Ficool

Chapter 49 - "Hayat Nedir?"

Kaito, Karanın planlarının çoğunu düşünerek idrak etse de, yazılı ve kesin bir bilgi bulmakta ısrarcıdır ve Karadan bazı büyük rütbelerin ilgisini çeken Kaito, bu işin böyle ulu orta ve serpilmiş şekilde yürümeyeceğini anlar ve daha sakin şekilde araştırmalarına devam eder. Bilgiye aç olan Kaito, işçi sınıfı kütüphanesinde sayfaları karıştırırken, aklına bu heves veya öğrenme isteği nereden geldiğini düşünür. Biraz kendini sorgular ve hep aynı yola çıkar düşüncesi.

Galiba ben eskiden beri böyleydim, ama benim istediğim bu mu, yoksa büyüklerimin, atalarımın dayattığı bir hayat mı diye önce kendi yolunu sorgular ve ona göre daha kapsamlı, sakin ve iyi araştırmalar yapacağına kararını verir.

Önce çocukluğunu hatırlamaya çalışır, ama aklına pek bir şey gelmez. Kan yüzünden Kara kanını içen bir insan geçmişini biraz bulanık hatırlamaya başlar ve zamanla geçmişi körelir ve unutur. Tabi sen hatırlamak istemessen, insanken de bu aynıdır. Ama Makuro Karaya dönüştükten sonra bunu düşünmeye başlar.

Başından beri zaten insanlar kukla ve krallığın dayattığı bir hayat yaşarlardı. Zenginler daha zengin, fakirler daha fakir olur, halk her zaman alt tabaka olurdu.

Peki, üsttekiler kimdi?

Makuro önce kendine bu soruyu sorar. Herkezin aklına Kara gelmiş olsa da, halk Karanın dünyaya geldiğini daha çok yeni öğrendi ve bundan önce neredeydiler ve dünyada değillerken üsttekiler kimdi?

Makuro'nun kafası deli sorularla çalkalanırken, yavaş yavaş idrak eder. Soruları her zaman derinleşir ve cevapları artık doğru gelmeye başlar.

Makuro kendi kendine konuşmaya devam eder.

Evet, Kara olmadan önce başka varlıklar da olduğuna eminim. Bu dünya sadece insanlar için çok büyük ve daha keşfedilemeyen eski insanlar, eski hayatlar ve eski varlıklar olduğundan kesin eminim.

Peki, günümüzde insanların olduğunu düşünerek hareket edersek, en büyük kişiler krallar ve asil aileler veya zengin topluluklar derdim, ama şu an insanlardan ziyade başka varlıklar var olduğunu bildiğimize göre, bana göre de bu varlıklar insanlardan güçlü olduğuna göre, insanlar niye hala hayatta?

Belki de onlara vaaad edilen şey güzel ve mantıklı gelmiştir. İnsan askerler güçsüz olsalar da, toplu halde olunca herkez yenğiyle sarsılabilir. Karınca ordusu gibi düşünürsek bunu.

Makuro, yüzündeki gülümsemeyle:

Kesinlikle ordu başkanları, klan liderleri ve krallar sadece birer rütbe. Aynı Karadaki gibi, sadece çoğunluk olan halkı dizginlemek için gereken bir baş. Bu baş olmassa düzen olmaz ve düzensiz bir orduyu başka varlıklar istemez.

Ama buradaki başkanların, liderlerin veya kralların kazancı nedir? Dünyadaki hayatının güzel olması yeterli mi?

Hayır, benim için yeterli değil. Kısacık bir insan ömründe çok güzel hayat geçirdim demek o kadar gereksiz ki, hayat dediğin şey bu değil. 50 veya 100 senelik bir hayatta para, şöhret, güç, bunlar saçma şeyler.

Büyük ihtimalle kandırılıyorlar. Başka bir şey vaad edildi. Kralları bile hoşnut bırakacak o şey neydi? Daha uzun bir hayat mı? Asla mümkün değil. Karanın kanını içenler bile 200 sene yaşadığını idda eder, ama Kara onları o kadar görebileceği kadar yaşatmaz.

Peki, kralların en büyük korkusu nedir?

Tabikide kral olmaktan düşüp halk olarak adlandırılması. Yoksa mevki, şöhret, para, güç insanlar için en önemli şey mi gerçekten?

Ama ne yapabilirsin ki? Bunun gibi şeyleri önemseyen kralları ve başkanları başa geçiren halktır. Yani insanlar isdediği kişiyi güç sahibi yapabilir, onlara iyi bakması karşılığında.

Evet, düşündüğüm gibi, insanlar kendi idaellerini düzenleyen kralları severler. Peki, diğer kişiler? Sanırım onları da görünmeden yok etmek en mantıklısı.

Peki, bu dünyayı tek 1 kral yönetebilseydi? Bütün varlıklara hitap eden, bütün herkezin sevdiği, kimseye ters gelmeyen, herkeze aynı davranan ve mutlak düzen içinde.

Sanırım böyle bir kral mümkün değil. Diyelim ki oldu, bazı hareketlerinden memnun olmayanlar öncelikle ölür veya kaybolurdu. Sonrasında bunları öldürme suçundan kral suçlanır. Suçlayanları da idam cezasına çarptırırdı.

Peki, sonra adil olmadığı düşüncesi halkta dedikodu haline gelir ve zamanla kralın arkasından konuşanlar ölüm cezasına çarptırılırdı.

Ya peki sonra kralın arkasından konuşamayan halk, krala kendini açamayan halk onun kölesi olunca, kral daha da delirir ve kendini yüce birisi olarak görmeye başlardı. Halka daha fazla zulüm, daha fazla acı ve daha az his verirdi.

Bunun sonucunda hissizleşen halk bir robota dönüşür ve acımasızlıkla krallığı yıkarlardı. Bu girişime de kurtuluş adı verilirdi.

Peki, sonra ne olurdu?

Tabikide yeni yıktıkları krallığa bir zalim, yani yeni bir kral koyarlardı. İnsanlar bu kadar gerizekalıdır işte.

Makuro konuşur:

Şaka şaka, bunlar benim düşüncelerim değil. Bu okuduğum kitapta yazıyormuş. Ama bu Karalar neden bu kadar insanları aşağılar anlamadım. Eskiden beri bir husumetleri veya bir yaraları olduğuna kesin kanat getirdim. Artık sanırım insana doğasından gelen bu saf güce hayranlıklarını böyle belirtiyorlar. Tabi şu zamanda kullanabilen az. Bakalım yeni nesil ne doğuracak.

Makuro devam eder:

Bayağı da bir bilgi varmış. Zırt anca sıçasım geldi. Bu işçi sınıfı ne mal, hiç bir işime yarayan kitap olmaz mı? Ne bir bilgi, ne bir düzen içeren kitap var. Sadece kafalarına insanları düşman bellemeleri için hipnoz edici cümleler konmuş. Yani sürekli ben de okusam bu kitaplardan, tabikide ben de insan düşmanı olurdum.

İşçi Karalara bile bu nefret yüklenirken, rütbelileri hayal bile edemiyorum. Resmen ezdikleri karıncalar gibi bir şeyiz büyük ihtimalle.

Neyse, çok çaktırmamalıyım. Kanımdan her zaman beni hissedip takip edebilirler. Buna daha iyi bir önlem bulmam şart. Dravonun öğrettiklerini daha da geliştirmem lazım, der ve yavaşça ayağa kalkarak kütüphane görevlisine sorar.

Hmm, şimdi size bir şey sormam gerek. Ben askeri Kara bölümüne yeni atandım. Oraya nereden gidebilirim, der.

Görevli Kara:

Tabikide efendim. Buraya gelerek bize şeref verdiniz. Sizi hemen yolu göstereyim, diyerek devam eder.

Makuro sırıt arak:

Demek bu kadar da sersem olabiliyorlar haaa. Neyse, sanırım rütbelere dikat etmem yeterli. Bu benim işimi kolaylaştırır, der ve görevlinin arkasından yürüyerek yoluna devam eder.

Diğer yandan ise Hikari, Krojinle konuşuyordur.

Hikari:

Canım, uzun zamandır Kaito da bir terslik seziyorum. Sanki sinirli gibi ve bazen de korkuyor gibi tavırlar sergiliyor. Sanırım bizim yanımızda yatması daha uygun olur, gelişimi açısından ne kadar yanlış olsa da.

Krojin biraz sinirlenerek:

Tamamdır canım. Ben biraz daha dikkatli şekilde uyurum. Sen Kaito'yla ilgilen. Ben buradayken size kimse zarar veremez, merak etmeyin, diyerek güler.

Hikari de:

Tabikide benim güçlü kocam, der ve bir öpücük vererek Kaito'nun yanına gider. Kaito'yla ilgilenerek uyutmaya çalışır.

Kaito, her ne kadar uyumak istemse de, dirense de, Hikari'nin bazı annelik yöntemleri ile hemencecik uykuya dalıp kalır.

Zaman yavaş yavaş devam ediyordur, durdurulamayacak bir güç gibi. Belki de zamanın da zamanı vardır.

More Chapters