İşte her şeyin başladığı o kasaba harlan conty aslında bir yandan hayalet kasaba gibiydi pek canlı değildi aslına bakarsak bunun nedeni de çok açıktı. Cinayetler 3 ay önce bu kasabaya görev için geldim bu cinayet soruşturmasını üstlenen bir dedektif olarak burdaydım aslında kasaba güzeldi ama bu cinayetlerin bu kasabada işlenmesi çok garipti çünkü burası çok sakin ve herkes birbirini tanıyordu.
Yine zoraki uyandığım bir sabahtı saat sabahın 4'ü falandı kendimi toparlayıp uyuya kalmış olduğum masadan kalktım sıcak bir duşa girip gri bir eşofman ve üstüne beyaz bir tişört geçirdim uzun dalgalı saçarımı savma bir şekilde at kuyruğu yaptım ve dışarı çıktım.
Belki herkesin hayalindeki o ormanın içindeki dijital eve sahiptim ve alanım çok genişti kapıdan çıktığımı gören tatlı kocaman siyah kurdum yanıma geldi kulaklarını kaşıyıp derin bir nefes aldim toprak yola kadar ufak adımlarla tempolu bir şekilde kotum toprak yoldan sonra kasabnın içine kadar tüm hızımla koştum formuma dikkat etmek zorundaydım ve bunu her sabah istemeden çıktığım koşuya borçluydum geçen yıl dedeklif işine girmiştim girmem biraz zor olmuştu ama 3 yılda ünüversiteyi bitirip teşkilata bir şekilde katıldım kasabanın büyük koşu yolunun ortasında biraz soluklanmak için durdum o sırada 2 tane ünüversite öğrencisi geldi.
Bunlar soruşturmayı yürüttüğüm beyzbol takımının 2 üyesiydi. "günaydın dedektif" dedi Matthew Campbell "günaydınlar bay Campbell" dedim pek hoş olmayan sesimle bu davayı aldığımdan belli genel olarak o peşimden koşuyordu aptal ergen beni hiçbir davranışıyla etkileyememişti ve üstüne üstlük cüzdanını bilerek dedektiflik bürosunda bıraktı ve onu benim götürüceğimi tahmin etti ahmak şey.
"erkencisiniz hanım efendi ama bir o kadarda güzelsiniz" dedi aptal aptal sırıtarak "başka bir şey yoksa ben kaçar beyler daha yapıcak çok işim var" diyerek oturduğum yerden kaktım ve ona çok keskin bir bakış atıp ordan ayrıldım sonunda evime dödüğüm için mutluydum saate baktığımda 07.48 geçiyordu fazla oyalanmamam o yüzden hızlıca soğuk bir duşa girip kurulandım ve dolabımı açtım elime gelen siyah kot eteğımı ve beyaz tişörtümü alıp giydim tişörtü eteğin içine sıkıştırıp en düzenli haline getirdim. Evet düzen sorunlarım vardı gri kısa kot ceketimi üstüme attım ve hızlıca mutfağa indim. dolabı açıp ne var diye baktım paket sandiviçlerden birini kaptım ve mama kabına biraz yemek koyduktan sonra askıdan küçük siyah çantamı alıp araba anahtarımı aldım. eksik bir şeyim varmı diye kontrol ettim başka bir şey yoktu mama kabını alıp kapıyı kapattım kapının şifresini girdim ve yüz taramasını okuttum onaylanınca merdivenlerin yanına kabı bıraktım. bu gün geç dönücektim belliydi arabaya binip sandiviçi açtım arabayı çalıştırıp kasabaya indim elimdeki bitmişti bile. bir kahve dükkanın önünde durdum ve inip kendimi ayıltmak için bir kahve aldım ücretini ödeyip büroya döndüm içeriye girdiğim gibi sekreterim üstüme koş gerekiyordu tu ve elindeki dosyalarla hızlıca bir şeyler anlatıp elime dosyaları sıkıştırdı ve gitti buna alışmıştım bile. odama geçtim başım hala ağrıyordu dosyaları ve kahvemi masaya bıraktım çantamı masanın önündeki koltuğa fırlattım üstüne ceketi attım açıkta kalan saçlarımı arkamda hafifçe topladım. Daha fazla ağrıya ihtiyacım yoktu.
Çekmecenin kilidini açıp elimdeki tüm belgeleri masaya yadım tüm herşeyi toplamaya çalışıyordum ama olmuyordu bir şeyleri atlıyormuş gibiydim ama bu neydi? Kafamı dosyalara daha çok gömdüm her şeyi tekrar tekrar not ediyordum ilk kurban Henry adındaki 22 yaşındaki h.c.v yani harlan conty vakıf ünüversitesi donanım 3. Sınıf öğrencisiydi onu bulduğumuzda bacakları kaval kemiğinden kırılmış ve diz kapakları derisinden fırlamıştı adli tıp raporuna göre sırtında kalp şeklinde bir kesik vardı.
Bunun bir çok anlamı ola bilirdi 2. Kurban ise Dylan ocConer aynı bölüm aynı sınıf ve aynı takımın öğrencisiydi hatta aynı yaştaydı ve ikisininde sevgilisi aynı amigo takımında harlan conty ünüversitesi amigo kızları 2. Cinayetten sonra tüm beyzbol takımını sorguya almıştık belkide amigo takımınıda almalıydık. Bir an telefonum çalınca irkildim doğrulup arayan kişiye baktım olay yeri incelemeden biriydi açtım. "hanım efendi eğer vaktiniz varsa adli tıp merkezine gele bilirmisiniz?" dedi tatlı sesiyle kadın "tamam geliyorum" diyip telefonu kapattım ceketimi giyip çantamı aldım ve kapıdan çıktım memurlardan birinin elindeki kahve bardağını alıp "sana sonra ısmarlarım" diyip binadan çıkıp arabama bindim bardağı bardaklığa bırakıp çantamı yan koltuğa bıraktım anahtarı çevirdim ve adli tıp merkezine 10 dk içinde gittim çantamı ve bardağı aldım son yudumu içip girişteki çöpe attım ve içeri girdim güvenliğe rozetimi gösterip bayan amon'un yanına indim bu katta morg ve soğuk inceleme odaları vardı.
Kolidorun sonunda beni bekleyen hanımefendiye yürüdüm tatlı bir tebessümle beni karşıladı onun peşinden soğuk odaya birdim buraya girmeyi seviyordum bana annemi hatırlatıyordu o da adli tıpta çalışıyordu ve bir cinayet sonrası onun cesedini tehsiz etmek için bu merkezlerlerden birinin morguna girmiştim. Vücudumda ufak bir titreme oldu ve kendime geldim kadın eldiveniyle cesedin ayak tırnaklarını ayırıp o yeri gösterdi "burdan bir saç teli örneği bulduk" dedi biraz heycanlanmıştım ve ona baktım "analizden pek bir şey çıktığı söylenemez çünkü katil her kimse peruk takmış" dedi umutsuz bir şekilde ona kafamı salladım ve yukarı çıktım sonuç dosyalarını alıp merkeze geri döndüm tekrar not tutmaya başladım. Yeni detaylarıda ekledim ama pek elde tutulur bir kanıt yoktu katilin cinsiyetini bile öğrenememiştik bu durum cidden beni çok sinirlendiriyordu artık onu herkesi tehlikeye atan biri olarak değilde daha çok bana zarar veren biri olarak görüp olayı kişiselleştirmiştim belkide o yüzden bu kadar çok takıyordum kafama.
Odamın kapısı birkaç kez tıklandı ve içeriye şef girdi ayağa kalkıp başımla onu selamladım "dedektif anabel çok yoğunsun biliyoruz ama ölen çocuklar için bir anma gecesi düzenlenicekmiş göl kıyısına bir ekiple oraya gidip bir süre orayı kontrol etmen gerekicek" dedi cidden başımda iş yokmuş gibi birde bu çıktı "tamam efendim" diye bildim sadece. Eşyalarımı toplayıp saçımı serbest bıraktım arabaya binip biraz yorgunluğumu atmaya çalıştım dikiz aynasını düzelttim belimdeki silah oldukça rahatsız ediyordu beni acaba diğerleri buna nasıl katlanıyordu? Kendime gelip arabayı çalıştırdım dijital ekrandan kaloriferin sıcaklığını soğuğa çektim soğuk hava her zaman beni ayıltmayı başarmıştı. Yaklaşık bir yarım saat sonra göl kenarına geldim silahımı tekrar belime yerleştirip çantamı alıp arabadan indim ve kilitledim kolumdaki ince kordonlu saatime baktığımda saat 22.43 geçiyordu kaç saattir o ofisteydim her yerim tutulmuştu.
Bir köşeye geçip etrafa bakındım her şey olağan ilerliyordu bir kız dikkatimi çekti dalgalı kahve saçları tamamen siyah giyinimli bir kız ve çardaklardan birine tek başına oturdu durumu kontrol etmek için yanına gittim. "bayan Stella filaming" dedim başımla onu selamlayıp aynı şekilde "dedektif Wallace sizi görmek güzel" dedi güzel bir gülümsemeyle tüm somurtkanlığımla ona bakıyordum "burada tek başınıza ne yapıyorsunuz acaba bayan filaming?" "arkadaşlarımı bekliyorum bayan Wallace" dediğinde arkadan çok tiz bir ses geldi kulak tırmalıcıydı "Stella" diye bağırdı clyde Rogers dibimde bitince onu selamladım "dedektif burada ne yapıyorsunuz?" dedi clyde arkasından sevgilisi Matthew Campbell ve arkadaşı Ivan "siz çocuklar eğlenirken etrafı kolaçan ediceğim keyfinize bakın" diyip yanlarından ayrıldım çok bir süre geçmedi birden ufak bir kargaşa çıktı oraya baktığımda Stella ağaçlık alana daldı arkasından dikkatlice gittim ama izini kaybettim belki oradaki kulübeye girmiştir diyerek ilerledim bir anda stella elindeki yavru köpekle oradan kaçtığını gördüm elimle kolunu tutup bağırmaması için diğer elimle ağzını kapattım gözlerinden çok korktuğu belli oluyordu elinden yavru köpek kaçtı elimi ondan çekip fısıldadım.
"neden burdasın filaming?"
Sesim sinirli çıkıyordu ama haklıydımda
"içeride biri var dedektif göz göze geldim"
Dediğinde elimi refleksle belime attım ona dönmeden "arkadaşlarının yanına dön" dedim bir şey demeden gitti bende o kulübeye girdim alt katında bir şey bulamadım yukarı doğru çıkarken bir telefon buldum elime deri eldivenleri giyip onu delil torbasına koydum elimde onu tutarak devam ettim boş odalara girdim. Dikkatlice armama rağmen bir şey bulamadım dikkatlice aşağıya indim. Delil torbasını çantama koydum birazda kulübenin 9-10 metre ötesine baktım bir şey bulamadım. eldiveni çantama koyup kızların olduğu çardağa döndüm ama ondan önce ekip arabasının yanındaki ekibe durumu bildirdim sonra çardağa doğru ilerledim "bayan filaming benimle merkeze kadar gelmeniz gerekiyor" dedim aslında bundan kimseye bahsetmemesi gerekiyordu ama stellanın yüzünden anlattığı belliydi. Çantasını alıp peşime takıldı arabaya bindim başım cidden çatlıyordu çantamı arka koltuğa bırakıp arabayı çalıştırdım. Yine bi yarım saat sonra büroya geldik onu odama götürüp karşıma oturttum ifadesini tane tane ama korkmuş bir şekilde anlatıyordu ağrıdan olsa gerek baya kötü yazmıştım yazıyı pratik bir şekilde kağıdı ona çevirip kalemle birlikte uzattım "isim soy isim ve imza" dedim imzalayıp bana verdi kağıdı ifade tutanaklarının içerisine koyarken konuştu "dedektif başım belada mı?" diye sordu "her kesin başı belada filaming ama seni açıkça tehdit ettiğini göz önünde bulundurmalıyız" dedim. derin bir nefes alıp "hadi seni evine bırakıyım" dedim ayağa kalkıp peşimden geldi arabada yerleşince çalıştırdım "nerde oturuyorsun?" dediğimde sesini hiç anlamadığım garip ama sert bir tonda kullanarak "her şeyi bilip bunu bilmemenize şaşırdım dedektif" dedi sabır dilercesine tekrar sordum "taş köprüden sonra üçüncü bulvar" dedi "kemerini bağla" dediğimde bu kız cidden sinirimle oynuyordu. Yol boyunca konuşmadık evine bıraktığımda biraz bekledim kapıyı zorladı demek ki evden kaçmış zorda olsa kapıyı açıp eve girdi kapıyı kapatınca bir tur atıp eve sürdüm eve geldiğimde yavru kurdum beni bekliyordu çantamı alıp kulaklarını okşadım sonra kapının şifresini girip yüzümü tarattım çantamı bırakıp koltuğa atladım cidden yorucu bir gündü. Kendimi toplayıp mutfağa yöneldim dolaba baktım ama pek iştahım yoktu dolabı kapatıp filtreyi çıkartıp makineyi çalıştırdım gün içinde fazla kahve tüketiyordum ama bu içtiğim sigaradan daha azdı.
Odamdan gerekli olan tüm dosyaları alıp salona geçtim ve sehpanın üzerine bırakıp yukardan şöyle bi inceledim sonra mutfağa yöneldim kahveyi doldururken kapı çaldı. Fincanı tezgahın üstüne bırakıp kapıya yöneldim açtığımda dedektif jeon ile karşılaşmayı beklemiyordum "buyurun bay jeon bir şey mi istediniz?" dedim pek hoş olmayan tavrımla zaten kime hoş bir tavır sergiliyorum ki? "soruşturma ile ilgili sizinle konuşmaya gelmiştim şef yönlendirdi" dedi asık bir suratla benden pek hoşlandığı söylenemez bende sevmiyorum zaten onu
"mesai saatinin dışındayız bayım"
"meraklı değilim size merak etmeyim birkaç şeyi kontrol edip gidiceğim"
"pekala o zaman bir kahvemi içersiniz"
Diyip kapıdan çekildim içeri geçip ayakkabılarını çıkartıp salona geçti ve oturdu onun içinde bir fincan doldurup geri döndüm. "eviniz güzelmiş ama biraz boş gibi" dedi evi incelerken fincandan büyük bir yudum alıp arkama yaslandım "evimi incelemek için mi geldiniz yoksa soruşturmayla alakalı bilgilere bakmak içinmi?" dedim otoriter sesimle evi incelemeyi bırakıp dosyalara baktı "düzeni bozmadan bakın lütfen sonra ben uğraşıyorum" dedim eline aldığı dosyaya bakarak tamam anlamında başını salladı. Biraz daha inceledi yorulmuş olsa gerek başını koltuğun sırtına yasladı "bu kadar karmaşık bir soruşturmada nasıl hala kafayı yemediniz merak ediyorum" dedi sahte bir sırıtmayla ona baktım "belki de düzgün çalıştığımdandır ve bunlar daha hiçbir şey değil 3. Cinayette her şey başlıcak" dediğimde kafasını kaldırıp anlamaz gözlerle bana baktı "nasıl yani bunu nerden çıkardınız" dedi elime dün akşam çıkardığım notların olduğu kağıdı alıp havada salladım "her şey senaryo dedektif" dediğimde elimdeki kağıdı aldı biraz şaşırmış bir şekilde bana baktı "aynı okul aynı bölüm aynı yaş aynı beyzbol takımı aynı branş oyuncular ve ikisinin de sevgilisi aynı amigo takımında" dedi şaşkın şaşkın. Yüzümdeki sahte gülümsemeyi silip otoriter halime geri döndüm. "belki de katil amigo takımına takıntılı 2 kişi hariç hepsinin sevgilisi var ilk cinayet çocuğun bacakları kırılmış ama kendi atlamış ya da öyle bir izlenim vermiş 2. Cinayette gözleri yerinden çıkartılmış büyük ihtimalle şöyle oldu ilk cinayet yani Henry occon o takımda güçlü bacaklara sahip koşuculardan biri ilk önce bunun kıskançlık meselesi olduğunu sandım çünkü bacakları kırılmıştı sonra 2. Cinayette böyle bir ihtimal olmadığını fark ettim. Dylan gözleri yerlerinden çıkarılmış büyük ihtimalle katili gördüğü için böyle yapılmış bu gün de adli tıp merkezindeydim dylan'ın ayak tırnağında saç bulunmuş" dediğimde gözlerini iri iri açıp bana baktı kafamı iki yana yavaşça salladım "maalesef ki o da perukmuş" biraz bi sessizlik oldu aramızda "3 yıl öncede aynı senaryo yaşandı ama bu kasaba değil biraz uzaktaki ophelia valley kasabasında ilk kız tırmanıcı olduğu için bacakları kırılmış 2. Kız olaya tanıklık etti için gözleri çıkarılmış 3. Kızı öldürmeyi denemiş fakültenin havuzunda başaramamış yüzünde derin bir yara açmış 4. Kızı arabada arkadaşıyla sıkıtırıp köprüden aşağıya atmış yine başaramamış hafif sıyrıklarla atlatmış 3 ve 4. Kızın yakın arkadaşı olan 5. Kız asıl mesele ondaydı katil 5. Kıza takıntılıydı annesine benzettiği için onu elde tutmaya çalıştı ve bir şekilde kızı havaalanında sıkıştırıp kaçırdı kız bir şekilde elinden kurtuldu ve katil her şeyi itiraf etti" dedi.
En azından o katilin amacı kızı elde etmekti ama şu an her şey çok karışıktı kafamı toplamaya ve birkaç yaraya ihtiyacım vardı şu an "başka anlatıcağınız bir şey yoksa beni rahat bırakırmısınız acaba?" dedim adamın yüzüne bakmadan. Ayağa kalkıp kapıya yöneldi peşinden gidip onu geçirdim kapıyı kapatıp bir süre oraya baktım olayların hiçbir alakası yoktu. Kendime gelip saate baktım saat 00.24'dü dosyaları toplayıp odama döndüm onları masaya bırakıp banyoya geçtim sıcak suyun altında biraz olsun gevşemiş hissettim suyu kapatıp bornozuma sarıldım ve aynaya baktım berbat durumdaydım belki de sigarayı günde 5 paket yerine 2 paket yapmalıydım nemlendirici ve parlatıcı maskerlerimden birini yüzüme yerleştirip dişlerimi fırçaladım vakti dolunca maskeyi çıkartıp çöpe attım üstümü giymek istemiyordum ıslak saçlarla yatağa yattım ve kendimi uykuya teslim ettim.
Sabah yine 04.25 alarmıyla kalkıp eşofman ve kısa bir tişört giydim ve aynı mesafeyi koşmaya başladım bu sefer dinlenmeden tüm hızımla eve döndüm.bu hayat aslında güzel ama yorucuydu üst kata çıkıp soğuk bir duşa girdim üstüme siyah kumaş pantolon beyaz gömlek girdim kollarını düzgünce kıvırıp deri kemerimi taktım dolaptan bir tane sandviç alıp yavru kurt için kabına mama koydum. Yine aynı yere kabı bırakıp arabaya bindim bir tane ağrı kesiciyi suyla yutup yola çıktım büroya gelene kadar galiba 4 hap daha yuttum ama bunlar bile ağrımı geçirmeye yetmiyordu. Arabadan inip ofise girdim küçük çantamı koltuğun kenarına fırlatıp biraz arkama yaslanıp gözlerimi kapattım bu iş bitsin 1 ay kendime izin verip uyuyacağım yemin ederim kafamı kaldırıp bir sigara yaktım ve işime koyuldum 3. Sigarayı dişlerimin arasına sıkıştırıp yakacakken kapı çaldı içeriye asistan kızlardan biri geldi "dedektif bir öğrencinin ifadesi alınması lazımmış" dedi ahh yine o lanet sorgu odasına beni yönlendiriyorlar başımla onayladığımda kız çıktı masadan destek alıp gerildikten sonra masadan silahı ve telefonu alıp odadan çıkıp sorgu odasına geçtim içeri girdiğimde Stella ile karşılaştım karşısındaki sandalyeye oturup kalemi elime aldım ve sorulara başladım.
"olay saatinde nerdeydin?"
"evimde"
"dylan ocConer ile bir yakınlığın varmıydı?"
"Sadece arkaştık"
"ne kadar süredir arkadaştınız?"
"lisenin başında tanıştık yani 8 yıldır falan"
"peki arkadaşınızın yeni tanıştığı biri varmıydı?"
"bildiğim kadarıyla hayır"
"her hangi bir bağımlılığı?"
"eskiden uyuşturucu kullanırdı bu yüzden onunla arkadaşları olarak baya bi tartıştık sonra sevgilisi ile tartıştılar ve o da bıraktı"
"sevgilisi kimdi peki?"
"bonnie corcia"
"peki yeni tanıştığı biri varmıydı? Kız ya da erkek"
"bilmiyorum"
Dedi kağıdı elime alıp ona uzattım imzaladı arkasından kylie geldi onada aynı soruları sordum aynı cevaplar ve imza son olarakta clyde geldi aynı soru aynı cevap ve imza ifadelerin kopyasını çekip bir dosyaya koydum ofise girip çantamı aldım o sırada telefonum çaldı açtım parmak izi sonuçları çıkmış gidip sonuçları aldım galiba bu günde yemek yiyemiyeceğim sonuçlara baktım parmak izi Matthew ile eşleşmiş arabayı es geçip işimi hızlıca bitire bilmek için motora atladım arkamdan ekip aracı geldi fakülteye girdim ilk önce kafetaryaya girdim köşedeki bir masada oturuyordu. Yanlarına gittim hepsi bana bakıyordu çantamdan bir telefon çıkartıp stella'ya verdim. "bir süre bunu kullanmalısın" dedim ve Matthew'a baktım "sende benimle geliyorsun" dediğimde sevgilisi clyde ayaklandı "neden?" dedi ona küçümser bir bakış attım "istersen seni ve sevgilini herkesin içinde rezil etmiyim bayan Rogers" dedim Matthew hemen peşime takıldı dışarı çıkınca konuştum "bayan filaming'in telefonunda sizin parmak iziniz çıktı arkadaşlarla merkeze kadar gideceksiniz onlar ifadenizi alıp bana teslim edicekler" diyip ordan ayrıldım motorun yanına gelince üstüne oturdum bakalım bu işin sonunda ne var birkaç kız ve bir takım erkekler yanıma gelip konuşmaya çalıştılar onları duymazdan gelip kaskımı taktım anahtarı çevirdiğimde Stella yanıma geldi "dedektif" dedi kaskın camını kaldırıp ona baktım "bu telefonu neden bana verdiniz?" dedi derin bir sabır çekip "arkadaşınızın parmak izi telefonda çıktı ve bir süre bizde kalıcak işini bu telefondan görmen lazım" dedim boş gözlerle bana bakıyordu "birde yaşadığın şeyi arkadaşlarına anlatman doğru değildi bir daha anlatma" diye uyardım anladımı bilmem motorla oradan uzaklaşıp yemek yiye bileceğim bir yere geldim.
Kaskı motorun üstüne bırakıp içeriye girdim menü pek güzel değildi bir salata ve portakal suyu söyledim ben salatayı isteksiz bir şekilde didiklerken karşımdaki sandalye çekildi biri oturdu baktığımda ellerini göğsünde birleştirmiş at gibi bana bakan jeon jungkook ile karşılaştım dudağımın kenarını peçeteyle silip ona baktım. "galiba ailenizden terbiye almamışsınız" dedim sinirle kafasını iki yana sallayıp "sizi sevmiyorum bayan ama şefin zoruyla davayı beraber yürütücez yani birbirimizden kurtulmak için işi hızlı bitirmeliyiz" dedi kan beynime sıçramıştı ve zaten kapalı olan iştahımı dahada kapattı adam şaka gibi ya şefin zoruylaymış.
"pekala ben önden gidiyorum" diyip masadan kalktım ücreti ödeyip motorun yanına gittim oturup kaskımı takarken o uyuz yanımda bitti. "istersen benim arabamla git hasta olmazsın" "olmazsınız" diye düzeltip devam ettim "benim için her hangi bir düşünce yürütmeyin aklınızdan. siz büroya geçin biraz gecikiceğim" diyip motoru çalıştırdım ve oradan ayrıldım büronun girişine gelince motordan inip kaskı üstüne bıraktım. Bir sigara yakıp etrafa baktım cidden her şey beni çok yoruyordu izmariti yere atıp ayağımın ucuyla söndürüp odama geçtim masadaki küllüğü boşaltıp çantamı koltuğa atıp yerime oturdum biraz dinlenmek adına arkama yaslanıp gözlerimi kapattım ama insanlar beni rahat bırakmamak için uğraşıyordu. Kapının arkasındakine gel dedim ama bir an olsun doğrulmadım.
Jeon karşımdaki koltuğa oturup bir süre beni süzdü gözlerim kapalıyken konuştum . "beni incelemeyi bırakıp elindeki dosyaları açıklamaya ne dersiniz dedektif?" hala beni inceliyordu doğrulup tek kaşımı kaldırıp ona baktım pes eder gibi başını iki yana salladı dosyadaki tüm bilgileri açıkladı onu dinlerken her şeyi not ettim en sonunda mesaim bitmişti vay be anabel kendini aştın bu gün. 2 paket sigara içtin ama gereğinden fazla ağrı kesici almak zorunda kaldım en sonunda eve geldim hemen üstümdekilerden kurtulup şort gömlek takımımı giyip kendimi salona attım birden telefona mesaj geldi. Ahhh bu insanlar ne zaman beni rahat bırakmayı düşünüyor acaba? Mesaja baktım jeon'dan gelmiş
"kusura bakmayın bayan Wallace rahatsız ediyorum ama konuşa bilirmiyiz?"
"buyrun bay jeon"
"amigo takımından bir kız kaybolmuş"
"bir bu eksikti tamam ailesiyle konuşmaya giderim"
"orda buluşalım"
Mesajına görüldü atıp hızlıca odama geçtim cidden bir bu eksikti siyah bir tenis eteği ve üstüne crop tarzı pembe bir kazak giydim telefonumu ve silahı alıp dışarı çıktım aslında ufak kurdu da yanıma ala bilirdim sonuçta hiç ilgilenemedim onunla merdivenlerden inip duvara astığım askılıktan siyah deri kayışı alıp kurdun tasmasına bağladım onun için kapıyı açtım o binince yerime geçip arabayı çalıştırdım onun için camı biraz araladım sonra paketten bir sigara daha yaktım. Yarım saat sonra cloe'nin evine vardım arabadan inip yavru kurdumu da indirdim kayışı koluma geçirdim polis ekibine ağlayarak ifade veren ailenin yanına gittim. "merhaba bayan ozuna" dedim ağlamaktan bithap düşmüş gözlerini bana çevirdi "dedektif nolur kızımı bulun benim ondan başka kızım yok lütfen" dediğinde eşi onu sakinleştirmek için kendine çekti "elbette bulacağız kızınızı ama önce onu en son nerde gördüğünüzü söylemeniz lazım" dediğimde eşi ağır gözlerle bana baktı ve tane tane konuştu "en son okula diye çıktı öğlenden sonra saat 16.48 gibi beni aradı antremanı olduğu için eve geç geliceğini söyledi bende dikkatli olmasını söyledim hepsi bu kadar" antremanmı? Bildiğim kadarıyla bu gün kızların antremanı yoktu "peki bayım yarın ifade vermek için dedektiflik bürosuna gelmelisiniz" diyip arkamı dönüp onlarda biraz uzaklaştım yere çöküp kurdun kulaklarını kaşıyıp kendi kendime konuştum.
"ailesinden bir şey saklıyor" dediğimde arkamdan biri omzuma dokununca refleks olarak elimi belime atıp silahı ona doğrulttum ani hareketim yüzünden kurt tetiğe geçip karşımdaki aptala saldırmaya kalktı sakinleşip silahı belime yerleştirip hayvanı tasmasından kendime çektim başını öpüp "sakin ol bebeğim o sadece bir aptal" diyip gözlerimi ona diktim korkmuş bir şekilde kendine gelmeye çalıştı. Ekip arabasının üstünde duran sulardan birini ona uzattım "umarım artık birine sessizce yaklaşmamayı öğrenmişsinizdir" dedim dudağımın kenarını hafifçe kaldırdım "aklım çıktı beni vuracaksın diye değil hayvan saldıracak diye" dedi hala gözleri korkuyla kocaman açıktı "vuracaksınız" diye düzelttim ve devam ettim "kız okula diye çıkmış 16.48'de babasını arayıp antreman var geç gelicem demiş" dediğimde jeon biraz olsun rahatlamış görünüyordu "ama bu gün onların antremanı yok ki" dediğinde uzaklara dalıp konuştum. "bir şey saklıyor" kafamda her şeyi tartıyordum ama anlamlı bir sonuç bulamamıştım.
"yarın tüm amigo kızları sorguya çekicez" dedim kendimi toplayıp arabaya yöneldim arkamdan gelip seslendi "bayan anabel" dedi arkamı dönüp ona baktım "beni eve bırakırmısınız ekip arabasıyla geldim de" kollarımı birbirine kenetleyip ağırlığımı tek ayağıma verdim "bazen hepiniz sinirlerimi o kadar geriyorsunuz ki anlatamam" dedim ve arkamı döndüm arka kapıyı açıp kurdu içeri soktum jeon da yolcu kapısını açıp yerleşti kendi kapımı açıp oturdum kemerimi bağlayıp kafamı direksiyona yasladım bu ağrıyla baş etmek neredeyse imkansız hale geldi. "iyimisiniz?" diye sordu artık dayanamıyordum bile kafamı kaldırmadan ilaç kutusunu elime alıp salladım "artık bir faydası yok" dedim biraz sessiz kalıp çekinircesine bir ton kullanıp konuştu "isterseniz ağrınızı dindire bilirim" kafamı hafifçe kaldırıp ona yan yan sinirle baktım "öyle değil bir çeşit meditasyon annemin çok kötü ağrıları olurdu babam da bana elini ovarak bir yöntem gösterdi" sinir damarlarını ovma. Bunu bende biliyorum ama hiç denemedim elimi ona uzatıp arkama yaslandım baş parmağı ile işaret ve baş parmağımın arasındaki sinirleri ovdu arkasından diğer elini katıp avucumun içini ovdu. Yaklaşıp 1 dakika ikimizden'de ses çıkmadı ama yöntemi ağrımı dindirdi elimi bırakınca kızaran elime baktım "teşekkür ederim dedektif" diyip arabayı çalıştırdım evi evime pek uzak sayılmazdı 25 dakika sonra motellerin olduğu yolun üstünde yavaşladım sonra ara sokaklardan birine girip evinin önünde durdum.
Elimi gösterip "masaj için saol" dedim ufak bir gülümseme ile aşağıya indi cidden çocuk yakışıklı ve nazikti neyine bu kadar gıcık oluyordum ki diye düşünürken sokaktan çıkıp eve geldim saat 23.09'du en sonunda biraz olsun erken dönmüştüm eve hiçbir şey yapmak istemiyordum mutfağa geçip saçımı topladım derin bir tencere çıkartıp suyla doldurdum ve içine makarnaları döküp kaşar ve birkaç peynir daha rendeledim. Makarnayı süzüp peynir sosuyla birleştirdim telefonumu tezgahın üstünde bir vazoya sabitleyim kısa bir video açtım sessizliği sevmiyorum aslında tabağıma biraz makarna koyup dolaptan bir tane kadeh çıkartıp şarap koydum o sırada babam aradı uzun zamandır konuşmuyoruz beni unuttu sanmıştım. Telefonu açtım o da yemek yiyordu beraber yemek yedikten sonra kapattı tabağımı sudan geçirip makineye koydum ve odama dönüp çıkarttığım pjamalarımı geri giyip kendimi uykuya teslim ettim. Bir telefonla uyandım kimdi bilmiyorum telefonu kulağıma dayayıp uykulu bir sesle konuştum karşı taraf hafif kıkırdayınca gözlerimi açıp kim olduğuna baktım "bu saatte arma sebebiniz nedir dedektif jeon?" dedim sesimi toparlayıp ama hala uyku gözümden akıyordu "hadi üstünü değiştirip gel kapındayım yine cinayet işlendi" dediğinde yatakta oturur pozisyona geldim "kapımdamı?" dedim o ise tekrar kıkırdadı "evet kapında" dedi telefonu yüzüne kapatıp yüzümü az bir şey yıkayıp dolabımdan gri eşofmanımı ve ona uygun kısa kollu alttan lastikli beyaz crobumu giydim telefonumu ve silahı alıp mama kabına mama koyup evden çıktım mama kabını yine merdivenin yakınına bırakıp beni bekleyen siyah audi'ye bindim. Biraz esnedim "neden geldin?" dediğimde çoktan yola çıkmıştık bile.
"sizi siyah altın dışında görüceğimi hiç tahmin etmezdim" dedi ve yine kıkırdadı kafamı cama dayayıp yolu boş gözlerle seyrederken kendimi toplamaya çalıştım. "geveleme neden geldin" dediğimde sırıtması yüzünden silindi "telefonda demiştim ama tekrar diyeceğim cinayet işlendi ve bilin bakalım kim" dedi kafamı camdan kaldırıp ona döndüm sessizliğimi bir cevap olarak alıp tekrar konuştu. "cloe ozuna" dedi gözlerim açılmıştı "ben yine beyzbol takımı sanmıştım" dedim şaşkın ifademle "peki nasıl bulundu?" dedim sesim titreycek gibiydi gözünü yoldan hiç ayırmadan "bacakları kırılmış saçları bayağı bir yolunmuş karnında kocaman bir kesik vardı kan kaybından ölmüş ve sırtında ateş işaretine benzer bir iz vardı" dedi. Sırtındaki iz… kafam karışmıştı ki bunu yeni uyanmama bağlıyacağım aramızdaki boşlukta sigara paketi gördüm "sigara içe bilirmiyim?" diye sordum dudağının kenarı hafif kıvrıldı "sağlığın açısından önermem özelliklede aç karnına" dedi boş gözlerle ona bakıp camımı hafif araladım ve onun paketinden bir tane çekip yaktım dumanı içime çekip üfledim. "ayılmaya ihtiyacım var" dedim.
Uzun bir yol ve bunu takip eden bir sessizliğin ardından olay yerine geldik arabadan inip biraz gerindim ve polis şeritlerinin altından geçip cesedin yanına gittik bir an midem bulandı kızın dudaklarıda boydan boya kesilmiş ve birkaç parmağı koparılmıştı. Yüzümü buruşturduğumu gören jeon yanıma yaklaşıp sessizce "istersen arabada bekle sana durum bildirimi yaparım" dedi "isterseniz" diye onu düzeltip tekrar konuştum "ve gerek yok manzara iğrenç sadece" cesedi torbalayıp araca kaldırdılar ve gittiler etrafa bakarken parlak bir şey gözümü aldı oraya doğru yaklaşıp eldivenlerden birini elime geçirip yerdeki bıçağı alıp delil torbasına koydum. Beni gören jeon yanıma geldi torbayı ona uzatıp yerden küçük beyaz kartı aldım görevlilerin yanına gidip torbayı verip elimdeki kartı gösterdim "yazı analizi yapın buna lütfen" dedim ve eldiveni çıkartıp memurlardan birinin yanına gittim "kim tarfından ve nasıl fark edildi ceset?" diye sordum görevli memur cevapladı "akşam eşi ile kavga ettiği için evden ayrılan bir kadın ağlayarak buradan durağa giderken cesetle karşılaşmış sonrada bizi aradı" dedi memurun omzuna dokunup "tamam yarın ifade vermeye gelsin ailesine haber vermeyin durumu ben anlatırım" diyip arabaya yöneldim yaslanıp kafamı ellerimin arasına alıp sıktırdım. "başın yinemi ağrıyor?" "başınız" diye tekar düzelttim "ve hayır kafam çok karıştı sadece acaba katil hedef şaşırtmayamı çalışıyor?"
"bilmiyorum belkide öyle" dedi kafamı kaldırıp onun kahverengi gözlerine baktım "eve bırakırmısın beni?" dedim. Biraz gülümseyip kafasıyla onayladı arabaya bindim beni eve bırkınca sadece teşekkür edip eve girdim saate baktım 05.56'ydı uyuymazdım bu saatte ve spor için vaktim yoktu en iyisi kahvaltı yapmaktı. Dolaptan kızarta bileceğim birkaç şey çıkartıp güzel bir kahvaltı hazırladım tam oturucakken zil çaldı duvardaki dijital saate baktım 07.24 kim ki bu saate diyip kapıyı açtım "günaydın dedektif" diyerek karşımda sırıtan bir jeon ile karşılaştım "günaydın" dedim sadece o üstümdekileri incelemeyi bitirince "geri uyumamışsınız galiba" "neden burdasın" dediğimde yüzündeki sırıtma biraz silindi hayal kırıklığına uğramış gibiydi ama benim böyle bir tepki vereceğimi biliyor gibiydi. "sadece akşam sizi kaldırmak zorunda kaldığımdan dolayı uykusuzsunuzdur diye ve gelirken kaza yapmayın diye sizi almaya gelmiştim" dedi "kahvaltı yaptınmı?" diye sorduğumda gözleri parladı bir şey demeden geri çekildim içeri girdi mutfağa geçtiğimizde gözleri biraz büyüdü. Bazen insanları anlamak istemiyorum "çay kahve?" "kahve varsa olur" dedi makineden 2 fincan kahve doldurup orta tezgaha oturdum o yemeye başladı bense sadece izliyordum biraz süre sonra tabağıma koyduğum az kızartma ve salatayı bitirip konuştum "siz yiyin üstümü değiştirip gelicem" tamam anlamında başını salladı odama çıktım çok uykum vardı. Üstüme siyah baggy pantolon üstüne beyaz bir gömlek giyip içine tıkıştırıp üstüne siyah deri ceket attım. Beyaz küçük el çantamıda alıp aşağıya indim mutfağa geçtiğimde çoktan her şeyi toplamıştı "toplamanıza gerek yoktu ben temizlerdim" dediğimde ellerini durulayıp bana döndü. Tezgaha yaslanıp ellerini göğsünde kavuşturdu "önemli değil sizi uykunuzdan uyandırdığım için özür mayetinde kabul edin" dedi şu an cidden yakışıklı duruyordu. Yeni traş olmuş ve kolları mükemmel duruyordu ahh ne diyorum ben aptal kız kendini topla o senin iş arkadaşın ve o çocuktan sonra hiç bir erkeğe güvenmemen konusunda yemin ettin. Kendime gelip konuştum "çıkalımmı?" sesim biraz güçsüz çıkmıştı gülümseyip önden çıktı arkasından ben çıkıp kapıyı kapattım ve mama kabını yerine bıraktım koşarak yanıma gelen kurdun kulaklarını kaşıyıp arabaya bindim. Kemerimi taktığımda her hareketimi dikkatle incelediğini gördüm kafasını çevirip anahtarı çevirdi toprak yolda hızlı bir kalkış yapıp ana yola çıktı onu biraz olsun inceledim arabayı çok dikkatli kullanıyordu "bayan Wallace" dediğinde kafamı ona çevirdim "büroya gitmeden önce kasabada ufak bir işim var size de uygunsa oraya gide bilirmiyiz?" "elbette hem biraz boş kalmış olurum" dedim o işini hallederken arabada biraz sessiz kafa ile kalmam iyi olur dört yol ağzı dönemeçten geçerken eline baktım eve kızların düştüğü o hareket tek el ile direksiyon hakimiyetini sağladı bunu beğenmiştim çünkü arabaya ne kadar hakim olduğunu belli ediyordu bir 5 dakikanın ardından bir ara sokakta arabayı durdurdu "hemen gelirim" diyip arabadan indi ayaklarımı öne doğru biraz itip gerildim telefonumu çıkartıp saate baktım 08.16'ydı sosyal medyaya pek hakim biri değildim ama vakit geçirmek adına instagram'da öylesine kaydırmaya başladım. Gelmesi çok uzun sürmedi kapıyı açıp yerleşti ve bana bir bardak kahve uzattı.
"al bakalım sigara içip ayılmaktansa kahve iç" dedi teşekkür edip aldım çok kısa bir süre sonra büroya geldik silahımı bırakıp sorgu odasına girdim hala soğumamış kahvemden bir yudum aldım ve beni bekleyen bay ozuna ayağa kalktı. Oturmasını söyleyip karşısına oturdum beni bekleyen ve canımı çok sıkan kağıt ve kalemi elime aldım "edvar dozuna" diyip kafamı kaldırmadan ona baktım evet dediğinde soru yağmuru başladı.
"kızınızı en son ne zaman ve nerde gördünüz?"
"en son evde okul için montunu ve ayakkabılarını giyerken gördüm"
"evden çıkarken üstünde ne vardı?"
"dar siyah bir kot pantolon ve kalın kırmızı bir kazak"
"kızınız evden çıktıktan sonra hiç iletişime geçtinizmi?"
"evet saat öğlenden sonra 4 sularında amigo takımının provası varmış o yüzden gecikicegini söyledi"
"peki sizden bir şey saklıyormuydu? Öyle bir şey sezdinizmi?"
"hayır aramızda hiçbir zaman sırlar olmadı"
"son zamanlarda tuhaf davranışları varmıydı?"
"hayır"
"yeni biri ile tanışmışmıydı peki?" dediğimde adam biraz durup düşündü
"hayır"
Dedi birkaç soru daha sorup adamı çıkarttım sonra annesinin ifadesini aldım onada aynı soruları sordum aynı cevapları verdi onunla birlikte dışarı çıktım jeon'un yanına gittim "amigoların ifadesini almaya başla ve her kelimesini not al gelicem" diyip anne ve babasının yanına gittim ellerimi cebime soktum "bay ve bayan ozuna size kötü haberlerle gelmek istemezdim ama kızınızı bulduk ve maalesef ki yüzü tanınmaz haldeydi biriyle kavga etmiş gibi berbat durumdaydı bir süre daha adli tıpta kalıp cenazesi için size teslim ediceğiz" dedim. Kadın ayakta duramadı ve bayıldı eğilip kafasını hafifçe kaldırdım kızlardan birine ambulansı aramasını söyledim sağlık ekipleri gelip ilk müdahaleyi yaptı götürürlerken kızının adını sayıklıyordu kafetaryaya gidip 2 kahve aldım ve sorgu odasına girdim kahvelerden birini jeon'a uzattım. Bir köşeye yaslanıp kızın ifdesinin bitmesini bekledim kız ifadesini bitirdi kağıdı imzalayıp çıktı ona döndüm "yorulduysan kenara gel ben devam ederim" dedim sandalyeden kalkıp kapıya gitti ve dışardan bir sonraki amigo kızını çağırdı şansa bak Stella.
"Stella filaming"
"evet"
"cloe ozuna ile yakınlık dereceniz nedir?"
"çok yakın değiliz aynı amigo takımındayız ama aramızda bir gruplaşma var ve biz onlara saylangozlar diyoruz"
"arkadaşınızın her hangi bir psikolojik rahatsızlığı varmıydı? Ya da kendini ve yatta birini öldürmeye meğillimiydi?"
"hayır kimse benim kadar kendini öldürmeye meğilli değildir"
"bayan ozuna'yı sizmi öldürdünüz?" diyip tek kaşımı kaldırarak ona baktım
"hayır birbirimizden nefret ederiz ama asla böyle bir şeye kalkışmayız"
"cloe ozuna babasına dediğine göre o gün öğlenden sonra antremanız varmış bu doğrumu?"
"hayır o gün antremanımız yoktu ve onunda dersleri 15.46'da bitmişti"
"tanıştığı birileri varmıydı peki?"
"tam emin değilim ama kafetaryada arkadaşlarına bir çocukla tanıştığını söylemişti ismini sorduklarında ise söylememişti"
Bunun gibi birkaç soru daha sordum ve o da çıktı çok fazla kızı sorguya almıştım son 3 kişide yoruldum ve jeon'un sorguya geçmesini istedim. Sorgu boyunca dikildiğim köşeden hareket etmedim sorgu bitti tüm kızlar gitti jeon'un elindeki son kağıdıda alıp üst üste koydum onunla beraber odama geçtik ben sandalyeye kendimi atıp kağıtları düzenledim ve hepsini tekrar okudum o ise koltuğa iyice yaslanmış kafasını geriye atmıştı. "kızların söylediklerinde sanada ortak gelen bir yer varmı?" dedim kafasını yasladığı yerden yavaşa kaldırdı ve tek kaşını kaldırıp bana baktı biraz sorduğum soruyu süzgeçten geçirdi ağır ağır oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi ellerini masaya dayadı.
"kızların söylediği ortak yerler o gün antremanları yokmuş kız bes belli ailesine yalan söylemiş ve yeni biri ile tanışmış büyük ihtimalle onunla buluşmaya gitmiş ama ordan canlı dönmemiş ya yeni tanıştığı kişi onu bu hale getirdi ya da kendisi böyle yaptı" dediğinde yüzüne baktım "ama hiç kimse ona intihara meyilli olarak görmüyor dedektif bunu da açıklayın" dediğimde masadaki kağıtları inceleyip bir şeyler söylemeye çalışıyordu sandalyeme yaslanıp sol tarafa doğru biraz geri gittim "atladığınız bir yer var dedektif jeon jungkook" dediğimde yüzümü inceledi en sonunda gözlerimizi kenetledi "tüm kurbanların sırtında bir iz var dedektif" diyip biraz gülümsedim "nasıl yani?" diyip kafasını hafif yana yatırdı ona doğru yaklaşıp olay yeri inceleme fotoğraflarını çıkarttım 3'ününde sırtındaki kesilerek yapılan izi gösterdim.
"ilk kurbanda kalp izi 2. Kurbanda göz izi 3. Kurbanda ateş işareti" dedi ama hala anlamıyordu "ilk kurban bir erkek bacakları kırıldı ve sırtında küçük bir şekilde kalp işareti çizilmiş eğer katilimiz kız ise bu onu takıntı haline getirdiğini gösteriyor. 2. Kurban yine erkek ve sırtında göz izi var gözleri çıkarılmış yani bu da her şeyi gördüğü için yapılmış." Diyip sustum bir süre sessiz kaldım "3. Kurban kız ve eğer katil kız ise bunu kıskançlıktan yapmış ola bilir ateş işaretide katilin içinde yanan kıskançlık ve öfkeyi temsil eder" dediğinde kafamı ona çevirip ümitsiz bir ifadeyle baktım. "ya 1 değilde 2 katilimiz varsa ve kız erkelerse aynı zamanda diyelim ki kız erkeklerin olduğu takıma takıntılı iken erkek niye kızı öldürdü?"
Cidden her şey şu an çok karışmıştı kafayı yemeye çok az kalmıştı bu durumda bile akıl sağlığımı korumak cidden büyük bir başarıydı ve yavaştan acıkmaya başladım kağıt yığınının arasında telefonumu aradım bulamadım "beni bi ararmısınız telefonum yok" aradı ahmak kafam telefonu çantadan çıkartmadın ki gidip çantamı getirdi teşekkür ettim. Telefonu açıp ekrana bir süre baktım 12.46 belki de bir şeyler yemeliydim çantamı takıp saçımı düzelttim boy aynasından kendimi kontrol ettim "ben yemeğe çıkıyorum burada kalıcaksan fazla bir şey kurcalama" diyip odadan çıktım motora doğru yaklaştım o sırada arkamdan geldi "bayan Wallace isterseniz benimle gelin beraber yer döneriz ve üstünüzde motor kullanmaya pek uygun değil en iyi dedektifimizin hasta olmasını istemeyiz" diyip göz kırptı göz devirip önden onun arabasına gittim koltuğa yerleşince arabayı çalıştırdı 15 dk uzaklıktaki bir restorantın önünde durdu arabadan inip bir masaya oturduk çok açım ama bir o kadarda midem bulanıyordu en iyisi ben salatadan devam ediyim diyerek salata söyledim.
Ben salatamdan sessiz sessiz yerken telefonum çaldı ters çevirip baktım babam arıyordu yine ne istiyor bu adam. Telefonu açıp salatamdan yemeye devam ettim "nerdesin sen yine" dedi ağzımdakini yutup konuştum.
"bilmem belki tanımadığım bir erkeğin koynundayımdır"
"seni pislik nerdesin dedim"
"sana ne baba"
"anabel hala o dedektiflik işi ile uğraşıyorsan bırak gerçekten çünkü üstlerinle konuşup seni attırmak için elimden gelenin en iyisini yapıp başardım"
Bunu dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm bunu gerçekten yaptığına inanamıyordum elimdeki çatal masaya düştüğünde jeon bana baktı telefonu kapattım ve bunun üstüne büyük bir bardak soğuk su içtim. "b-ben ne yapıcam şimdi…" diye bildim sadece o kadar emeğim boşa gitmiş olamaz. Bunu yapmış olamaz! Jungkook beni sarsınca kendime geldim "noldu neyin var" dedi "beni ofisin önüne geri bıraka bilirmisin?" diye bildim sadece o da tamam diyip ücreti ödedi telefonum ve çantam ondaydı hala şoku atlatamamış halde arabaya bindim eşyalarımı verdi 15 dk sonra hızla arabadan indim çantamı unuttuğum için geri döndüm elinde çantamla arabanın önünde bekliyordu "senide yemeğinden ettim özür dilerim ben 1-2 saat olmıycam o sırada her şey sende" dediğimde arkamı dönüp gidicekken kolumdan tutup beni kendine çevirdi.
"neyin var senin?" dedi gözlerini kısarak şu an ağlaya bilirim ve bu gözlerimden belli oluyordu ama birinin karşısında ağlayıp kendimi bu duruma sokamazdım dolu gözlerime rağmen gülümsedim. "bana yaptığın iyilik için teşekkür ederim acil bir durum çıktı eğer yarın beni burada bulamazsan işim rast gitmemiş ve işi bırakmışımdır" dedim ve oradan uzaklaştım biraz daha kalırsam ağlıycaktım
