Ficool

Chapter 1 - 1. Bölüm: Bilinmeyeni İzinde

Hayat karmaşık bir düzene sahiptir. Bu bilinmesini, öngörülmesini zorlaştıran bir ilüzyondur. Bunu fark edip size gösterilenin içinden geçtiğinizde ise gerçeklerin acısı ve yalnızlığın sızısıyla öylece kalırsınız. Bunu nereden mi biliyorum? Tecrübeyle sabitlendi de ondan.

İlk başlamam gereken kısım hikayemdeki karmaşanın başı olmalı. O zamanlar benim için boşluktan ibaret ama stabil bir hayatım vardı. Her şeyin olması gerektiği gibi geçen zamanlardı. Annem ve ben babamın bizi terk edip gitmesine rağmen yaşamaya çalışıyorduk. Annem onun yokluğunu hissetmemem için her şeyi yapıyordu. Beni kayıtsız şartsız onun kadar seven birini hayatım boyunca asla tanıyamazdım. Çünkü bir insanın annesi sadece bir kere oluyordu. Ben o şansı kaybetmiştim.

Her şey çok güzel giderken birden evimizde çıkan yangın sonucu annem içeride ölürken ben bir anda kapıda yaşıyor olarak bulunuyorum. Hastaneye kaldırılıyorum. Orada ise babamla tanışıyorum. Annemin öldüğünü öğrenmem ve onunla tanışmam bir oluyor.

İlüzyonun arkasındaki gerçekle yüzleşmemin bu olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü bu değişmenin başladığı noktaydı. Hayatımdaki küçücük boşluğun devasa hale gelip beni yutmasından önceydi.

Gidecek bir yerim kalmadığı için babam beni yanına almıştı. Okula gidecek kadar iyi hissetmediğim için Bir yıllığına okulumu dondurmuştum. Psikolojik olarak hazırlanmam için bana bu süreç biçilmişti. Bir yıllığına babam izin vermişti. Halimi görüyordu. Adam akıllı hiç konuşmamıştık. Bir evin içinde iki yabancıydık. Çünkü halim ruhtan farksızdı. Yasımı yaşamış ve hala yaşıyordum. Öyle bir insanın yokluğuna ne kadar sürede alışılır hiçbir fikrim yoktu.

Yasın zamanı değil, hissettirdikleri olduğunu yine annem öğretmişti bana. Bir daha asla deneyimlemek istediğim bir duygu değildi. Belki de ondan yabancıdan farksız davranmıştım babama. Belki de 16 yıl boyunca benden uzak olduğu için. Bir sürü sebep sayabilirdim ama sonuç ortadaydı. O da farkındaydı. Bu yüzden bir şey söyleyemiyordu.

Kahverengi mini deri eteğin üzerine dar, kahverengi bir kısa kollu giymiştim. Bej renk ince topukluları ve bej renk bir geniş omuz çantası tercih etmiştim. İçerisini ihtiyacım olabilecek şeylerle doldurmuştum. Oldukça açık renk sarı, beyaz karışımı saçlarımı dalgalandırmıştım. Kahve tonlarının hüküm sürdüğü bir makyaj ile kombinimi bitirmiştim. Saçlarımı aylar önce boyamıştım. Değişimin bir mührü olarak. Platin sarı da denebilirdi.

Telefonumu çantama atıp odamdan çıktım. Aşağıya inip kahvaltı eden babamın yanına gittim. "Otur, kahvaltı yapalım." Gergin hissediyordum. Böyle zamanlarda bir şey yemek yük gibi geliyordu.

"Aç hissetmiyorum." Başını sallayıp peçeteyle ağzını silmeye başladı.

"Arda ile kahvaltı yapın yolda bir yerde." Anlamayarak baktım. Ahmet amcanın oğlundan mı bahsediyordu? "Arda bundan sonra senin hem şoförün hem de koruman. Seni o götürüp getirecek." Genelde Ahmet amca götürürdü. Ama o babamın şoförü olduğu ve ikimize de her zaman yetişemeyeceği için güvenebileceği birini ayarlamış olmalıydı.

"Tamam." Evden çıktım. Arda dediği çocuk arabaya yaslanmış beni izliyordu. Yanına gelince kapımı açtı.

"Buyurun Gökçe Hanım." Dalgaya vuran bir konulması vardı. Ciddiyetsiz birine benziyordu.

"Kapımı açmana gerek yok." İçeriye binip kapımı kapattım. Yerine geçtiğinde yola çıktık. "Yolda kahvaltı yapabileceğimiz bir yer olursa durur musun?" Sanırım canım sadece babamla kahvaltı yapmak istemiyordu. Yine.

"Hep böyle misinizdir?" Aynada gözlerimiz buluştu.

"Nasıl?" Sorunun sebebini gerçekten anlamadığımı soruma yansıtmıştım.

"Güzel ve nazik." Gözlerimi aynadan çektim.

"Güzelliğinin farkında olmayan kızları etkilersin ancak bu sözlerle." Annem beni güzel kızım diye büyütmüştü. Yeryüzündeki hiç bir canlı çirkin olduğuma inandıramazdı beni. "Sınırını aşmaya kalkma." Güldü.

"Peki, efendim." İnsanları kendimden uzak tutmak tercihimdi. Bu yüzden babamın birden değiştirdiği okulumu önemsememiştim. Bu okul hakkında iyi söylemler duymamıştım. Zengin ve şımarık öğrencilerin gittiği bir okul olduğunu duymuştum. Yılda bir kaç kez denk geliyorduk. Maçlardan dolayı. Basketbol, futbol ve voleybolda karşı karşıya denk geldiğimiz oluyordu.

Yolda bir kruvasancıda kahvaltı yaptıktan sonra okula geçmiştik. Arda beni bıraktıktan sonra arabadan inmiş ve bagajdan bir bavul çıkarmıştı. Yanıma getirdi. Yatılı olarak yazılmış olmalıydım. Beni yüzyüze bile reddememişti. Yıllar sonra gelip gerçek bir baba olmasını bekleyerek hatayı ben yapıyordum zaten. "Gümüşay Okuluna hoş geldin Gökçe." Bana uzatılan bavulu alıp kadına döndüm. "Hadi sana odanı göstereyim." Onu takip etmeye başladım. Oldukça büyük bir okuldu. Ahşaptan yapılmıştı ve tarihi bir yer olduğu belli oluyordu. İçeride öğrenciler bana yabancı maddeymişim gibi bakıyordu. Üst kattaki odaya girdiğimizde yatağa oturdu. Ardından yanını eliyle işaret etti. Yanına oturdum. "Zor şeyler yaşadığının farkındayım. Hala da yaşıyor olabilirsin." Yaşadığımı kalbimdeki acıdan anlıyordum sadece.

"Söyleyeceğiniz hiç bir şey yaşadıklarımı değiştirmeyecek." Gülümseyerek elini elimin üzerine koydu.

"Haklısın. Rehberlikle ilgileniyorum burada. Zeynep ben." Benim ismimi zaten biliyordu.

"Her öğrenciyi siz mi karşılıyorsunuz?" Gülümseyerek başını hayır anlamında salladı.

"Bu okulla ve kendiyle ilgili gerçeği bilmeyen öğrencileri ben karşılıyorum." Kaşlarım çatıldı.

"Bu da ne demek?" Derin bir nefes aldı.

"Bu okul cadıları, vampirleri ve kurt adamları içinde barındıran özel bir yer." Bakışlarımı kaçırdım. Babam benimle ilgili gerçeği biliyordu. Bir tuhaflık olduğunu biliyordum. "Senin özel bir cadı türünden olduğunu düşünüyoruz." Cadı olduğumu bilmiyordum. Sadece ağlarken hareket eden nesneler ve birden beliren kıvılcımlar bir terslik olduğunu hissettirmişti. Halüsinasyon olduğunu varsayıp durmuştu m. Zamanla tekrarlandıkça bahanelerim tükenmişti. Yasımla o kadar meşguldüm ki bunu da ertelemiştim. "Şaşırmadığına göre farkında olduğunu varsayıyorum." Ayağa kalktı. "Öğrencilerle tanış, arkadaş ol. Buradaki herkes senin gibi, özel. Bir sorunun olursa da beni muhakkak bul." Başımı salladım. Parmağını şıklattığında bavulun açıldı ve içindekiler düzgün bir şekilde dolaba yerleşti. Şaşkınlıkla olanları izledim. Gülümseyerek odadan çıktı. Dersler, sinir bozucu hocalarla dolu sıkıcı bir hayat beklerken kendimi fantastik bir okulda bulmuştum. Ayağa kalktım. Neyin içinde olduğumu görmeye ihtiyacım vardı. Aşağıya indim. Bir çeşit salon gibi büyük bir alan vardı. Öğrenciler burada sohbet edip zaman geçiriyordu. Üzerime dönen tuhaf bakışlar arttıkça gerildim ve oradan uzaklaştım. Yemek yenilen kısmı da bulmuştum. Burası bir okuldan çok büyük bir eve benziyordu. Arkasından sesler gelen büyük kapılı bir yer bulunca düşünmeden içeri girdim. Bir kalabalık vardı. Oraya yaklaştığında ortalarındaki iki kişiyi izlediklerini gördüm. Siyah saçlı çocuk diğerinin kolunu kırdı. Başını kaldırırken baş parmağıyla dudağındaki kanı sildi. Göz gözeydik. Burada olduğumu biliyormuş gibi öylece kafasını kaldırıp bakmıştı. Yutkundum.

Gözler üzerime döndü. "Yolunu mu kaybettin cadı?" Gitmem gerekiyordu. Arkamı dönüp gidecekken bir kız kolumu sertçe tuttu.

"Birine bile gördüklerinden bahsedersen senin dilini söker yerim." Korkuyla kaskatı kesildim. O kapıdan girmek ahmaklıktı. Kolumu bıraktığında koşarak oradan kaçtım. Uzaklaştığımdan emin olunca etrafıma bakma şansım olmuştu. Kütüphane yazan yere girdim. İnsanların gittiği gibi sessiz değildi. Çok gürültülü de sayılmazdı. Raflar arasında gezinirken birinin sesiyle korktum.

"Aradığın bir şey var mı?" Korktuğumu fark edince güldü. "Sakin ol, seni yemem." Gözlerimi kaçırdım. Biraz önce dilimin koparıp yenmesiyle tehdit edilmiştim. "Yeni kızsın sanırım?" Başımı salladım.

"Herkes hayalete bakıyormuş gibi bakıyor." Elindeki kitabı bana uzattı.

"Bir yıldır kaydının dondurulmuş olması ilgileri cezbetmiştir." Kitabı aldım. "Zeynep hoca bu dünyaya yabancı olduğunu ve sana göz kulak olmamı istedi." Kitaba bakmaya başladım. Doğaüstüler hakkında bilgiler vardı. Elinde kalan son kitabı da uzattı. Onu da aldım. "Basit büyüler varmış. Kendini keşfetmene yardımcı olurmuş." Tekrar başımı salladım.

"Daha önce hiç büyü yapmadım." Çok gerici bir hayat beni bekliyor olmalıydı.

"İlk büyünü görmeyi çok isterim." Güldüm. Ciddi olamazdı. Yüzüne bakınca gülümsemem soldu. Oldukça ciddi duruyordu.

"Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum." Kitabı gösterdi.

"O bunun için var." Bir masaya oturduk. Önümdeki kitabı açtım. Koruma büyüsünü yapmaya karar vermiştim. Saçından bir tel kopardım. "Bu ne içindi?" İlk büyü deneyimimi kendime yapmak istemiyordum. Saç telini avucumun içerisine aldım. Derin bir nefes aldıktan sonra yazılanı okudum.

"Cafe inmicium." Elimi açtığımda saç teli yok olmuştu. "Bir koruma büyüsüymüş." Sayfaları çevirmeye başladığımda ilgi çeken bir büyüde durdum.

"Cadılar genelde tercüme için bu dilin sözlüğünü kullanır." Bu dili biliyordum. Annem bana öğretmişti. Bildiğim başka diller de vardı. Annem farklı dilleri önemser ve kültürün karakter kazandırdığını söylerdi.

"Sözlüğe gerek yok." Büyü sözlerini ezberlemeye başladım. Eğer burada kalacaksam kendimi doğaüstülere karşı korumalıydım. Tekrar tehdit edildiğimde korkup kaçmamalıydım. Korkmaktan nefret ettiğim ortadaydı.

"Hiç böyle bir cadı görmemiştim." Buraya gelene kadar bende görmemiştim. Ya da öyle zannediyordum. Annem bu dili bana neden öğretmişti? Çünkü bir gün işe yarayacağını biliyordu. Kendisi de cadıydı.

"Cadılık kan bağıyla mı geçer?" Başını salladı.

"Annenin annesinden ya da babanın soyundan da gelmiş olabilir." Annemden bana kalan son şeydi belki de. Her şey onunla birlikte kül olmuştu.

"Bana kurt adam ve vampirlerden bahseder misin?" Gülerek bana baktı.

"Önce tanışmak ister misin?" Elini uzattı. "Ben Miraç. Vampirim." Elini tuttum.

"Ben Gökçe. Sanırım cadıyım." Elimi çektim. Önümdeki kitapları kapattım.

"Vampirler toplu takılmayı pek sevmez. Ve eğer yaralanırsan uzak durmanı tavsiye ederim." Başımı salladım. " Kurt adamlar sürü halinde takılır. Gizemli ve soğukturlar. Vampirlerle de pek iyi anlaştıkları söylenemez." Beni tehdit edenler kurt adamları. Birbirlerini koruyup sürü halinde takıldıklarına göre öyle olmalıydı. "Dolunayda ormanda ya da bodrumda çok dolaşmank tavsiye etmem. Kurt adam laneti." Okulun korkutucu kısımları çok fazlaydı.

"Peki cadılar nasıldır?" Omuz silkti.

"Kızdırılmaması gereken canlılar olduklarına inanırım. Toplu halde bir cadı sürüsü görürsen sakın düşman olma. Tavsiyem." Beni çok germişti. Yaşamım bir insan olarak gerçekleşmişti.

"Biri birine zarar verirse ne olur?" Bakışlarında şüphe vardı. Gözlemliyordu.

"Neden soruyorsun?" Omuz silktim.

"Merak ettim. Kurallar var mı diye?" Bakışlarını kaçırdı.

"Burada kurallar işlemez Gökçe. Başını belaya sokma." Kesinlikle kendimi savunmayı öğrenmem gerekiyordu. Ayağa kalktı. "Yemekte görüşürüz." Gülümsedim.

"Görüşürüz." Büyülere göz atmaya ve çalışmaya başladım. Yapmıyordum ama ezberlemekte fayda vardı. Kitapta çok basit büyülerin yer alması sinir bozucuydu. Bunlarla yetinmem gerekcekti. Büyü kitabını kapatıp diğer kitabı açtım. Bir sürü cadı çeşidi vardı. Yalnız, kalıtsal, törensel, elemental, yeşil, kristal, kozmik ve bir sürü... Ben hangisiydim? Sanırım bunu zaman gösterecekti. Kurtlara geçtim. Her dolunay insanlıklarını yitiren bir lanetin kurbanı oldukları yazıyordu. Bu lanetin ayrıcalıkları ise hız, çeviklik, dayanıklılık, kendini iyileştirebilme, duyularda artış, öfke anında gücün toplanıp normaldan yüksek bir boyuta ulaşması gibi özellikler kazandırmış. Gümüşe olan hassasiyetleri ise lanetle öldürücü halden çıkmış. Dolunayın onlara kat ve kat güç kazandırdığı da yazıyordu. Büyülere karşı dayanıklı oldukları detayı da vardı. Birden yanımdaki sandalye çekildi. Kitaba dalmış olduğum için ürkmüştüm.

"Parçalamaya olan düşkünlüğümüz de yazıyor mu?" Dilimi koparıp yemekle tehdit eden kurttu bu. Güldü. Benimle dalga geçiyordu. Korkumla besleniyordu. "Korkma, seni parçalamam." Bana yaklaştı. "Tabi istediğimi yaparsan." Benden ne isteyebilirdi ki?

"Ne istiyorsun?" Çekinerek sormuştum. Burada ilk günümdü ve fazlasıyla adrenalin depolamıştım. Masanın üzerine bir kitap koyup işaretli sayfayı açtı.

"Yanlış çevirmediysem bu biraz enerji depolamayı sağlıyor." Açtığı sayfaya göz atmaya başladım.

"Bu güç arttırma büyüsü. Kara büyü olarak geçiyor." Kara büyü kelimesi kulağa hiç iyi gelmiyordu.

"Bu dili biliyor musun?" Cevap vermedim. Bakmamayı tercih ederek büyüyü incelemeye başladım. "Bu ne kadar süre için geçerli?" Sadece yarım saat aktif kalıyordu. Cadıdan cadıya da değiştiği yazıyordu.

"Yapan cadının gücüne bağlı." Geriye çekildim. Bu büyünün iyi bir şey olduğunu düşünmüyordum. "Artık beni parçalamakla tehdit etmezsen sevinirim." Eliyle çenemi sertçe tuttu.

"Sana bunu çevir diye gelmedim cadıcık." Canım yanıyordu. Elini çekmeye çalıştım ama daha çok sıktı. "Gece yarısından önce ormana doğru gel. Büyüye de iyi çalış." Elini çektiğinde gözlerim dolmuştu. "Kitap sende kalsın, şimdilik." Kalktı ve öylece gitti. Başım beladaydı. Akşam kendimi savunmam gerekecekti kesinlikle. Kitapları alıp odama gittim. Yatağıma oturup o kızın bana verdiği kitabı incelemeye başladım. Bu kitap kara büyülerle doluydu. Başkaları için yapacak kadar çaresizsem kendimi korumak için de çaresiz kalacağım anlar olacak demekti. Ölüm büyülerine gözüm kaysa da o kadar gözüm dönmemişti. Daha normal olabilecek büyülere baktım.

Uzun bir süre büyülere bakmıştım. Cadı türleri de ilgimi çekmişti. Hangisi olabileceğimi düşünüp merak etmek hoştu. Bu okulu sevmemiştim ama içimden bir ses cadı olmayı seveceğimi söylüyordu. O sese kulak verip şu anki sıkıntılarımı göz ardı etmeye çalışıyordum.

Bir kurt neden daha da güçlenmek isterdi? Hem de kısa süreliğine olduğunu bile bile. O sürede ne yapacaktı? Kendi doğaüstü güçleri bunu yapmaya neden yetmiyordu da kara büyünün getireceği güce ihtiyaç duyuyordu? Bilmem gereken çok fazla kısım vardı. Sorgulama hakkı ise ne yazık ki verilmemişti. Ama yapabileceğim bu kadar çok büyü varken onlara neden boyun eğecektim? Çünkü sadece bir kere büyü yapmıştım. O da gerçekleşti mi onu bile bilmiyordum. Oflayarak yatağa uzandım.

Yemeği çoktan kaçırmıştım. Hava kararmıştı. Ben ise hala kitaplara bakıyordum. Çaresizdim ve beni ani bir durumda koruyabilecek tek şey bunlardı. Saate baktım. Gece yarısına çok kalmamıştı. Altıma siyah dar bir pantolon giydim. Siyah bol kazağımı da üzerime geçirdim. Kalın topuklu botlarımı giyip siyah bir sırt çantası çıkardım. İçine büyü kitabını koyduktan sonra sessiz davranmaya çalışarak önce odamdan sonra da okuldan çıktım. Bahsettiği orman okulun büyük kapılarının arkasında kalıyordu. Ormana doğru yürümeye başladım. Birden kolumun tutulmasıyla çığlık atacakken ağzım kapatıldı.

"Ne işin var burada?" Kulağıma yavaşça fısıldadı. Korkuyla nefes alış verişlerim hızlanmıştı ve her nefesimde sırtımla göğsü temas halinde oluyordu. "Sakın bağırmak gibi bir hata yapma." Elini çekti. Ona dönerken gözleri bize doğru gelen kıza döndü.

"Sunucu cadımızla tanışmışsın." Yanıma gelip koluma girdi. "Daha bugün geldiğine göre tarafsız olabilecek tek cadı o." Hiç bir şey anlamıyordum ama korkunun damarlarımda dolaştığını biliyordum. Sanki korkum arttıkça damarlarımdaki kan ısınıyor gibiydi. Adrenalin yüzünden olmalıydı.

"Büyü yapmayı bile bildiğini zannetmiyorum." Bir cadı değil de bir hiçmişim gibi davranıyordu.

"Bugün biri ölecek, farkındasın değil mi?" Korkuyla panikledim. Ölecek olan umarım ben değildim. "Susacağına ve kurallara uyacağına emin olduğum sadece bu cadı var. Erkek arkadaşım söz konusu. Riske giremem." Bakışları beni buldu. Bir şey demeden ormanın derinliklerine doğru gitmeye başladı. Bizde peşinden daha yavaş bir şekilde gitmeye başladık.

More Chapters