Ficool

perspektif

durancan_Uçar
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
13
Views
VIEW MORE

Chapter 1 - rütübetli ev

Kaan okulun demir kapısından çıktığında gün yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. Sokak lambaları yanmaya hazırlanıyor, gökyüzü griyle siyah arasında kararsız bir renge bürünüyordu. Omzundaki çanta her zamankinden daha ağır geliyordu; belki kitaplardan değil, taşıdığı düşüncelerden ötürü.

Mahallesine doğru yürürken etrafına göz gezdirdi. Dar sokaklar, duvarları yazılarla dolu binalar, kaldırım kenarında sigara içen insanlar… Her şey aynıydı. Değişmeyen bir düzen, çıkışı zor bir döngü.

Apartmanlarının önüne geldiğinde kırık sokak lambasının titrek ışığı yüzünü aydınlattı. Binanın girişinde her zamanki rutubet kokusu vardı. Merdivenleri çıkarken ayak sesleri boşlukta yankılandı. Bu ses ona yalnızlığını hatırlatıyordu.

Kapıyı açtığında, evin içinden yükselen ağır koku yüzüne çarptı. Rutubet, sigara, eski yemek ve umutsuzluk… Hepsi birbirine karışmıştı.

Salonun ortasında babası Mehmet oturuyordu. Elinde telefon, gözleri ekrana kilitliydi. Önündeki masada kartlar, fişler ve yarım bırakılmış bir bardak çay vardı.

MEHMET (BABA):

Sen mi geldin? Dolapta yemek olacaktı.

Kaan cevap vermedi. Ayakkabılarını çıkardı, sessizce odasına yöneldi. Konuşmak istemiyordu. Çünkü bu evde konuşmanın bir karşılığı yoktu.

Eve gelmeden önce çalıştığı dükkânda bir şeyler yemişti zaten. Okuldan sonra çalışmak zorundaydı. Harçlığını, defterlerini ve bazen evin temel ihtiyaçlarını kendi kazandığı parayla karşılıyordu.

Odasına girdiğinde her zamanki küçük dünyasıyla karşılaştı. Duvarların boyası yer yer dökülmüştü. Masasının üzerinde eski defterler, birkaç kalem ve bir kitap vardı. Kitap onun için kaçıştı. Bu evden, bu hayattan, bu yükten uzaklaşmanın tek yolu.

Yatağına oturdu ve tavana baktı.

"Bir gün buradan gideceğim," diye düşündü.

"Bu hayattan kurtulacağım."

Ama bu hayal, kapıya vurulan sert darbelerle bölündü.

TAK! TAK! TAK!

Ses öyle sertti ki kalbi bir an hızlandı.

Salona doğru ilerlediğinde babasının yüzündeki paniği fark etti. Mehmet bir an durdu, sonra kapıyı araladı.

Kapının önünde iki adam vardı. Sert bakışlı, sinirli ve sabırsız.

ADAMLAR:

O burada mı?

Mehmet hiçbir şey söylemeden arka tarafa yöneldi. Korkuyla geri çekildi ve arka kapıdan kaçtı. Bu manzara Kaan için yeni değildi ama her seferinde içini acıtıyordu.

KAAN:

Burada yok…

Ama sözünü bitiremeden adamlardan biri onu iterek içeri girdi.

Evi karıştırmaya başladılar. Dolapları açtılar, çekmeceleri boşalttılar, masayı devirdiler. Eşyalar yere saçıldı. Kaan sadece izleyebildi. Karşı koyarsa daha kötü sonuçlar doğacağını biliyordu.

Adamlar birkaç dakika sonra hiçbir şey söylemeden çekip gittiler.

Ev daha da darmadağındı artık.

Kaan yerdeki sandalyeyi kaldırdı. Masayı düzeltmeye çalıştı. İçindeki öfke büyüyordu ama sessizdi. Bağırmak, kırmak, isyan etmek istiyordu ama bunu yapamazdı. Çünkü bu evde güçlü olmak zorundaydı.

Bir süre sonra kapı tekrar açıldı.

Murat içeri girdi. Abisi… Ama onun için bir rol model değil, bir uyarıydı.

MURAT (ABİ):

Babam nerede lan? Bu evin hali ne?

İki dakika dışarı çıktık sadece.

KAAN:

Onlar geldi yine… Borcu olan kişiler.

MURAT (ABİ):

E iyi, benimkiler değil yani. Güzel.

Biraz para versene bana, işim var.

Kaan sertçe baktı.

KAAN:

Ne parası? Daha geçen gün verdim.

Ne ara harcadın?

MURAT:

Bitti işte… At yarışı. Kupon tutmadı bu sefer.

KAAN:

Ne zaman tuttu ki?

MURAT:

Var mı yok mu, onu söyle yeter.

Kaan bir süre sessiz kaldı. İçinde bir tartışma kopuyordu. Bu parayı vermemesi gerektiğini biliyordu ama abisini geri çevirmek de zordu.

Cebinden bir miktar para çıkardı.

KAAN:

Al bunu da… Ama hemen harcama.

Sonra yine isteme.

Murat parayı aldı ve hiç arkasına bakmadan çıktı.

Kaan yalnız kaldı.

Anne ve babaları yıllar önce ayrılmıştı. Anneleri başka bir şehirde yaşıyordu. Murat ve Kaan, istemeden de olsa babalarının yanında kalmıştı. Ama bu evde gerçek bir aile ortamı yoktu.

Babası kumarın peşindeydi.

Abisi kolay paranın.

Ve Kaan… Hepsinin tersine, dürüst bir hayat kurmak istiyordu.

Kolay para peşinde koşmanın insanı nasıl yavaş yavaş tükettiğini her gün görüyordu. Babasının gözlerindeki boşluk, Murat'ın umursamaz tavırları… Hepsi ona ibret oluyordu.

Kaan pencereye yaklaştı. Dışarıda çocuklar top oynuyordu. Kahkahalar, bağırışlar, hayatın basit ama mutlu anları…

O ise farklı hissediyordu.

"Ben böyle olmayacağım," dedi kendi kendine.

"Ne babam gibi… Ne Murat gibi…"

Ama bunun kolay olmayacağını biliyordu.

Çünkü bu evde umut bile rutubet kokuyordu.

Ve Kaan, bu kokunun içinde büyümek zorundaydı.