1. BÖLÜM
Karanlığın içindeki ses
"Kukla misali oynatıyordu bizi elinde hayat. Nefret ediyordum ama aynı zamanda seviyordum."
Bazen öyle bir duruma düşersiniz ki 'Ben bu duruma nasıl düştüm.' dersiniz. Yaşamınız boyunca inancınız size destek olur.
İçinizdeki bir ses her zaman iyi iken diğer ses her zaman kötüdür. Öldürür çürütür ve parçalara ayırır kalbiniz param parça olur. Kimse sizin acılarınız ile ilgilenmez. Herkes kendi acısına yönelir.
İnsanlar bencil ve nankör varlıklardı. Ne kadar zengin olurlarsa olsunlar daha fazlasını istiyorlardı. Onlar açgözlülerdi. Asla ama asla gözleri doymazdı.
Milyonlarca hatta milyarlarca insan sadece kendi çıkarlarını düşünüyor.
Aç gözlülük işte bu. Sadece kendini düşünür bir insan. Hangi insana sorarsak soralım bu asla değişmez.
Açgözlülük ve nankörlük insanın kanına işlenmiş bir tür lanettir. Hatta lanetten bile daha kötü. İnsanlar çıkar uğruna bir birlerini öldürmeye bile başladı.
Sizce ilk kadın gerçekten de Havva'mı? Neden Havva o elmayı yedi. Tanrının ona yasakladığını bilerek neden yedi? Yasak olan her şey insanları cezbeder.
İçki, kumar ve uyuşturucu. İnsanlar kendine yasaklanan şeyleri yapmayı sever. Sonları ne kadar kötü olursa olsun.
İnsanlar her şeyi yapar sonrada suçu şeytanın üzerine atar 'Şeytan yaptırdı!' ya da 'Şeytana uydum!' gerçekten şeytana uydun.
Şeytan neden kötü? Hayır, o soru bu değil. Şeytan gerçekten de kötüm mü? Ası sorulması gereken soru bu.
Herkesin lanetlediği o şeytan kimdi? Gerçekten nasıl gözüküyor? Herkesin en az hayatında bir kere merak ettiği o sorular.
Peki ya şeytan neden cennetten kovuldu? Bunu herkes merek ediyor.
Benim bir sırım var insanlar onları göremiyor ama ben görüyorum onlar 'İBLİSLER' onlar korkunçlar yüzleri, şekilleri dünyada milyarlarca iblis var sadece siz göremiyorsunuz.
Korkunç yüz şekilleri olan iblisler, sorun şu ki bazı iblisler ölen insanların bedenlerine girer ya da insanlara musallat olur, bazen korkunç rüyalar görürüz insanlar buna kabus diyor ama onlar sizin korktuğunuz şeyler en çok neden korkarsanız iblislerin size onu gösterir. Çünkü iblisleri korku cezbeder.
İblislerin bazıları korkuyu hisseder, bazıları kan kokusunu, bazıları kini, bazıları acıyı, bazıları insana dönüşür, bazıları nefreti, bazıları ise ölümü bu saydıklarım kötü olan iblisler. Aslında daha çok var sayarım ama üşeniyorum.
İyi bir iblis olduğuna inanmıyorum. Tüm iblisler ve şeytanlar kötüdür onlar için sadece ölüm var.
Az kalsın unutuyordum gece iblisleri ve Ay iblisleri en tehlikeli olanlar, onları şu ana kadar hiç görmedim ama hep duydum korkunç olduklarını ve diğer tüm iblisleri yönetiyorlar.
Yani kraliçe gibi bir şey ama ne yazı ki ben onlardan hiç görmedim, bu arada kural bir eğer onları gören özel biri iseniz onları görmüyormuş gibi yaparsanız sizi fark etmezler.
Eğer onları görüyorsanız ve bunu öğrenirlerse sizi öldürmeye çalışırlar o yüzden onları görmüyormuş gibi yapmak daha iyi.
Şeytana tapan insanlardan nefret ediyorum. Onun gibi kötü bir varlığa taptıkları için insanların akıllarından şüphe ediyorum. Kim onun gibi bir pisliğe tapar ki? Diye düşünüp duruyordum ta ki bir gün onu göresiye kadar.
Ağzımdan akan kanı temizledim o mükemmeldi o kusursuzdu ama o bir CANAVARDI o bir İBLİSTİ hayır o iblislerden daha fazlaydı o bir şeytandı.
Kahkaha sesleri kulaklarıma yankılandı "Pes mi ediyorsun melek?" dişlerimi sıktım "Düşmüş bir melek ne kadar da mükemmel." Bana doğru adım attı.
"En azından senin gibi cehennemi boylamadım!" sırıttı adım attığı her yer yanıyordu "Birde ben…" konuşmama izin vermeden elime bıçak sapladı cırlama seslerim her yerde yankılandı.
"İsimin ne melek!" saçımdan tutu kan kırmızısı gözleri gözlerime bakıyordu "Bu gözler biraz özel." eline ne ara aldığını bilmediğim hançeri yüzümde gezdirdi. Gözümün hemen altında durdu "İsimin ne Melek!" son kez soruyordu. Bedenim çok güçsüz düşmüştü. Bu piçle nasıl karşılaştık biz özelikle de koca dünyada onca yer varken.
Şimdi hatırladım. Bir iblisi yakalamak için terk edilmiş bir villaya girdim. Nerden bile bile bilirdim ki bu piçin burada yaşadığını. Yerdeki kanlara bakılırsa iblisi halletmişti.
"Hadi ama cidden ölmek mi istiyorsun! Adın ne!" ayağı ile yaralı elimi ezdi cırladım hem de çok. Deli gibi canım yanıyordu ölmek istemiyordum ama.
"Ben…" kan tükürdüm "Benim isimim Amaris Bianca Sunlight." gözleri açıldı göz bebeği büyüdü elime basan ayağı geri çekildi "İblis avlamak ile görevlendirildim." dudaklarımdan kan akıyordu ölmek üzereydim.
"Bianca…" dudaklarından dökülen benim son duyduğum kelime ikinci isimdi kimse bana öyle hitap etmezdi. Ailem bile gözlerim kapandı kendimi sonsuz boşluğa bıraktım.
✡✡✡
Gözlerimi yavaş yavaş açtım. Ölmemiştim sevinmem mi gerekiyor yoksa ağlamam mı emin değilim. Bedenim ağrıyordu tüm kemiklerimi kırmışlar gibi ağrıyordu.
Hareket edemeyecek kadar yorgun ve halsizdim. Yan taraftan gelen kapı açılma sesi ile irkildim direkt olarak savaş moduna geçtim.
Yumruklarımı önümde tutum "Sakin ol Amaris." karşımda duran kişi ile şok geçirdim sarı saçları ve mavi gözleri ile karşımda Alpha Earl Thought duruyordu.
"Seni dünyaya iblis avlaman için gönderdik Amaris!" sinirli bir ses ile "Git bir şeytan ile savaş diye değil! Oradan canlı kurtulduğun için şanslısın." şeytan en üst kademe birisi zaten fark etmiştim tek eli ile bir iblisi parçalara ayırdı bu şeytan her kimse aşırı güçlü. Üzerimdeki beyaz tül elbiseye baktım.
"Nereden bilebilirdim onunla karşılaşacağımı!" öfke dolu bir ses ile "Bir iblisi kovalıyordum sonrada iblis o eski villaya girdi bende peşinden girdim sonrada karşıma o çıktı." o görüntü geldi gözlerimin önüne.
Onun kanla kaplanmış yüzü ve kıyafetleri. Ölüm ve kan kokusu tüm her yeri sarmıştı bedenim donup kalmıştı sadece duruyordum bana dönen kan kırmızısı gözlerde ölümü görüyorum.
Ölümü ilk defa birisinin gözlerinde gördüm. Kanla kaplanmış kıyafetleri elleri ve yüzü ben hiç bir şey anlamadan beni mahvediyor… Öldürmekten de beter ediyor.
"Amaris cennetten kovuldun ve kanatların ellerinden alındı artık sıradan bir insandan farkın yok! Yani artık iblisleri kovalamayı kes!" bunu yüzüme vurmayı kesmeliydi biliyordum kanatlarımın kesildiğini.
"Biliyorum!" gözlerimi onun gözlerine kilitledim bana bana mavi gözlerinden öfke akıyordu.
"O zaman sakın bir daha bu hataya düşme! Senin arkanı toplamaktan yoruldum!" umursamaz bir tavır ile ayağa kalktım elime baktım sargılamıştı.
"O zaman bir daha yardım etme ve geberip gideyim senide kurtarmış olurum en azından." başımda tüm vücudum gibi ağrıyordu.
Bıkmıştım onun boktan kaprislerinden. Ayağa kalktım bir adım atmadan yere kapaklanıyordum nerdeyse. Alpha belimden tutu beni kendisine doğru çekti.
"Amaris anlamıyorsun ben!" yüzüme bağırdı ellerini ittim ve geri çekildim.
"Yeter Alpha!" onu ittim ve yoluma devam ettim. Artık bir melek değilsin Amaris. Artık bir cennet yetkilisi değilsin Amaris. Yeter Amaris! Bıktım her şeyden.
Karşımda gördüğüm üç cennet yetkilisi ile durdum bana tiksinirmiş gibi bakışlar atıyordu umursamadan yoluma devam ettim "Merhaba ben Azize Marta." evet bir kiliseye getirmişti beni.
"Sağ olun her şey için." yoluma devam ederken kadın konuştu.
"Lanetli kılıcının yaraları tedavi edilemez." umursamaz bir tavır ile yoluma devam ettiğim sırada "İyi ki sana onunla zarar vermedi." derin bir iç çektim ve yoluma devam ettim.
İnsanların bana nutuk çekmesinden bıkmıştım zaten. Hayır, yani birde Azize eksikti.
Kiliseden çıktım ve yolda yürüdüm. Ayaklarım beni nereye götürürse artık. Her yerde iblis kaynıyordu. Umursamaz bir şekilde yoluma devam ettim.
Melek kılıcım neredeydi? Onu bulmam gerekiyor onsuz bir insandan farkım yok. Sadece iblisleri görebiliyorum ve melek kılıcını bulamaz isem bir yemden farkım yok.
Öncelikle o lanetli eve gitmem gerek. Büyük ihtimal ile orada düşürdüm. Adımlarımı hızlandırdım ama bir anlık duraksadım. Ya o oradaysa bu sefer kesin beni öldürür acımaz.
Çok merak ediyorum neden beni öldürmedi? Neden beni bağışladı? Ya da neden beni bıraktı? Neler dönüyor burada anlamakta zorluk çekiyorum.
Önce evime mi gitmem gerek ya da o yere mi? Cebimden bir melek sikkesi çıkardım ön kısım gelirse eve gidiyorum arka kısım gelirse o lanetli yere. Melek sikesinin ön kısmında kanatlı bir melek yer alırken arka tarafında ise bir azize vardı.
Sikkeyi havaya fırlattım. Döndü döndü döndü ve yere düştü arka taraf geldi zaten bendeki şansta bu kadar olurdu. Yerden sikkeyi aldım ve cebime koydum.
Pardon ama farkında mısın bilmem ama şu anda ölüme gidiyoruz! Farkındasındır umarım yani!
İç sesimi dinlemeden yoluma devam ettim. Aynı yolları geçtim ve o villanın önüne geldim. Yutkundum terk edilmiş bir yer için amma büyüktü.
İçeriye girdim. Burnuma dolan kan kokusu ile irkildim üzerimdeki tülden beyaz elbisenin etek kısmından bir parça kopardım ve elime sardım.
Yavaş adımlar ile içeriye onun beni öldürmeye kalktığı odaya doğru ilerledim. İlerlerken bedenimin soğuduğunu hissediyordum hayır etraf soğuyordu benim bedenim değil.
Etrafa bakınarak içeri girdim yerler kurumuş kan ile kaplıydı. Adım attığım her an karşıma o çıkacak gibi bir his oluşuyordu içimde. Korkmuyordum daha çok garip hissediyordum.
Karanlıktı her yer. Eğer büyü yapabilseydim ışık büyüsünü yapardım.
Kimse yoktu görünürde. Belki bir tuzaktı ama o adamın kadar işsiz olduğunu düşünmüyorum. Tabi ki burada yaşıyorsa o ayrı bir konu buraya izinsiz girmek benim hatam olur.
İçeride kimse yoktu sadece yerde parlayan melek kılıcı dışında başka bir şey yoktu. Melek kılıcının yanına doğru temkinli adımlar attım.
Bu şeytanın her an ne yapacağı belli olmaz şeytanlara güven olmaz. Özelikle de o piçe kim olduğunu bile bilmediğim bir şeytan nerdeyse beni öldürmek üzereydi.
Kalbim deli gibi hızlı atıyordu. Kalbimin bu kadar hızlı atmasının sebebi sanırım tahmin ettiğim şey.
Arkamdan gelen ses ile durdum melek kılıcını alamamıştım. Siktir siktir siktir hem de çok büyük siktir! Bedenim titredi ne olur o olmasın ne olur beni öldürmediği için pişman olmuş olabilir mi? Kesinlikle ihtimal var arkama doğru döndüm.
Karşımda kocaman siyah sekiz hayır on kolu olan gözleri siyah ve beyaz gibi garip bir renk olan bir korku iblisi duruyordu. Lanet olsun dördüncü kademe bir iblis!
Ben beş, altı ve yedinci kademedeki iblisleri öldürmesini biliyorum. Ben en düşük kademedeki canavarları öldürmesini biliyorum! Neden bir anda karşıma korku iblisi çıktı! Şu zamana kadar hiç çıkmamıştı.
Acaba onu görmüyor gibimi davransam. İblisin gözleri benim üzerimdeydi. Artık bu imkansız bir şeydi çünkü bende onun gözünün içine bakıyordum.
İblis bağıdı "Hay sikeyim ama ya!" diğer iblisler buraya toplanmadan önce bu iblisi öldürüp kaçmam gerek ya da direkt olarak kaçmam gerek.
Yerden melek kılıcını aldım. Önümde sabit bir şekilde tutum saldırı pozisyonuna geçtim. İlk onun saldırmasını bekliyordum ki istediğim şey oldu ilk o saldırdı.
Kollarından birisini üzerime doğru saldırdı sonrada birkaç kolu ile daha saldırdığı sırada iki kolunu kestim geriye sadece on koldan sekizi kaldı pek bir şey kalmamış. Diye düşündüğüm sırada kesilen kolları kendi kendine iyileşiyordu.
Unutmuştum dördüncü kademe ve ondan üst kademe iblislerin kendini yenileme özelikleri var. Bazılarının.
Siyah gözlerinden birisi garip bir şekil aldı ve gözlerimin içine odaklandı. Bedenim kendi kendine ürperdi. En büyük korkumu bulmaya çalışıyordu. Zihnimin içine girmişti bile.
En büyük korkum neydi benim?
Ölmek? Hayır, çok basit. Yaşamak? Hayır, yaşamayı seviyorum. Ailem? Benim bir ailem yok. Tanrı? Pek sayılmaz. Aşk? Oda değil aşık insanlar hoşuma gidiyor.
Peki en çok neyden korkuyorsun melek?
Terk edilmek. Herkes tarafından arkada bırakılmak. Unutulmak. Bilemiyorum belki acı çekmek.
Kimse korkusuz değildir. Herkesin bir korkusu vardı.
Evet, ama kimse zayıflığını belli etmek istemiyor benim gibi. ve gözlerimi kapattım. Elimdeki parçayı söktüm ve gözüme bağladım. Gözlerine bakmam gerekiyordu.
Gözleri insanı tarıyordu. Tekrar bağırdı eğer göremiyorsam bende duyarım. Kılıcı sıkı bir şekilde tutum.
Elimden geleni yapmak için vardım. İblisin üzerine doğru koştum şu an kesinlikle bir kollu ile saldırıya geçmiştir.
Yerde kayarak bacağından kurtuldum etraf soğumaya başlıyordu. Kılıç ile bir kolunu kestim sonrada diğer kolunu. İlla bir zayıf noktası vardır.
Kılıcı iblisin bedenine sapladım ama nafile. Hiç bir şey olmuyordu bu iblise. Dördüncü seviye bir iblis ile ilk defa karşılaşmıyordum ama bu iblis bir farklıydı.
Kendini yenilemesi dışında vücudu balçık gibi bir şeyle çevriliydi yani kendi kendini bu sayede yeniliyor olma ihtimali var. Bir klu beni yakaladı ve duvara fırlattı.
Duvara çarpıp yere düştüm. Kolumda ve bedenimde ağır bir sızı hissettim bedenim zaten güçsüz bir durumdaydı birde başım bu çıktı.
Elimdeki kılıcı bırakmadım ama. Belki canım yanıyordu ama pes etmek benim kitabımda yoktu özelikle de bir iblise yenilmek gibi bir düşüncem ASLA!
Gerekirse ölürüm ama bu iblise pes etmem. Onun gibi iğrenç yaratıklara asla pes etmem. Ayağa kalktım bıçağımı sıkı sıkı tutum "Hadi en iyi saldırını yap çünkü pes etmiyorum!" diye bağırdım.
Pes etme Amaris sen hep güçlüsün! Bir iblise yenilemezsin! Kanatların olmaya bilir ama sen bir meleksin! Sen cennetin en güçlü meleğisin!
Kılıcımı aha sıkı kavradım. Ben güçlüydüm evet iblisin üzerine doğru koştum tüm kollarını teker teker kestim bedenine sapladım kılıcı ama nafile.
Beni tutu ve camdan aşağıya fırlattı. Sanırım üç kaburgam ve kala kemiğim kırıldı. Ağzımdan kan aktı derin bir iç çektim ayağa kalktım. Duvara tırmandım ve yine aynı yere geldim.
Gözündeki parçayı söktüm attım eğer gözleri ile insanları tarıyor ve korkutuyorsa gözleri onun zayıflığıdır. İblis sanki bir şey arıyor gibiydi.
"İkinci raund başla." bağırarak bana döndü kocaman yaratık zig zag yaparak koştum. İblis şok olmuş bir şekilde bakıyordu bana hatta kafası karışmıştı.
Eğer gözleri zayıflığı ise o zaman bende o zayıflığı kullanırım. Zig zag çizerek ona doğru koşmam gözlerini yoruyor aynı zamanda onu şaşırtıyordu.
Elimdeki kılıcı onun gözüne sapladım. Bağırdı acı içinde bağırmasını dinledim. Kılıcı daha da derine sokmaya çalışırken bir kolu beni tutu ve fırlattı.
Kılıç onun gözünde kaldı. Acı feryatlar dökülüyordu… bir dakika bu şeyin ağızı nerede?
Bana doğru döndü… İşte şimdi azını görmüş bulunmaktayım kocaman gülümseyen bir boşluk gibi bir azı vardı ve tek buda değil göz kapakları yoktu bana bakan gözleri sanki bir noktaya bakıyormuş gibiydi.
İşte şimdi ölmüştüm. Melek kılıcı bende çok uzağa düştü yakalayamazdım eğer yanına gider ve almaya kalkarsam kesinlikle ölürüm.
Arkama baktım kaçmak istersem şu an kaça bilirdim ama kaçmak gerçek bir çözüm mü? Bence değil. Ölmekten korkmuyordum zaten yani gereksiz.
Yan tarafımda duran eskimiş hatta paslanmış boruyu aldım onu nasıl yene bilirim diye düşündüm. Eğer onu oyalarsam ve melek kılıcını alırsam bir şans elde edebilirim.
Boruyu kafasına fırlattım "Hey seni şapşal yakala beni!" kaçmaya başladım fazla büyük bir bedeni vardı yani beni kovalasa bile yakalama oranı düşüktü.
Koridora kaçtım elime bir vazo aldım tavana tırmandım vazoyu ileriye doğru fırlattım. İblis vazonun sesine oraya doğru ilerlerken ben sesiz bir şekilde yere indim.
Buraya savaşmaya gelmemiştim kılıcımı almak için o yere geri döndüm ve kılıcımı aldım. Şimdi ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Kaçabilirdim ama aynı zamanda kalıp savaşa bilirdim de.
Savaşmak istiyordum ama ya bir zayıflığı yoksa. Ya ben yanılıyorsam bu benim canıma mal olabilir sadece benim canıma değil bir çok insanında canına mal olabilir.
Binlerce belki milyonlarca insan ölebilir buna izin veremem ama ben yenemem. Korku iblisi hakkın da pek bir bilgi yok. Ses duydum bağırma sesi.
İblis çağrısı yapıyordu. İblisleri bu yere çağırıyordu. Sikeyim birazdan burası ana baba günü gibi olur.
Şimdi kaçabilirdim. Kaçmam gerekiyordu. Koşmaya başladım nereye gittiğimi bilmiyordum ama gitmem gerekiyordu. İblislerin enerjisini hissediyordum. Toplanmaya başlamışlardı bile.
Lanet olsun! Çok fazla enerji belki binlerce ya da milyonlarca iblis geliyordu! Sikeyim ben böyle işi ama! Burada ölmek pek isteğim değildir.
Arka kapıya geldim ama kilitliydi. Kim bilir ne zaman kilitlendi. Ön kapıdan çıkmak çok tehlikeliydi binlerce iblis ön kapıdaydı. Kaçma şansım sıfıra düşmüştü.
Derin bir nefes aldım. O adamın beni öldürmeye çalıştığı odaya geri döndüm. Elimdeki kana bulanmış kılıca baktım kan çoktan kurumuştu. İblisin yaklaştığını hissediyordum. Sakinleşemem gerekiyordu.
Yapa bilirdim. Onu öldüre bilirdim. Öldürmeliydim. Kılıcı sıkı sıkı tutum ve saldırı pozisyonu aldım. İblis gelmişti kocaman bedeni olmasına rağmen hızlı sayılırdı.
İlk saldırıyı o yaptı. Bir kolu bana doğru geliyordu kılıç ile o kolunu kestim sonrada diğer kollarını kestim. İblisin üzerine atladım kılıcı gözüne sapladım iki gözü de yoktu artık.
Kılıcı geri çektim iblisin çığlıkları tüm odayı doldurdu gülümsedim. Tekrar saldırmak için hazır ola geçtiğim sırada arkamdaki cam kırıldı gözlerim oraya döndü.
İçeriye siyah giyimli bir kadın girdi sırtındaki katanayı çıkardı. Katananın üzerinde melek sembolü vardı yani bu bir kutsal kılıç. Bana döndü yeşil gözleri vardı ve yüzünde maske varı.
"Sen aptal mısın? Elindeki kılıcı kullanmayı bilmiyorsan eğer bırak gitsin!" sinirli bir ses ile "Kollarını kesmen hiç bir işe yaramaz ama bedenine saldırırsan işte o zaman işler değişir." bana bakan yeşil gözlerinde öfke vardı "Ne bekliyorsun seni aptal onu ben oyalıyorum sen git saldır!" başımla onayladım.
O iblisi oyalıyordu bende iblisin bedenine saldırıyordum. Evet işe yarıyordu "Gözleri yok!" gözleri kapalı bir şekilde iblisin kollarını savuşturuyordu ama asla kesmiyordu.
"Ne!" dikkati dağılmıştı ibliste tabi ki bunu fırsat bilerek ona saldırdı kızı duvara fırlattı.
Kılıcı bedeninden geri çektim. Ahtapot gibiydi bir diğer kolu ile beni tutu fırlattı.
"Bu böyle davam edemez eğer böyle devam ederse ölürüz!" yanıma geldi elimden tutu "Eğer gözleri yoksa avantaj bizde." koşmaya başladık aşağı katta indik ve bir odaya girdik "Sesiz ol!" gardıroba girdik.
İblis peşimizden geldi etrafta bizi aradı tam o anda yan dadan bir ses geldi. İblis oraya doğru gitti. Kurtulmuştuk plan yapmamız gerekiyordu.
"Kaçıncı seviye avcısın?" beni süzdü üzerimdeki kanla kaplanmış elbiseye göz gezdirdi.
"Yedi, altı ve beşinci seviye." bana baktı ve başı ile onayladı.
"Belli." işte bu bira sinirimi bozmuştu.
"Sen kaçıncı seviye avcısın?" .
"Beş, dört ve üç." şok içinde baka kaldım bu kız bir efsane olmalıydı ben hiç üçüncü seviye bir iblis görmemiştim.
"Mükemmel, eee ne duruyorsun öldür şu iblisi de gidelim." kız beni süzdü tekrar tekrar.
"Öldür demesi kolay." fısıldayarak konuşuyorduk iblisin bizi duyması isteyeceğimiz en son şey olurdu "Hangi şubedensin?" ne saçmalıyordu bu kız.
"Burada daha fazla kalamayız." kokumuz çoktan sinmeye başlamıştır bizi yakalaması daha da kolaylaşır. Gardıroptan çıktık sesiz adımlar ile yürüyorduk.
"Nasıl öldüreceğiz?" kız bana baktı tekrar beni süzdü gözlerinde garip bir duygu vardı.
"Sen hiç eğitim almadın mı? Birde avcı olacaksın!" sinirli bir sesi ile.
"Evet, hiç eğitim almadım." yalan söylemiyordum cennete sadece iblisler hakkında birkaç bilgi veriyorlar bu kadar. Cennet yetkilileri pek ilgilenmiyor bu durumla.
"Nasıl! Bu imkansız hiç bir avcı eğitim almadan iblisleri ile savaşmaz buna en düşük derecedeki iblislerde dahil!" omuz silktim ben asla yalan söylemem "Sen hangi şubedensin?" bu şube işinin ne olduğunu bilmiyordum.
"Benim bir şubem yok." yürümeye devam ederken. İblisin varlığını hissettim hemen arkamızdaydı. Çok ses çıkarmıştık kızın elini tutum "Kaç!" koşmaya başladık. Villanın etrafı iblisler ile sarılmıştı. Artık çıkma ihtimalimiz ciddi anlamda kayıp olmuştu.
En sonunda bir salon gibi kocaman bir yere girdik. Kız bana elini uzattı "Tanışmadık ben Mia." elini tutum "Hadi şu iblisi öldürelim." kılıcı parladı. Mia gülümsedi ve bana göz kırptı "İblisi öldürdükten sonra seni birisi ile tanıştıracağım." ve gülümsedi.
Mia iblise saldırdı. Pekala ona yardım ersem iyi olur bende iblise saldırdım "Onun kollarını kesip gövdesine saldıralım çok fazla yara aldı!" kolları yenilenesiye kadar biz işimizi halletmiş olurduk.
Teker teker kollarını kestim. Ben kollarını keserken Mia iblisin bedenine saldırıyordu. İblisin bağırma sesi yükseldi.
Bu pek iyiye işaret değildi. Aşağıdaki diğer iblislerinde bağırma sesleri yükselmeye başlayınca anladım.
"Bizim ile oyun oynuyor!" Mia yanıma geldi "Onu öldüremiyoruz çünkü gerçek benliği değil asıl geçek benliği…" konuşmam yarım kaldı. Evin duvarından bir kol çıktı ve bedenime saplandı "Asıl benliği evin içinde." ağzıma gelen metalik tat ile irkildim öksürdüm ve yere kan kustum karnımı delmişti Mia şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu "O bir korku iblisi değil şekil değiştiren." kolunu geri çekti duvardan çıktı kahkaha atıyordu.
Kulaklarımda çınlıyordu kahkaha sesleri. Gözüm kararıyordu sikeyim ama bu ikinci defa oluyordu.
Bir ses yükseldi "Ne cüretkar bir iblis." bu sesi bir yerden hatırlıyordum hem de çok iyi.
Bedenim deli gibi ağrıyordu. Özelikle de karın bölgem sanırım parçalanmıştı. Böylemi ölecektim şimdi ben. Ölüm pek önemli dğil ama aşık olmadan ölmek istemiyordum.
Birisini sevmek ve onunda beni sevmesini tatmak istiyordum. Beni sevecek birisini.
"Kimin mekanında olduğunuzu unutmuşsunuz sanırım ben hatırlatırım" tanıdık ses yerden havalandığımı hissetim birisi beni kucağına almıştı gözlerimi araladım.
Kan kırmızısı gözler bir yılanın ki gibiydi tehlikeliydi.
Ellimi havaya kaldırdım dudaklarımdan akan kanı ya da karnımdaki deliği umursamadım. Bir kırmızı göz ilk defa bu kadar güzel parlıyordu ilk defa böyle birisini görüyordum.
Biliyordum o bir şeytandı belki. Belki beni öldürecekti ama şu an hiç biri önemli değildi benim için. Yüzüne dokundum ve gülümsedim.
"Lütfen… Mia'yı öldürme senden son isteğim. İstersen bedenimi ve ruhumu alabilirisin…" kan kırmızısı gözleri bana döndü sinirli gözleri yumuşadı elime baktı ve elime yanağını sürttü.
"Daha ölemezsin Cehennem Gülü." gülümsedim gözlerim kendi kendine kapanıyordu. Ay ışığı ona vuruyordu.
"Bende ölmek istemiyorum Cehennem Lordu." gülümsedim son cümlem bunlar oldu.
Bilincimi kaybettim.
