Ficool

Chapter 149 - KARANLIĞIN ANATOMİSİ VE IŞIĞIN İNFAZI

Karanlık, sadece ışığın yokluğu değildi. Bu, nefes alan, deriye yapışan ve ciğerlere dolan soğuk, ıslak bir zift tabakasıydı. Riza'nın patlattığı küre, deponun içindeki tüm fotonları yutmuş, geriye sadece Gölge Tınısı'nın o metalik, boğucu ağırlığını bırakmıştı. Sesler bile bu yoğunluğun içinde boğuluyor, yönünü şaşırıyordu.

Kael Vael'thra, gözlerini kapattı. Açık tutmasının bir anlamı yoktu; zifiri karanlık, göz bebeklerini zorluyor, beynine sahte görüntüler göndererek halüsinasyon görmesine neden oluyordu. "Kıpırdamayın!" diye fısıldadı Kael. Sesi, karanlığın içinde boğuk çıktı. "Sırtınızı birbirinize verin. Malik, Sera'yı ortaya al."

Sol taraftan metalik bir sürtünme sesi geldi. Malik'in Yerkıran'ı (Savaş Çekicini) zemine sürterek konum aldığını anladı. Sera'nın hızlı, kesik nefes alışverişleri hemen arkasındaydı. Kael, Demir Kök (Iron Root) duruşuna geçti. Ayaklarını omuz genişliğinde açtı, ağırlığını yere verdi. Karnındaki Aura Çekirdeği, karanlığın soğuğuna inat, damarlarında kızıl bir lav gibi dolaşıyordu. Ancak asıl rehberi bu değildi. Sırtındaki Mühür, omurgasının üzerinde canlı bir parazit gibi kımıldanıyordu. Ortamdaki yoğun Gölge Manası, Mühür için bir tehditti ve Mühür, tehdidin kaynağına –yani Riza'ya– doğru sızlıyordu.

*Sağ taraf. Üç adım.*Kael, düşünmeden Siyah Diş'i sağ tarafına, boşluğa doğru savurdu. *ÇINNN!*Karanlığın içinde bir kıvılcım çaktı ve söndü. Kael'in kılıcı, Riza'nın görünmez bir hamlesini havada yakalamıştı. "Hissedebiliyorsun..." Riza'nın sesi her yerden geliyordu. Yankılanıyor, zihni bulandırıyordu. "Gözlerin görmüyor ama o lanetli kanın... o kanın kokumu alıyor, değil mi Anomali?"

Riza'nın sesi soldan gelmişti ama saldırı arkadan geldi. *CIRT.*Kael'in sırtındaki deri zırh, ince bir kağıt gibi kesildi. Kesik derin değildi, sadece uyarı niteliğindeydi ama Kael'in omurgasındaki soğuk terin akmasına yetti. Riza oynuyordu. Onları hemen öldürmüyordu. Karanlığın içinde, avının korkusuyla besleniyordu.

"Malik!" diye bağırdı Sera. "Bir şey... bir şey bana dokundu!" "Bırak onu!" Malik, körlemesine bir öfkeyle balyozunu savurdu. *VUUUUP.*Balyoz boş havayı yardı. Malik'in momentumu, dengesini bozdu. Tam o anda, Riza'nın Gölge Adımı devreye girdi. Malik'in savunmasız kalan bacağına, diz kapağının arkasına sert, kesin bir tekme indi. Malik, devasa bir ağacın devrilmesi gibi gürültüyle yere kapaklandı. "Duvar yıkıldı," diye fısıldadı Riza.

Kael, Malik'in düştüğü yöne dönmek istedi ama Mührü onu uyardı. *Önünde.*Hayır, önünde değil. *İçinde.*Riza, Kael'in gardının içine sızmıştı. Kael, nefesini tuttu. Kılıcını çekmedi. Geri çekilmedi. Halid'in sesi zihninde yankılandı: Karanlıkta en güvenli yer, bıçağın ucudur. Eğer kaçarsan ölürsün. Eğer sarılırsan...

Kael, boşluğa doğru hamle yaptı. Kılıcıyla değil, sol eliyle. Parmakları, soğuk, kaygan bir kumaşa değdi. Riza'nın pelerini. Yakaladı. Riza şaşırdı. Karanlığın içinde, kendisine dokunulmasını beklemiyordu. Geri çekilmek istedi ama Kael, parmaklarını kumaşa bir kanca gibi geçirmişti. "Yakaldım!" diye hırladı Kael. Sağ elindeki Siyah Diş'i, tuttuğu kumaşın olduğu yöne, körlemesine sapladı.

*SAPL.*Metal ete gömülmedi. Sert bir şeye, muhtemelen Riza'nın omzundaki deri zırha veya metal tokaya çarptı ve kaydı. Ama darbe, Riza'nın dengesini bozmaya yetti. Riza, Kael'in elinden kurtulmak için bir gölge patlaması yarattı. Küçük bir şok dalgası Kael'i geri itti. "Yeter!" Riza'nın sesinde artık oyunculuk yoktu. Öfke vardı. "Madem karanlıkta oynamayı sevmiyorsunuz..."

Karanlığın içinde, birden fazla Riza belirdi. Hayır, bunlar Riza değildi. Bunlar, gölgeden yapılmış kopyalardı. **Gölge Kuklaları.**Her biri farklı bir yönden, tıslayarak saldırıya geçti. Biri Malik'in üzerine çullandı, diğeri Sera'ya yöneldi, asıl Riza ise Kael'i hedef aldı. Kael, Mührünün çığlık attığını hissetti. Tehdit her yerdeydi. Tek bir kılıç yetmezdi. Tek bir beden yetmezdi.

"Sera!" diye bağırdı Kael, karanlığın içinde bir deniz feneri arar gibi. "Işığını yak! Şimdi!" "Yapamıyorum!" diye ağladı Sera. Sesi panik doluydu. "Baskılıyor! Işığım çıkmıyor!" "Çıkart!" diye kükredi Kael, bir gölge kuklasının pençesini kılıcıyla savuştururken. "Oraya, merkeze at! Beni hedefle! Beni duyuyor musun? Beni vur!"

Bu delilikti. Ama Sera, Kael'in sesindeki o kesinliği, o Komutan tonunu tanıdı. Korkusunu bastırdı. İçindeki ışığı, o saf, sıcak Tını'yı kalbinde topladı. Gözlerini kapattı. Karanlığı değil, Kael'in varlığını, onun o kaotik ve karanlık aurasını hissetmeye çalıştı. Buldu. Sera, asasını kaldırdı. " Lux Nova! " (Işık Patlaması).

Karanlığın kalbinde bir yıldız doğdu. Sera'nın asasından çıkan saf beyaz ışık, bir mızrak gibi değil, bir şok dalgası gibi her yöne yayıldı. Ancak bu ışık, Riza'nın gölge küresinin içinde hapsolmuştu. Işık dışarı kaçamadı; kürenin sınırlarına çarpıp içeri, merkeze geri döndü. Etki, kapalı bir odada patlayan bir flaş bombası gibiydi. Karanlık, ışıkla yırtıldı.

CIAAAARRRRT!

Gölge kuklaları, ışığın temasıyla buharlaşıp çığlık atarak yok oldular. Gözleri karanlığa alışmış, Gece Görüşü ile hareket eden Riza, bu ani ve yoğun parlama karşısında savunmasızdı. Retinası yandı. "AHHH!" Riza, elleriyle gözlerini kapatarak geriye sendeledi. O kusursuz dengesi, kör edici acıyla bozuldu.

Kael ise hazırdı. Gözlerini ışık patlamasından hemen önce kapatmıştı. Işık patladığı an, ileri atıldı. Riza kördü. Kael ise Mührünün radarını kullanıyordu. Kael, Riza'nın göğsüne, bir koçbaşı gibi omuz attı. Grandmaster adayı, nefesi kesilerek geriye uçtu. Sırtı, deponun metal bir sütununa çarptı. GÜM.

Işık yavaşça söndü ama karanlık küresi dağılmıştı. Depo, yeniden meşalelerin loş ışığına ve ay ışığına kavuşmuştu. Riza, sütunun dibinde, dizlerinin üzerinde duruyordu. Gözlerinden yaşlar akıyor, elindeki kılıcı rastgele sağa sola savuruyordu. Geçici körlük. Kael, Siyah Diş'in ucunu Riza'nın boğazına dayadı. "Gözlerin görüyor," dedi Kael, Riza'nın az önceki sözlerini ona iade ederek. "Ama zihnin... zihnin hazırlıksız."

Malik, topallayarak ayağa kalktı. Yüzünde bir kesik vardı ama öfkesi tazeydi. Sera, asasına yaslanmış, yaptığı büyünün yorgunluğuyla titriyordu. "Onu öldürecek misin?" diye sordu Sera. Sesi fısıltı gibiydi. Kael, kılıcını Riza'nın şah damarına biraz daha bastırdı. Riza'nın boynundan ince bir kan sızdı. İçindeki Void, "Öldür," diyordu. "Tehdidi yok et. İşi bitir." Ama Kael'in aklı, limandaki o gemiyi, o "Canlı Kargo"yu düşünüyordu. Riza ölürse, cevaplar da ölürdü.

"Hayır," dedi Kael. Kılıcın kabzasıyla Riza'nın şakağına sertçe vurdu. Riza bayılarak yere yığıldı. "Onu konuşturacağız. Ama önce..." Kael başını kaldırdı. Deponun büyük kapılarına baktı. Dışarıdan, rıhtımdan gelen sesler değişmişti. Yükleme durmuştu. Gemi. Siyah yelkenli gemi. Motorları çalışıyordu. (Veya büyülü motorları). Halatlar çözülüyordu. "Gidiyorlar," dedi Malik.

Kael, baygın Riza'yı Malik'e bıraktı. "Onu bağla. Mereyn'e teslim et. Sera, sen de burada kal." "Sen ne yapacaksın?" diye bağırdı Sera. Kael koşmaya başladı. Deponun çıkışına doğru. "O gemiyi durduracağım."

Kael, deponun kapısından fırladı. Rıhtım, panik halindeki işçiler ve askerlerle doluydu. Gemi, iskeleden on metre kadar uzaklaşmıştı bile. Kara suların üzerinde, o uğursuz siluetiyle süzülüyordu. Kael, iskelenin sonuna kadar koştu. Mesafe uzundu. Atlamak imkansızdı. Ama geminin kıç tarafında, sarkan kalın bir yükleme zinciri vardı. Kael, Kudret (Aura) rezervlerini kontrol etti. Dipteydi. Ama bir atlayışlık gücü kalmıştı. "Ya şimdi," dedi kendi kendine. "Ya da asla."

Kael, iskelenin ucundaki babaya bastı ve kendini boşluğa fırlattı. Hava, yüzünü yaladı. Aşağıda, karanlık ve soğuk deniz, onu yutmak için bekliyordu. Parmakları, havada süzülen zincire uzandı. *ŞLAK.*Tuttu. Metal zincir, avuçlarını kesti, omuzlarını yerinden çıkaracak kadar sert bir sarsıntıyla gerildi. Kael, geminin gövdesine çarptı. *KÜT.*Nefesi kesildi ama bırakmadı. Gemi hızlanarak limandan çıkarken, Kael Vael'thra, zincirin ucunda, karanlık suların üzerinde sallanıyordu. Solgard geride kalmıştı. Av, denize taşınmıştı.

More Chapters