Ficool

Chapter 153 - DEMİRİN TİTREŞİMİ VE SON IŞIK

"Demir Kafes"in motoru, bir canavarın midesindeki gurultuyu andıran derin, sarsıcı bir hırıltıyla çalıştı. Aracın zırhlı gövdesi titredi. Bu titreşim, Kael'in omurgasından yukarı tırmanıp dişlerine kadar ulaştı. Burası bir at arabası değildi; büyü ve buhar teknolojisinin kaba bir karışımıyla yürütülen, konfordan tamamen arındırılmış bir tanktı.

Kael, karşısındaki metal banka oturduğunda, aracın içi zifiri karanlık değildi. Tavandaki küçük, kafesli bir fenerden yayılan soluk, sarı bir Ateş Tınısı, içeriyi hastalıklı bir loşluğa boğuyordu. Malik, devasa cüssesini dar alana sığdırmaya çalışarak Kael'in karşısına çöktü. Dizleri birbirine değiyordu. Malik'in yüzünde, babasının dükkanının yanışında gördüğü o çaresiz öfke yoktu; onun yerine, bilinmeze giden birinin tedirgin kabullenişi vardı.

"Hareket ediyoruz," dedi Malik. Sesi, motorun gürültüsü arasında boğuk çıktı. Eliyle aracın kalın, perçinli duvarına vurdu. "Bu şey... sanki bizi savaşa değil, mezara taşıyor."

"Mezara değil," dedi Kael, sırtını soğuk metale yaslayarak. Gözleri, aracın yan tarafındaki ince, parmaklıklarla örtülü gözetleme yarığına takıldı. "Dökümhaneye gidiyoruz Malik. Orada ya şekil alacağız ya da cüruf olarak atılacağız."

Araç sarsılarak hareket etti. Tekerleklerin taş zeminde çıkardığı o ağır, ezici ses, sarayın lojistik avlusunda yankılandı. Kael, yarıktan dışarı baktı. Sarayın gri taş duvarları, meşalelerin titrek ışığı altında geriye doğru akıyordu. Bu duvarlar, hayatı boyunca onu hem korumuş hem de hapsetmişti. Şimdi ise onu kusuyorlardı.

Araç, sarayın iç avlusundan çıkıp, soyluların yaşadığı "Üst Şehir"in (Inner Sanctum) geniş caddelerine girdiğinde, Kael başını yukarı kaldırdı. Gözetleme yarığının açısı dardı ama aradığını bulması zor olmadı. Solgard'ın en yüksek kulesi. **Veliaht Kulesi.**Sera'nın odası.

Kulenin en tepesindeki pencerede, bir ışık vardı. Ama bu, odadaki bir şamdandan gelen ışık değildi. Bu, pencerenin önünde duran kişinin yaydığı, o saf, altın rengi Tını'nın yansımasıydı. Sera oradaydı. Kael, onun yüzünü seçemiyordu. Mesafe çok uzaktı. Ama Aura Sezgisi (Analiz Refleksi), o mesafeden bile Sera'nın varlığının ağırlığını hissedebiliyordu. Ağlamıyordu. Çırpınmıyordu. Sadece duruyor ve aşağıya, karanlığın içinde hareket eden bu siyah metal kutuya bakıyordu.

Malik de Kael'in baktığı yere bakmak için eğildi. "Prenses..." diye fısıldadı Malik. "Bizi izliyor." Kael elini gözetleme yarığının soğuk demirine koydu. Cam yoktu. Sadece demir ve hava. "Bize bakmıyor Malik," dedi Kael. Sesi duygusuzdu ama içinde derin bir keder barındırıyordu. "Kendi hatasına bakıyor. Ve biz... biz o hatanın bedeliyiz."

Kael, gözlerini kuleden ayırdı. O an, içinde bir şeylerin koptuğunu hissetti. Çocukluğunun o son, ince ipliği de kopmuştu. Sera'yı orada, o altın kafesin içinde bırakmak zorundaydı. Eğer şimdi geri dönmeye çalışırsa, eğer o kuleye tırmanıp "Ben buradayım" derse, Valdrin haklı çıkardı. Kael, Sera'nın zayıflığı olurdu. Onu korumak için, onu terk etmeliydi.

Araç hızlandı. Kule, binaların arkasında kalarak gözden kayboldu. Işık gitmişti. Geriye sadece demirin gürültüsü ve yaklaşan gecenin karanlığı kalmıştı.

Solgard - Orta Şehir Kapıları

Yolculuk sessizce devam etti. Üst Şehir'in pürüzsüz mermer yolları, yerini Orta Şehir'in daha kaba, granit taşlarına bıraktığında sarsıntı arttı. Malik, huzursuzca kıpırdandı. "Kaptan," dedi. "Babam... Ona veda edemedim. Annem... O ne düşünecek? 'Oğlum bir suçlu gibi götürüldü' mü diyecekler?" Kael, annesinin (Elyra'nın) verdiği, içi kürk kaplı pelerini üzerine örttü. "Baban biliyor Malik. Annem ona haber verdi. Ve emin ol, Kessir Usta senin bir suçlu olduğunu düşünmüyordur. O, senin bir görevde olduğunu biliyor." "Ne görevi?" diye sordu Malik, acı bir gülüşle. "Sürgün görevi mi?" "Hayır," dedi Kael. Sağ elini, o siyah damarlı, rünlerle dolu kolunu yumruk yaptı. "Güçlenme görevi. Buraya döndüğümüzde, o kapıdan içeri birer çırak olarak girmeyeceğiz. Birer usta olarak gireceğiz. Ve o zaman... o zaman kimse bizi bir yerlere sürükleyemeyecek."

Araç aniden yavaşladı ve durdu. Dışarıdan boğuk konuşma sesleri, zırh şakırtıları ve ağır bir mekanizmanın gürültüsü geldi. Kuzey Kapısı. (The North Gate). Şehri dış dünyadan ayıran son bariyer. Kael, sırtındaki Mührü hissetti. Şehrin merkezindeyken hissettiği o yoğun, atmosferik Tını baskısı, burada, surların dibinde azalmaya başlamıştı. Şehir, devasa bir büyü kazanıydı ve onlar şimdi bu kazanın dışına çıkıyorlardı.

Aracın arka kapısındaki küçük sürgü açıldı. Bir muhafızın gözleri içeriyi taradı. "Sınır geçişi," dedi muhafız. Sesi metalikti. "Bundan sonra durmak yok. İhtiyacınız olursa araçtaki su ve peksimeti kullanın. İlk mola, Gri Vadi'nin çıkışında." Sürgü kapandı. Ardından, devasa kapıların açılma sesi duyuldu. Dişlilerin ve zincirlerin o devasa, inleyen gürültüsü. Araç tekrar hareket etti.

Bu sefer tekerleklerin altındaki ses değişmişti. Taş yoktu. Toprak vardı. Sert, donmuş, pürüzlü toprak. Şehirden çıkmışlardı. Ve çıktıkları an, Kael değişimi hissetti. Havadaki o tatlı, yoğun büyü kokusu aniden kesildi. Yerini, kuru, soğuk ve "boş" bir hava aldı. Ciğerleri, bu ani değişimle şok geçirdi. Sanki oksijen azalmış gibi derin bir nefes alma ihtiyacı hissetti. Tınısızlık. (Manasızlık). Solgard'ın koruyucu kubbesinin dışındaydılar. Burada, doğa yasaları daha vahşi, daha sessiz ve daha acımasızdı.

"Soğudu," dedi Malik, kürklerine sarılarak. "Aniden... çok soğudu." "Bu sadece başlangıç," dedi Kael. Annesinin verdiği o siyah obsidyen kutuyu, "Soğuk Yanığı Merhemi"ni cebinde sıkıca tuttu. Elyra haklıydı. Oraya gidiyorlardı. Mananın donduğu, sadece iradenin sıcak kaldığı yere.

Kael gözlerini kapattı ve kendini aracın sarsıntısına bıraktı. Zihninde Sera'nın yüzü yoktu artık. Zihninde, Halid'in o son sözleri yankılanıyordu: *"Kendi sesini bul."*Demir kafesin içinde, karanlık ve soğuk bir yolda ilerlerken, Kael Vael'thra içindeki sessizliği dinlemeye başladı. Ve o sessizliğin içinde, çok derinden, Kudret (Aura) tohumunun, yaklaşan fırtınaya cevap verircesine hafifçe titrediğini hissetti.

Solgard arkada kalmıştı. Önlerinde ise sadece gece ve Kuzey'in o bitmek bilmeyen yolu vardı.

More Chapters