Toge'nin etrafındaki boşluk titremeye başladı.
Sonra...
Kayboldu.
Ama bu kez farklıydı.
Suko'nun solu.
Sağı.
Önü.
Arkası.
Üstü.
Altı.
Toge her yerdeydi.
Aynı anda.
Sanki bulunduğu her noktada var oluyordu.
Toge gülümsedi.
"Artık kaçamazsın."
Bir anda saldırdı.
Her yönden.
Aynı anda.
Fakat...
Suko'nun yüzü değişmedi.
İlk saldırı boşa gitti.
İkincisi de.
Üçüncüsü de.
Sonra yüzlercesi.
Toge'nin gözleri büyüdü.
"Nasıl?"
Suko sadece yana çekildi.
Sonra bir adım attı.
Ve Toge'nin algılayamadığı bir anda arkasında belirdi.
Toge döndü.
Ama Suko çoktan başka yerdeydi.
Sonra tekrar.
Ve tekrar.
Toge ilk kez durdu.
Çünkü anlamıştı.
Her yerde olmak yetmiyordu.
Suko yine yetişebiliyordu.
Hatta...
Daha da ötesindeydi.
Suko gözlüğünü düzeltti.
"Her yerde olman güzel."
Toge sustu.
Suko devam etti.
"Ama ben seni gördüğüm sürece fark etmez."
Bir sonraki anda...
Suko'nun yumruğu Toge'nin savunmasına çarptı.
Gökyüzü sarsıldı.
Ve savaş ikinci aşamasına geçti.
Gökyüzü sarsıldı.
Toge geriye savruldu.
Ama sadece bir anlığına.
Çünkü bir sonraki saniyede tekrar her yerdeydi.
Bu kez saldırıları daha da ağırlaşmıştı.
Her yönden yumruklar geliyordu.
Her açıdan.
Her mesafeden.
Ama Suko'nun hareketleri değişmedi.
Bir saldırının altından geçti.
Diğerinin yanından kaydı.
Bir diğerini eliyle yön değiştirdi.
Sanki saldırılar ona ulaşamıyordu.
Toge'nin kaşları çatıldı.
"Neden?"
Suko cevap vermedi.
Bir yumruk daha geldi.
Suko başını hafifçe eğdi.
Yumruk saçının birkaç santim üstünden geçti.
Bir tane daha.
Bir tane daha.
Bir tane daha.
Hepsi boşa çıktı.
Toge ilk kez rahatsız olmaya başladı.
Çünkü Suko artık sadece kaçmıyordu.
Saldırılar arasında dolaşıyordu.
Sanki hepsini önceden biliyormuş gibi.
Sonunda Suko durdu.
Gözlüğünü düzeltti.
"Toge."
"..."
"Bu kadar mı?"
Toge'nin yüzü karardı.
Bir anda tüm gücüyle saldırdı.
Gökyüzü çatladı.
Bulutlar dağıldı.
Yeryüzü titredi.
Ama saldırının merkezinde duran Suko...
Hâlâ sakindi.
Sonra bir adım attı.
Ve Toge onu yine kaybetti.
Bir an önce önündeydi.
Bir an sonra arkasında.
Sonra yukarıda.
Sonra aşağıda.
Toge nereye bakarsa baksın Suko çoktan başka yerdeydi.
İlk kez...
Toge'nin yüzünde ter belirdi.
Suko ise ona sessizce baktı.
"Demek bu kadar ilerledin."
Rüzgâr sertleşti.
Ve savaşın dengesi yavaş yavaş değişmeye başladı.
Toge bir süre sustu.
Sonra başını kaldırdı.
"Senin gücün mantıksız."
Suko gözlüğünü düzeltti.
"Neden?"
Toge derin nefes aldı.
"Çünkü potansiyelini çoktan aşmış gibisin."
Suko birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra hafifçe güldü.
"Bir zamanlar gücümün sınırsız olduğunu söylemiştim."
Toge sustu.
Suko devam etti.
"Ama insanlar bir şeyi yanlış anlıyor."
Rüzgâr hafifçe esti.
"Gücümün sınırsız olması, potansiyelimin sınırsız olmadığı anlamına gelmez."
Toge'nin gözleri daraldı.
"Ne demek istiyorsun?"
Suko gökyüzüne baktı.
"Potansiyelim de sınırsız."
Sessizlik oluştu.
"Ama sahip olduğum güç o kadar büyük ki..."
İlk kez sesi biraz ciddileşti.
"...potansiyelim sınırsız olsa bile, sahip olduğum gücün yanında o sınırsızlık bile küçük kalıyor."
Toge'nin yüzü değişti.
"Bu imkânsız."
Suko omuz silkti.
"Belki."
"Belki de değil."
Sonra tekrar yürümeye başladı.
Ve son kez konuştu.
"Sonuçta bazı şeyleri ölçmeye çalışmak, okyanusu bir bardağa sığdırmaya benzer."
Toge bu kez cevap veremedi.
