Ficool

Chapter 1 - Umay

Atının sırtından yavaşça inip başını okşadı. Bugüne kadar ona çok sadık bir dost olmuştu. Herhalde dünyada değer verdiği tek şeydi Börte.

Sessiz ve temkinli adımlarla ağaçların ardından önündeki geniş ovayı taradı. Düşman askerleri çok yaklaşmıştı. O ise devam edemeyecek kadar bitap düşmüştü. Yine de pes etmek ona göre değildi. Bugün burada ölse bile yanında o piçlerden bir düzinesini götürmeye kararlıydı!

Okunu yayına takıp eski lisanda birkaç sözcük mırıldandı. Atalarından kalma bu güçlü tılsım, yoğun bir enerji dalgasına dönüşerek okunun ucundan gövdesine kadar yayıldı. Okunu saran mor alevlerin gözlerindeki yansıması, onun gözündeki intikam hırsından daha korkutucu değildi.

Gözüne kestirdiği süvarilerden birine doğru yöneltti yayını. Gevşekçe gülümseyip birasını yudumluyordu. Etrafındaki diğer askerlerle hararetli bir konuşmaya dalmıştı. Hoş bir yüzü vardı, belki başka bir hayatta kendisinden bir öpücük çalmasına izin verirdi. Ancak düşman topraklarında böyle temkinsiz ve rahatça dolaşabilen bir erkeğin ona karşı hiç şansı yoktu.

Odaklandı, son kalan gücüyle aynı tılsımı tekrarlamaya devam etti. Sesi giderek yükseldi ve ağzından dökülen kelimeler hızlandı. Çevik bir şekilde oku yaydan serbest bıraktı ve yarı yolda ok parçalara ayrılıp yeniden kendini oluşturdu. Attığı tek ok şimdi yirmiye katlanmıştı. Her bir ok hedefini hiç şaşmadan düşman askerlerinin tam kalbine saplandı. O kadar hazırlıksızlardı ki çoğu henüz feryat edemeden hayatı sonlandı.

Sonra çadırların olduğu taraftan bir ses duyuldu:

"Bu Umay!"

Neye uğradığını şaşıran askerler telaşla kaçışmaya başladı. Ama içten içe hepsi biliyordu. Bugün aralarından belki birkaç tanesi canlı çıkabilecekti, eğer şanslılarsa…

Umay kan ter içinde ağacın kovuğuna yaslandı. Böylesine güçlü bir tılsımı kullanmak onun gücünün çoğunu tüketmişti. Börte yanına gelip huzursuzca homurdandı. Islak burnunu Umay'ın başına sürttü. Sanki ona toparlanması gerektiğini söyler gibiydi.

Ne yazık ki Umay'ın tüm enerjisi tükenmişti. Kalan son gücünü toplayıp ellerini iki yana kaldırdı. Avuçları gökyüzüne bakarken parmak uçlarında dolaşan enerjiyi hissetti. Kalbinden ve zihninden görünmez bağlar çıkıyor, bu bağların taşıdığı enerji parmak uçlarında toplanıyordu.

Börte onun ne yaptığını anladı ve dört nala kalkıp acıyla kişnedi. Ne yazık ki engel olamayacaktı. Umay ölüm büyüsünün ilk kısmını tamamlamıştı bile.

"Ey göklerin tanrıçası! Sana ruhumu bahşediyorum. Kudretli şimşeklerini ver bana… Ey toprağın efendisi! Tüm bedenimin himayesini sana veriyorum. Kalbimden pompalanan, damarlarımda akan kan senin olsun. Bana depremlerini ver. Ey suların hükümdarları! Canımı size bahşediyorum. Tsunamilerinizi bana emanet edin. Ruhum, ölümlü bedenimden ayrıldığında sonsuza dek size hizmet edecektir!"

Tanrılar düşündü. Ne kadar güçlü ve iradeli bie ruha sahip olursa olsun onun küçük insan hayatı işlerine yaramazdı. Yine de böylesine bir cesaret ödüllendirilmeliydi. Ne asil bir ölüm!

Bir anda yer yarıldı, düşman askerleri teker teker depremin açtığı yarıklara düştüler. Kaçmaya çalışanlar yıldırımlar tarafından diri diri yakıldı. Kamptan uzaklaşan korkaklar tam okyanusa vardıkları için sevinirken dev dalgalar onları yuttu. Acı ve çığlıkların ardından etrafta hiç ses kalmadı. Düşma safında son canlılık ibaresi de yitip gittiğinde, Umay da son nefeslerini veriyordu. Yavaş yavaş ölüme hazırlanıyordu.

Kesinlikle pişman değildi. Vatanı için elinden geleni yaparak ölen gururlu bir askerdi o. O an sadece Börte'yi düşünüyordu. Güzel Börte. Güneş ışığı bembeyaz parlak tüylerine vuruyordu. Umay'ın ölümle gölgelenen yüzünün aksine o ruhani bir varlık gibi ışıldıyordu. Yavaşça öne eğilip Börte'nin alnını öptü. Kulaklarının arkasını kaşıdı son kez.

"Seni seviyorum Börte… Bana hep çok iyi bir yoldaş oldun. Ruhum göğe yükseldiğinde bile seni unutmayacağım. Yeniden görüşmek dileğiyle güzel kızım."

Yaptığı ölüm büyüsünün bir bedeli daha vardı. Tüm bedeni altın sembollerle işaretlenmişti. parmak uçlarından kalbine kadar uzanan altın dalgalar tüm vücudunu kaplamıştı.

Börte'yi tutan eli yana düştü. Gözleri kapandı, nefesi yavaşlayarak sonunda durdu. Tam o anda sıcak bir el ona uzandı. Kıyafetlerini çıkartıp çıplak tenini ortaya çıkardı. İşaretlemelerle kaplanmış vücudunun sol tarafında bir boşluk vardı. Adam dudaklarını oraya bastırıp eski lisanda kelimeler fısıldadı aceleyle. Onun kurtarılamaz olduğunu biliyordu ancak sahip olduğu yeteneğe de güveniyordu.

Umut etmekten başka çaresi kalmamıştı. Genç kadının kalbinden ve alnındaki epifiz bezinden öptü ve kendi kanını onunkiyle birleştirdi. Avuçlarına çoktan bir kesik atıp onun gittikçe sıcaklığı azalan avucuyla buluşturmuştu.

Çoktan ölmüş birini geri getirmek imkansıza yakın olmakla beraber döndükten sonra o kişi aynı kişi olmayacaktı. Elinden geleni yaptı ve fısıldamaları haykırışlara dönüştü. Belki saatlerce tılsımları tekrarladı. Ya bir mucize olsaydı?

More Chapters