Sheila'nın ölümü sessizdi.
Ne sirenler çaldı, ne bir kapı gıcırdadı, ne de birinin adı haykırıldı. Şehrin kenar mahallelerinden birinde, yağmurdan ıslanmış kaldırım taşlarının üzerinde, sokak lambasının titrek sarı ışığı altında oldu her şey. Saat sabahın dördünü birkaç dakika geçmişti; insanların uykularının en derin yerinde olduğu, bilmem kaçıncı rüyalarını gördüğü, Dünyanın fark etmeyi unuttuğu o ince zaman aralığında.
Sheila yürürken nefesi daralmaya başlamıştı. Göğsünde, sanki görünmez bir el yavaş yavaş sıkıyormuş gibi bir baskı vardı. Önce bunu her zamanki yorgunluğuna yordu. Hayatı boyunca bedenini suçlamaya alışkındı; ağır, hantal, İğrenç ve itaatsiz bedeni hep bir bahane olmuştu zaten.
Bir adım attı.
Dizleri titredi.
Sanki ayakları ona ait değilmiş gibi hissediyordu ve bedeni onu dinlemiyordu.
Bir adım daha atmak istedi ama bacakları gevşedi. Dengesini kaybedip kaldırıma çöktüğünde, elinden düşen çantanın sesi bile yankılanmadı. Sanki şehir, onu duymamak için kulaklarını kapatmış, sesini absorbe ediyordu.
Yağmur ince ince yağıyordu. Soğuk damlalar yüzüne değdi. Sheila başını kaldıramadı ama gözleri açıktı. Gökyüzünü göremiyordu; sadece ışığın altında parlayan asfaltı, çatlakların arasından sızan kirli suyu görüyordu.
İnsanlar hep 'ölüm anında hayat film şeridi gibi geçer' derdi.
Sheila'nın aklından geçenler bir film değildi.
Bir aynaydı.
Çocukluğunda sınıfta arka sıraya oturtuluşu…
Gençliğinde mağaza kabinlerinde yüzünü buruşturarak üzerini değiştirişi…
Otobüste boş koltuk varken bile yanına kimsenin oturmaması…
En çok da insanların bakışları.
Bakıp hemen kaçırdıkları gözler.
Bakarken yüzlerini buruşturmaları.
Bakarken hissettiği tiksintileri.
Çirkin.
Şişman.
Görülmemesi gereken.
Sheila'nın dudakları titredi.
"Bu kadar mıydı?" diye düşündü.
Ne büyük bir isyan, ne de dramatik bir korku vardı içinde. Sadece içi boşalmıştı. Sanki yıllarca bir şeyleri taşımış, şimdi hepsi bir anda yere dökülmüş gibiydi.
Kalbi bir kez daha sıkıştı.
Nefesi yarıda kaldı.
Gözleri kapanırken hissettiği son şey, derin ve yakıcı bir haksızlık duygusuydu. İnsanların onu görmemesinin üzüntüsü, yargıları ve içinde fazlasıyla ciddi şekilde hissettiği acımaları.
Sonrası sadece karanlıktı...
