Orman, ölüm sessizliğine bürünmüştü.
Yalnızca uzaklarda yanan kasabanın dumanı gökyüzüne yükseliyor, kül ve kan kokusu birbirine karışıyordu.
Lysera dizlerinin üzerine çökmüştü.
Ellerini toprağa bastı; gözlerinden süzülen yaşlar, Thalos'un başına doğru akıyormuş gibi görünüyordu.
Auren sessizdi — ama sessizliği bir çocuğun değil, dünyası yıkılmış birinin sessizliğiydi.
Gözleri donuktu; sanki kalbinden bir parça sökülmüştü.
Sira…
Göğsüne saplanan okun acısı artık ruhuna işlemişti.
Ama o acıdan daha yakıcı olan şey, Thalos'un cansız gözleriydi.
Bir an için o gözlerde geçmişi, beraber geçirdikleri yüzyılları, savaşları, gülüşleri gördü.
Ve o an, içinde bir şey kırıldı.
Rrnaun, Thalos'un başını bir kenara savurdu.
Zırhının kenarına kan bulaşmıştı ama umrunda değildi.
Yüzünde kibirli, alaycı bir gülümseme belirdi.
Rrnaun:
"Ne kadar dokunaklı bir sahne...
Sadık dostunun başını gördün, çocukların ağlıyor...
Gerçekten bir aile tablosu bu."
Sira'nın gözleri karardı.
Yavaşça başını kaldırdı, sesi kısık ama ölüm kadar soğuktu:
Sira:
"...O sadık dostum değildi. Kardeşimdi.
Sen... o başla birlikte kendi sonunu da getirdin."
Rrnaun'un yüzündeki o alaycı ifade bir anlığına dondu.
Kaşları çatıldı, gözlerinde kısa bir şaşkınlık belirdi.
Rrnaun:
"Kardeşin mi?..."
Bir an sustu, sonra sertçe güldü.
"Demek kardeşindi ha... Ne duygusal."
Başını yana eğip Sira'ya baktı; gözlerinde acımasız bir keyif vardı.
Rrnaun:
"Ne fark eder ki?
Zaten az sonra sen de onun yanına gideceksin, Kıdemli köpeği."
Ayağının altındaki kuru dal, küt diye kırıldı.
Ve o sessizlikte, iki nefes arasındaki mesafe bir savaşın fitilini ateşledi.
Rrnaun:
"Ölenin adı neydi... Thalos muydu, neydi?
Ne demişti bana, aa evet—
'Karanlığı durduramazsın, Rrnaun' demişti.
Ama ben durdurmadım — onu karanlığa kattım."
O an Sira'nın nefesi kesildi.
Bir şey, içinde yerle bir oldu.
Göz bebekleri titredi, elleri sıkıldıkça tırnakları avuçlarını yırttı.
Sira (çığlık atarak):
"O pis ağzına onun adını alma!"
Sesi ormanın içinde yankılandı.
Gözlerinden yaşlar düşerken toprağın üzerindeki rünler kendi kendine parlamaya başladı.
Hava ağırlaştı, rüzgârın yönü değişti.
Büyü, öfkesine cevap veriyordu.
Lysera'nın soluğu kesildi, Auren'in yüzü öfkeyle kasıldı — ama hiçbirinin sesi çıkmadı.
Çünkü o anda Sira'nın etrafındaki hava değişmişti.
Toprak titredi.
Ağaçların gölgeleri geri çekildi.
Rünlerin mavi parıltısı, Sira'nın ayaklarının altından doğup bütün ormanı sarmaya başladı.
Rrnaun gülmeye başladı — ama gülüşü yarıda kesildi.
Rrnaun:
"Hah... rün büyüsü mü? Bunlardan bir tanesini görmeyeli on yıllar oluyor.
Hâlâ o eski oyunlarını oynuyorsun demek."
Sira doğruldu, kanlı göğsünü tutarken ellerini yana açtı.
Havada kıvrılan semboller oluştu; her biri eski bir dilden, unutulmuş bir çağın yankısından doğuyordu.
Sira:
"Bu 'oyunlar' dediğin şey, bir zamanlar Tanrıların bile korktuğu dillerdi."
Gözleri parladı.
Bir rün, sonra bir diğeri — havada birleşti.
Bir daire oluştu; ortasında ışığın içinden dönen bir mızrak şekli belirdi.
Rüzgâr şiddetlendi, ağaçlar inledi.
Rrnaun gülümsedi; gözlerinde delilikle karışık bir hayranlık vardı.
Kılıcını kaldırdı — geniş, siyah çelik; yüzeyinde kıvrılan kırmızı damarlar gibi akan enerjiyle titreşiyordu.
Rrnaun:
"Tanrıların bile korktuğu diller ha?
Ben Tanrıların korktuğu kişilerden korkmuyorum.
Onları öldürmeyi öğrendim."
Ve o anda toprak patladı.
Rrnaun fırladı — hareketi gözle seçilemeyecek kadar hızlıydı.
Bir darbesi bir ağacı ikiye biçti, diğeri toprağı yarıp ışık fırlattı.
Sira büyüyle savrulan rüzgârın arasında elini kaldırdı; mavi bir bariyer oluştu.
Rrnaun'un kılıcı bariyere çarptığında gökyüzü sarsıldı.
Kıvılcımlar, yıldırımlar gibi etrafa saçıldı.
Sira'nın kolları titredi ama bariyer kırılmadı.
Rrnaun geri çekildi, etrafında dönerek saldırı yönünü değiştirdi.
Sira'nın arkasına geçtiği anda kılıcını yukarıdan savurdu —
Ama Sira dönmeden, sadece fısıldadı:
"Rynn'eth."
Bariyer bir anda küreye dönüştü.
Rrnaun'un kılıcı içeri girdiği anda büyü yankı yaptı;
bir şok dalgası yayıldı — Rrnaun havaya savruldu, zırhı çatladı.
Sira elini kaldırdı; rünlerden biri parladı.
Rrnaun'un arkasındaki hava bir bıçak gibi yarıldı.
Toprak dikenleri, rüzgârla birleşerek ona doğru atıldı.
Rrnaun kılıcını iki eline aldı ve yere indi.
Toprak dikenlerini parçaladı — her darbesi bir patlama yarattı.
Rrnaun:
"Güzel! Çok güzel, Sira!
Demek hâlâ Kıdemlilerin köpeği gibi savaşmayı biliyorsun!"
Sira'nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü, ama sesi sarsılmadı.
Sira:
"Ben kimseye köpeklik etmedim, Rrnaun.
Ben sadece bu dünyanın dengesini korudum."
Avuçlarını yere bastı.
Rün daireleri ormanın köklerine yayıldı, ışık gökyüzüne çıktı.
Ağaçların yaprakları parladı, kökler yerinden kalktı.
Mavi zincirler oluştu, Rrnaun'un bileklerine dolandı — kısa süreliğine onu sabitledi.
Sira derin bir nefes aldı, ellerini ileri uzattı.
Işık mızrakları havada oluşmaya başladı — yüzlerce tanesi, hepsi Rrnaun'a yöneldi.
Auren:
"Sira, dur! Onu öldürürsün!"
Ama çok geçti.
Sira'nın gözleri kapandı, dudaklarından bir dua döküldü.
"Thalos için."
Bütün mızraklar fırladı.
Gökyüzü gündüze döndü; patlamalar, yıldırımlar, çığlıklar…
Rrnaun'un olduğu yer beyaz ışığın içinde kayboldu.
Sessizlik.
Sonra, toz bulutu içinden bir gölge çıktı — Rrnaun.
Zırhı parçalanmış, omzundan kan akıyordu.
Ama hâlâ yaşıyordu.
Rrnaun:
"Thalos için mi dedin? Ne tuhaf...
Ben de onun için başladım bu savaşa."
Sira'nın gözleri genişledi.
Bir sessizlik, ardından Rrnaun adım attı.
Rünlerin ışığı sönmeye başlıyordu.
Sira'nın her nefesi kanla karışmıştı.
Rrnaun:
"Ve şimdi... son perdeyi kapatma vakti."
Bir adım attı, zemin çatladı.
Fırtına gibi Sira'ya yöneldi.
İlk darbe bir yıldırım gibiydi; bariyer paramparça oldu.
Göğsüne saplanan darbeyle birkaç adım geriye savruldu.
İkinci darbe geldiğinde, kılıcın rüzgârı bile etini kesti;
kan, havada kırmızı bir sis gibi dağıldı.
Sira yere diz çöktü, sol kolu cansız gibi yanına düştü.
Rrnaun gülüyordu — kısa, tok, tiksindirici bir kahkaha.
Kılıcını Sira'nın çenesine kadar kaldırdı.
Rrnaun:
"Bittiğini söylemiştim.
Kardeşin gibi... sen de çamurun içinde öleceksin."
Sira (fısıltıyla):
"Thalos... affet beni..."
Rrnaun başını çevirdi, Lysera ve Auren'e baktı.
Auren'in gözleri korku ve öfke doluydu; Lysera'nın elleri titriyordu.
Rrnaun:
"Geriye sadece ikiniz kaldınız, ha?
Bakın nasıl da korkuyorsunuz."
Sonra Sira'ya bakarak:
"Bir Kıdemli'nin himayesindeyken aslan kesilirdiniz,
şimdi o aslan yerde sürünüyor."
Auren:
"Onunla konuşma!"
Sesi çatladı.
Rrnaun'un gülüşü genişledi, yönünü değiştirip kılıcını Auren'e doğrulttu.
Rrnaun:
"O zaman önce seni sessizleştireyim."
Bir anda aradaki mesafeyi kapattı.
Kılıcı indi — ama darbe ulaşmadı.
Aralarına bir beden girdi.
Bir mavi ışık, bir çığlık, bir kan fışkırması...
Sira.
Auren'in önüne geçmişti.
Rrnaun'un kılıcı tam göğsüne saplandı.
Zaman dondu.
Auren'in gözleri büyüdü; yüzüne sıçrayan kanın sıcaklığıyla irkildi.
Sira'nın bedeni yavaşça geriye savruldu.
Rrnaun geri çekildi, kılıcındaki kana baktı, sonra alayla mırıldandı:
Rrnaun:
"Ne kadar... dramatik."
Sira dizlerinin üstüne çökmüştü.
Kan göğsünden akıyor, elleri titriyordu.
Ama yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
Sira:
"...Sakın... geri çekilme."
Lysera ağlıyordu, Auren bağırıyordu ama Sira'nın sesi artık bir fısıltıydı.
Sira:
"Kaçın... ne olursa olsun, buradan... uzaklaşın."
Lysera başını iki yana salladı, gözyaşları içinde haykırdı:
"Hayır! Bunu yapamazsın! Biz seni bırakamayız!"
Sira zorlukla gülümsedi.
Dudaklarından ince bir kan çizgisi süzüldü.
Sira (kısık bir sesle):
"Ben zaten... çoktan gidiyorum."
O anda rünler yeniden patladı.
Toprak ve ışık iç içe geçti, mavi bir kubbe onları ayırdı.
Rrnaun diğer tarafta kalmıştı.
Rrnaun:
"Bu duvar seni de yakar, beni de! Ne kazandığını sanıyorsun, cadı?!"
Sira:
"Zaman kazandım."
Ellerini kaldırdı.
Rünlerin son ışığı gökyüzüne yükseldi —
ve ardından her şey bembeyaz oldu.
Patlama sessizdi.
Rüzgârın uğultusu kaldı sadece.
Rrnaun dizlerinin üzerine düştü.
Kılıcını toprağa sapladı, nefesini toparladı.
Çevresinde küller uçuşuyordu.
Işık dağıldığında, Sira hâlâ ayaktaydı.
Ama bedeni tükenmişti.
Zırhı paramparça, gözleri yarı kapalıydı.
Lysera ve Auren, büyü kubbesinin içinde, gözyaşlarıyla ona bakıyordu.
Sira yavaşça yere çöktü.
Gözleri Auren'e, sonra Lysera'ya kaydı.
Dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi.
Sira (fısıltıyla):
"...Özür dilerim."
Bir damla yaş toprağa düştü.
Ve o anda nefesi kesildi.
Rünlerin ışığı bir kez daha parladı, sonra tamamen söndü.
Kübbe çatladı, sonra parçalara ayrıldı.
Rüzgâr, Sira'nın kanını toprağın içine taşıdı.
Lysera dizlerinin üstüne çöktü, bir çığlık attı —
öyle bir çığlık ki, ormanın sessizliği bile yankısını saklayamadı.
Auren onu tutmaya çalıştı, ama kendi gözyaşlarını gizleyemedi.
Auren (boğuk bir sesle):
"Gitmeliyiz... Sira bunu bunun için yaptı... gitmeliyiz..."
Lysera (hıçkırarak):
"Onu unutmayacağım... asla..."
Auren, Lysera'yı kolundan çekti;
ikisi de kan ve kül içinde, gözlerinden yaşlar süzülürken ormanın karanlığına koştu.
Rüzgâr, Sira'nın son sözlerini taşıyormuş gibiydi:
bir dua, bir fısıltı, bir veda...
Ve Rrnaun, enkazın içinde ayağa kalkarken
bakışlarını uzaklaşan iki silüete dikti.
Gözlerinde bir gölge belirdi —
öfke mi, pişmanlık mı, bilinmezdi.
Sonra kılıcını sırtına astı, yüzünü çevirdi.
Soğuk bir sesle mırıldandı:
Rrnaun:
"Bir Kıdemli köpeği daha gitti...
Ama bu savaş daha bitmedi."
Orman bir daha asla eskisi gibi olmadı.
Sira'nın rünleri söndü,
ama toprağın derinlerinde hâlâ sıcak, mavi bir parıltı...
yaşamaya devam etti.
