Ficool

Gölge Oyunu

Gurbanova
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
173
Views
VIEW MORE

Chapter 1 - 1 Bölüm:Kendi dilinde Mülteci

Ev, insanın sığınağı olmalıydı. Benimki ise her sabah sağ salim çıkmak için dua ettiğim bir mayın tarlasıydı.

​Daha güneş doğmadan, babamın mutfaktan gelen o ağır ve öfkeli öksürük sesiyle uyandım. Bu ses, günün nasıl geçeceğinin habercisiydi. Üzerimdeki ince battaniyeye daha sıkı sarıldım. Odamın kapısı kilitli değildi çünkü bu evde mahremiyet, zayıflık sayılırdı.

​Yataktan kalkıp aynanın karşısına geçtiğimde, göz altlarımdaki yorgun morluklara baktım. Sadece yirmi yaşındaydım ama ruhum, babamın o bitmek bilmeyen suçlamaları altında yüz yaşındaymış gibi kamburlaşmıştı. Masamın üzerindeki polislik sınavı hazırlık kitaplarını hızla çantama tıktım. Babam bu kitapları görse parçalardı. Onun gözünde ben, sadece zengin birine verilip ondan kurtulunması gereken bir "fazlalıktım".

​"Hâlâ hazırlanmadın mı?"

​Babamın sesi koridorda yankılandığında irkildim. Kapı pervazına yaslanmış, elindeki sigaranın dumanını üzerime doğru üfleyerek bana bakıyordu. Gözlerinde ne sevgi vardı ne de şefkat; sadece bir malı inceler gibi bakıyordu.

​"Kursum var baba," dedim sesimi sabit tutmaya çalışarak. "Biliyorsun, sınav yaklaşıyor."

​"Sınavmış..." diye alayla güldü. "Sanki o üniformayı sana giydirecekler. Boş hayallerle vaktimi harcıyorsun. Akşam eve erken gel, amcanlarla birini tanıştıracağız sana. İyi bir aile, işleri güçleri yerinde."

​Cevap vermedim. Kalbimdeki o sızıyı bastırıp yanından geçip gittim. Evden dışarı adım attığımda, sabahın serin havası yüzüme çarptı ama içimdeki yangını söndürmeye yetmedi.

​Kursa giden otobüste en arka koltuğa oturdum ve kulaklıklarımı taktım. İşte o an, benim asıl hayatım başlıyordu. Telefonumun gizli klasöründen Korece ses kayıtlarını açtım.

​— "Naneun duryeobji anhda..." (Korkmuyorum...) Kendi kendime mırıldandım. Bu kelimeler benim zırhımdı. Babamın Türkçe haykırdığı o hakaretleri, ben Korece sessizliğimle siliyordum. Kendi dilimi babam kirletmişti, ben de kendime yeni bir dil inşa etmiştim. Kimsenin giremediği, kimsenin canımı yakamadığı o yabancı hecelerle örülü bir kale.

​Kurs binasına girdiğimde, koridordaki kalabalık her zamanki gibi boğucuydu. Polislik eğitimi için aldığım savunma sanatı derslerinden dolayı vücudum her an tetikteydi. İnsanlar yanından geçerken omuz atıyor, gürültüyle gülüyorlardı. Ben ise duvara yaslanmış, elimdeki çizim dosyasını (belki de suç mahalli analiz notlarını) inceliyordum.

​İçimden bir ses bağırmak istiyordu. "Neden kimse görmüyor?" diyordu o ses. "Neden herkes bu kadar kör?"

​Babamın sabahki o "evlendirme" tehdidi boğazımda bir yumru gibi duruyordu. Polis olmak benim tek kurtuluşumdu, ama babam o kapıyı üzerime kilitlemek üzereydi. Çaresizlik, insanın damarlarında dolaşan en ağır zehirdi.

​Etrafımdaki o yapay gürültüye daha fazla dayanamadım. Kalabalığın ortasında, kimsenin anlamayacağı o gizli dilde haykırdım içimdeki zehri:

​— "Jeongmal gajgo sipeun geon jiyuinde... (Gerçekten istediğim tek şey özgürlük ama...)" diye mırıldandım hırsla. "Neden herkes yoluma taş koyuyor? Neden bu kadar alçaksınız? Bir gün... bir gün hepinizden kurtulacağım."

​Başımı kaldırdığımda, koridorun tavanındaki lambaların hafifçe titrediğini fark ettim. Ya da ben öyle sanıyordum. Gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalıştım. Henüz bilmiyordum ama kader, benim bu dilsiz haykırışıma çoktan kulak vermişti.

​Ve o cevap, hiç beklemediğim bir anda, hiç beklemediğim bir adamın gözlerinde saklı olarak karşıma çıkacaktı.

Selam millet! Gece'nin dünyasına hoş geldiniz. İlk bölümden onun o sert ve yaralı tarafını hissettiniz mi? Sizce bu gizemli gölge kim? 2. bölümde görüşmek üzere! Yorum ve oylarınızı bekliyorum. 🖤