Ficool

Chapter 2 - Tanıtım 2

GÖZYAŞINDAN KÜLLERE

Bazen hayat, insanı en güvendiği yerden sınar. En sevdiğin insan, en büyük ihaneti yaşatır. En güvendiğin dal, en derin uçurumdan yuvarlar.

Efnan, Amed'in köklü aşiretlerinden birinin kızıydı. Ancak o, diğer kadınlar gibi kaderine boyun eğen, susan biri olmadı. Bir avukat olarak adalet için savaşmayı seçti. Küçücük yaşında törelerin, kan davalarının gölgesinde büyümüş; ama hep daha fazlasını istemişti. Onun hayatı, kadınların susturulmadığı bir dünya kurmaktı. Ancak en büyük savaşı, başkaları için değil, kendi kalbi için vereceğini bilmiyordu.

Dört yıl boyunca sevdiği adamın gözlerine bakarak hayaller kurmuştu. Miran… Çocukluk aşkı, gençlik sevdası, kader sandığı adam. Ailesi de, aşiretleri de onların bir gün evleneceğini biliyordu. O yüzden Miran, onun nişanlısı olduğunda dünya yerinden oynasa bile değişmeyecek bir gerçek gibi gelmişti Efnan'a. Ama bir gün her şey değişti.

Miran, hiçbir açıklama yapmadan nişanı attı. Hem de bir başkasını istemeye giderek… Ve o an, Efnan'ın içindeki her şey yerle bir oldu.

İhanetin en ağırını yaşadı. Kendi aşkına, kendi inancına, kendi hikâyesine ihanet edildi. O, başkalarını savunmuştu ama kendi kalbini koruyamamıştı. Miran, ona dönüp tek kelime bile etmeden başka bir kadının elini tuttuğunda, Efnan o gece içindeki bütün masumiyeti gömdü. Ve ertesi sabah, aynaya baktığında artık başka bir kadın vardı karşısında.

Ama bu, sadece bir son değildi. Aynı zamanda yeni bir başlangıçtı.

Küçüklüğünden beri ona öğretilen bir şey vardı: Bir aşiret kadını, tek başına ayakta duramaz. Ama Efnan, kimsenin koyduğu kurallara uyan biri değildi. O kendi yolunu çizecekti. Ailesi, onu acısıyla baş başa bırakmaya niyetli değildi. Töreler, terk edilen bir kadını yeniden birine emanet etmeyi gerektirirdi. Ve o isim, Kuzgun Aşireti'nin sert bakışlı, suskun adamı Yaman oldu.

Yaman… Sessizliğiyle korkutan, acılarıyla konuşan bir adam. Daha önce sevmiş, ama sevdiği kadının ölümüne engel olamamış biri. O, geçmişinde kaybolmuş bir adamken, Efnan yaralarını gizleyen bir kadındı. İkisi de eksikti. İkisi de hayata bir adım geriden bakıyordu. Ama aynı masaya oturduklarında, farkında olmadan hayatları iç içe geçmeye başladı.

Başlangıçta bu, sadece bir anlaşmaydı. Aşiretleri susturacak bir evlilik.

Ama zamanla, Efnan'ın içindeki ateş, Yaman'ın buzlarını eritmeye başladı. Ve Yaman, hiç farkında olmadan Efnan'ın en sağlam dayanağı oldu.

İlk başta, bu sadece bir mücadeleydi. Efnan, Miran'ın ihanetine boyun eğmemek için Yaman'ı kabul etti. Yaman ise aşiretini korumak için bu evliliği seçti. Ama zamanla, ikisi de birbirlerinin yaralarını gördü. Birbirlerini iyileştirmeye başladılar. Ve en tehlikelisi… Birbirlerine alıştılar.

Peki ya Miran?

O, Efnan'ı sevdiğini iddia ediyordu. Ama onun sevgisi, yalnızca kaybettiğini fark ettiğinde mi ortaya çıkıyordu? Yoksa gerçekten mi sevmişti?

Efnan, intikamla mı yol alacaktı, yoksa gerçek bir aşka mı teslim olacaktı?

Kanla yazılmış aşiret kuralları, eski hesaplar, suskun kalmış geçmiş ve alev alev yanan yeni bir başlangıç…

"Gözyaşından Küllere", ihanetin en acıtanına maruz kalan bir kadının, intikamla aşk arasında sıkışmış hikâyesini anlatıyor. Bazı yaralar kapanmaz, ama onlarla yaşamayı öğrenenler küllerinden yeniden doğar.

Peki, Efnan'ın küllerinden doğduğu bu hikâyede, aşk mı kazanacak, intikam mı?

Keja derin bir nefes aldı, gözleri dolmuştu ama artık ağlamıyordu. Gözyaşlarının bile anlamını yitirdiği bir noktadaydı. Sesinde bir kırgınlık, bir kabulleniş vardı.

"Kadın, kadının yurdu olmalı, kurdu değil... Ama ben senin yurdun olamadım, Efnan."

Efnan, karşısındaki kadının yüzüne dikkatlice baktı. Bir zamanlar belki de abla diyeceği, kardeş diyeceği birine... Ama şimdi aralarında kan, ihanet ve onarılmaz yaralar vardı. Derin bir nefes aldı, içinde yükselen öfkeyi ve acıyı bastırarak "Yani?" dedi, sesi soğuk ve mesafeliydi.

Keja başını hafifçe yana eğdi, dudakları acı bir tebessümle kıvrıldı.

"Düğün günü… O gün, gururunu bir kenara bırakıp Miran'a yalvardın. 'Yapma bunu bize.' dedin. Gözyaşların yanaklarından süzülürken elini tuttuğun anı hatırlıyorum. Ama Miran, tek kelimeyle cevap verdi sana… 'Hayır.' O an içim içime sığmadı. Biliyor musun, o gün çok sevindim… Çünkü biliyordum, sen tamamen yok olacaktın. Miran'sız bir Efnan… Yaşamayacaktın, küle dönecektin. Ve ben o küllerin üzerinde yürüyecektim."

Efnan, çenesini sıktı, elleri yumruk oldu ama duygularını belli etmedi. Gözleri Keja'nın üzerinde bir bıçak gibi dolaştı. "Kısa kes." dedi, sesi buzluydu.

Keja iç çekti, sesi daha da ağırlaştı.

"Miran, akrasasına döndüğünde ona sadece bir çift söz söyledin: 'Döktüğüm gözyaşlarıyla evladını yıkasınlar.' dedin."

Efnan'ın gözleri aniden karardı, o günkü çaresizliği, içini kavuran ihaneti yeniden hissetti. Ama sesi hâlâ aynı soğuklukta kaldı.

"O gün yeniden peyda olsa, yine de demezdim... Kimse böyle bir şeyi hak etmez."

Keja gözlerini yere dikti, bir an duraksadı. Ellerini yumruk yaptı, sesi titredi ama sözlerini kesmedi.

"Ah'ın vebali boynuma, Efnan. Hakkını helal et... Evladımı söküp aldılar içimden… Ve onu gözyaşlarınla yıkadılar. Buz tutmuş bedenini ellerime verdiklerinde, senin lanetin kulaklarımda çınladı."

Efnan'ın nefesi kesildi. Yıllardır içine gömdüğü laneti, çaresizliği, öfkesi bir anlığına kalbini sıkıştırdı. Ama yüzüne en küçük bir duygu bile yansımadı. Adımlarını sıklaştırdı, gitmek istedi, kaçmak…

Tam sırtını dönmüş, uzaklaşmaya başlamıştı ki Keja'nın son sözleri adımlarını durdurdu.

"Miran'ı ben de çok sevdim, hem de çok, Efnan… Ama o bana dokunurken senin adını fısıldadı. İlk ve son defa dokundu bana… Ama senin adını fısıldamıştı."

Efnan'ın bedeni buz gibi kesildi. O an, nefesi boğazına düğümlendi. Birkaç saniye kıpırdayamadı. Gözlerini kapadı, içinde fırtınalar koptu. Ama hiçbir şey söylemedi. Sadece yürümeye devam etti.

Çünkü bazı savaşlar, çoktan kaybedilmişti.

More Chapters