurulmuş gibi yay gibi gerildi. Başını geriye attı, ağzı sessiz bir çığlıkla açıldı.

Ancak sesi çıkmadı. Çünkü ciğerlerindeki hava, ani basınç değişimiyle vakumlanmıştı.

KÜT-KÜT-KÜT.

Kalbi, göğüs kafesini kırmak istercesine dövüyordu.

Sağ kolundaki Hayalet Meridyenler (Yapay Damarlar), içinden geçen akım kesildiği an, akkor halinden zifiri siyaha döndü. Ancak soğuma süreci, yanmadan daha ızdıraplıydı. Kolundan "Cızzz" diye sesler geliyor, yanık et kokusu, ozon kokusuna karışıyordu.

Kael'in kulak zarları, iç basıncın (Mana Basıncı) ani artışına dayanamayarak patladı. İnce, sıcak bir kan sızıntısı kulaklarından boynuna doğru aktı.

Gözleri... O çift renkli (Mavi ve Altın) irisleri, tamamen beyaza dönmüştü ve şimdi yavaş yavaş, damarların çatlamasıyla kızıla boyanıyordu.

Kael, podyumun (artık kraterin) zeminine, ipleri kesilmiş bir kukla gibi yüzüstü kapaklandı.

Düşüşü sertti. Ama bilinci kapanmamıştı. Bu bir bayılma değildi; bu, sinir sisteminin aşırı yüklenmesi sonucu oluşan tam kilitlenmeydi (Paralizi). Kael her şeyi duyuyor, her şeyi hissediyor ama parmağını bile kıpırdatamıyordu.

Yerde yatarken, burnunun ucundaki bir taş parçasının, vücudundan yayılan ısıyla kızardığını ve kuma dönüştüğünü gördü.

Meydanın Sessizliği

Rezonans Meydanı'ndaki binlerce öğrenci, eğitmen ve soylu, gördükleri manzara karşısında dillerini yutmuş gibiydi.

Az önce "Sıfır" diye bağıranlar, "Büyüsüz Köylü" diye alay edenler, şimdi nefes almaya bile korkuyorlardı.

Çünkü gördükleri şey bir büyü gösterisi değildi. Bir yetenek şovu değildi.

Bu, bir felaketti.

Kürenin yok oluşu, podyumun erimesi, gökyüzündeki bulutların delinmesi... Ve o çocuğun sırtındaki o korkunç, yaşayan dövmeler.

Ön sıradaki Kaen Morlis, duvarın dibine sinmiş, titriyordu. Yüzü kireç gibiydi. Gözleri, yerdeki dumanlar tüten Kael'e kilitlenmişti. Kaen, bir Ateş büyücüsüydü. Ateşi bilirdi. Isıyı tanırdı. Ama Kael'den yayılan o ısı... o ateş değildi. O, varoluşun sürtünmesiydi.

"O..." diye fısıldadı Kaen, sesi çatlayarak. "O bir insan değil."

Rektör Rovan Silth, locasındaki korkulukları o kadar sıkı tutuyordu ki, ahşapta parmak izleri çıkmıştı. Yanındaki Mareen Veyn, kırık tabletine bakarak mırıldandı:

"Veri yok Rektörüm. Son okuma... göstergenin sınırlarını aştı ve cihazı yaktı. O çocuğun içindeki Tını yoğunluğu... bir ejderha kalbiyle yarışır."

Rovan, gözlerini Kael'den ayırmadan cevap verdi: "Ve o mühür... Elyra o mührü sadece %1 açtığını söyledi. Tanrılar bizi korusun... Tamamını açsaydı ne olurdu?"

Enkazın Başında

Malik, şok dalgasının etkisiyle geriye savrulmuştu ama hemen toparlandı. Devasa cüssesiyle toz bulutunu yararak kraterin merkezine koştu.

"Kaptan!"

Malik, Kael'in yanına ulaştığında duraksadı. Kael'in vücudundan yayılan ısı o kadar yoğundu ki, Malik'in zırhındaki metal plakalar ısınmaya başlamıştı bile. Yaklaşmak, açık bir fırının ağzına yürümek gibiydi.

Ama Malik umursamadı.

Dizlerinin üzerine çöktü. Kael'i omuzlarından tutup çevirmek istedi.

"Dokunma!"

Elyra'nın sesi, bir kırbaç gibi şakladı.

Malik, elleri havada donakaldı. Başını kaldırıp Elyra'ya baktı.

Elyra Vael'thra, Kael'in başında dikiliyordu. Yüzü bembeyazdı, alnından terler süzülüyordu. Mührü kapatmak için harcadığı efor, onu da tüketmişti. Elleri hala Kael'in sırtının üzerinde, havada asılı duruyordu. Parmak uçlarından mavi rün ışıkları dökülüyor, Kael'in sırtındaki kızıl ısıyla savaşıyordu.

"Hala stabil değil," dedi Elyra, nefes nefese. "İçerideki çalkantı durmadı. Dokunursan, derisi elinde kalır Malik. Ve senin de ellerin yanar. Şu an o bir et yığını değil, soğumaya çalışan bir külçe."

Malik, dişlerini sıktı. "Ne yapacağız? Onu burada böylece bırakacak mıyız? Herkes bakıyor!"

Elyra, soğuk gözlerini kalabalığa çevirdi. O bakış, meraklı gözlerin çoğunu yere indirmeye yetti. Sonra tekrar oğluna döndü.

"Soğutacağız," dedi Elyra.

Cübbesinin iç cebinden, üzerinde gümüş işlemeler olan, mühürlü bir şişe çıkardı. Şişenin içinde, yoğun, mavi bir sıvı (Sıvılaştırılmış Buz Özü ve Sakinleştirici) vardı.

Elyra, şişenin kapağını açtı ve sıvıyı Kael'in sırtına, o kapkara olmuş mühür hattının üzerine döktü.

CIIZZZZZZZ!

Sıvı, Kael'in tenine değdiği an şiddetli bir buharlaşma sesiyle kaynadı. Yoğun, beyaz bir buhar bulutu yükseldi.

Kael'in vücudu, bu ani termal şokla kaskatı kesildi. Sırtı yay gibi gerildi, ağzından boğuk, hırıltılı bir inleme kaçtı.

"Dayan," diye fısıldadı Elyra, sesinde ilk kez bir anne şefkatinin kırıntıları vardı. "Biliyorum. Yanıyorsun. Ama bu, içerideki yangını söndürmenin tek yolu."

Buhar dağıldığında, Kael'in sırtındaki kızıl parıltı sönmüştü. Rünler tekrar simsiyah, ölü bir renge bürünmüştü.

Kael'in nefes alışverişleri sığlaşmıştı ama düzenliydi.

Kael, gözlerini araladı. Görüşü bulanıktı. Dünyayı kırmızı bir filtrenin arkasından görüyordu (göz içi kanaması yüzünden).

Başının ucunda Malik'in endişeli yüzünü gördü. Annesinin solgun siluetini gördü. Ve onların arkasında, yıkılmış kuleyi, parçalanmış podyumu...

"Sıfır..." diye fısıldadı Kael. Sesi, zımpara kağıdı gibiydi. Boğazı, kendi ısısıyla kurumuştu. "...değilmiş."

Malik, acı bir gülümsemeyle başını salladı. "Değilmiş Kaptan. Sıfırın yanına bolca sıfır eklemişsin gibiydi."

Elyra, Kael'in alnına elini koydu. Ateşi hala yüksekti ama öldürücü seviyenin altına inmişti.

"Kalkabilir misin?" diye sordu Elyra. "Seni buradan taşımamız lazım. Revire değil. Kule'ye. Revirdekiler senin anatomini anlamazlar. Seni yanlışlıkla öldürebilirler."

Kael, dişlerini sıktı.

Hareketsizlik... Zayıflıktı. Bu insanların önünde, o alaycı Kaen'in önünde sedyeyle taşınmayı reddediyordu.

"Kalkarım," dedi.

Bu bir yalandı. Kasları erimiş mum gibiydi. Kemikleri sızlıyordu.

Kael, Kudretini (Aurasını) çağırdı. Ama karnındaki çekirdek boştu. Yakıt bitmişti. Vücudundaki yağ ve şeker depoları, o beş saniyelik "Tını Akışı" sırasında Mühür tarafından yakıt olarak kullanılmış, kavrulmuştu.

Kael, kollarını yere dayayıp itmeye çalıştı. Kolları titredi ve çöktü.

Malik, Elyra'dan izin istemeden öne atıldı.

"Bırak inadı Kaptan," dedi Malik.

Devasa cüssesiyle eğildi, Kael'in kolunun altına girdi ve onu tek hamlede ayağa kaldırdı. Kael'in ayakları yere basıyordu ama ağırlığının çoğunu Malik taşıyordu.

"Yürüyoruz," dedi Malik. "Başın dik olsun. Onlar senin yüzünü görmek istemiyor zaten. Gözlerine bakmaya korkuyorlar."

Kael, başını kaldırdı.

Kalabalık... O deniz gibi dalgalanan öğrenci kitlesi...

Kael ve Malik, dumanlar tüten enkazdan çıkıp meydana doğru yürürken, kalabalık sessizce, emir almadan ikiye ayrıldı.

Kimse yollarını kesmedi. Kimse fısıldaşmadı. Kimse gülmedi.

Kaen Morlis, Kael yanından geçerken başını çevirdi, göz göze gelmekten kaçındı.

Kael, her adımda ciğerlerine batan o keskin acıya rağmen durmadı. Yüzündeki ifade, acıdan buruşmuş bir ifade değildi. Donuk, ifadesiz ve ürkütücü bir maskeydi.

Sağ kolu, yan tarafına sarkmıştı. Kolunun üzerindeki kumaş tamamen yanmıştı. Hayalet Meridyenler, derisinin altında kapkara, şişmiş ağaç kökleri gibi görünüyordu. Bu görüntü, onun bir "büyücü" değil, bir tür "canavar" olduğunu haykırıyordu.

Rektör Rovan, locadan onları izlerken, yanındaki eğitmenlere döndü.

"O çocuğu 'Kudret Sınıfı'na yazdınız, değil mi?"

"Evet efendim," dedi Ardelion Veras, sesi biraz titrekti. "Büyü yapamadığı için..."

Rovan, acı bir kahkaha attı.

"Büyü yapamıyor mu? O çocuk büyünün kendisi Ardelion. Sadece... bizim bildiğimiz dilde konuşmuyor. Onu izleyin. Gözünüzü üzerinden ayırmayın. O bir öğrenci değil. O bir saatli bomba. Ve pimi az önce çekildi."

Kızıl Kule'nin Yolu

Meydanı terk edip Akademi'nin iç yollarına girdiklerinde, kalabalığın bakışları arkada kaldı.

Kael, daha fazla dayanamadı. Bacakları tamamen boşaldı.

Malik onu tuttu, düşmesini engelledi.

"Geldik sayılır," dedi Malik. "Dayan."

Kael, başını Malik'in omzuna yasladı. Bilinci, karanlık bir tünele doğru çekiliyordu.

"Malik," diye fısıldadı.

"Buradayım Kaptan."

"Silahlar..." dedi Kael. Sesi artık duyulmayacak kadar kısıktı. "...silahları unutma. Onlar da... ısındı."

Malik, belindeki Siyah Diş ve Gölge Diş'e baktı. Kılıçların kınlarından hala hafif bir duman tütüyordu.

"Merak etme," dedi Malik. "Onlar da senin gibi. Sağlamlar."

Kael'in gözleri kapandı.

Karanlık onu yuttu. Ama bu seferki karanlık, Mührün içindeki okyanus değil, bedenin iflasıydı.

Elyra, önden hızlı adımlarla yürüyordu.

"Acele et Malik," dedi. "Kriz şimdi başlıyor. Tını çekildiğinde, vücut şoka girer. Eğer onu on dakika içinde Tank'a sokmazsak, kalbi durabilir."

Grup, Solgard Akademisi'nin en gizli, en tehlikeli bölümüne, Rün Kulesi'nin (Kızıl Kule) yeraltı laboratuvarlarına doğru koşmaya başladı.

Kael Vael'thra'nın sınavı bitmişti.

Ama hayatta kalma savaşı yeni başlıyordu.

More Chapters