Ficool

Chapter 214 - BÖLÜM 214 ZEHİRLİ SİSİN NABZI

Bataklık Hattı'nın o yapışkan, ölümcül sessizliği, Kael'in "Islık Çalan Sarmal" tekniğiyle yarattığı vakumun sönümlenmesiyle geri dönmüştü. Yerde yatan on beş kadar Kül Sıçanı, burunlarından sızan ince kan şeritleriyle çamurun içine gömülmüş, bilinçsiz birer et yığını gibi titriyordu. Savaş bitmişti ama Kael'in nabzı yavaşlamamıştı; çünkü burası bir dinlenme yeri değil, bir geçiş hattıydı.

Kael, siyah metal kınını (Siyah Diş'in yuvasını) sakin bir hareketle belindeki askıya taktı. KLİK. Bu ses, bataklığın hırıltılı nefes alışverişi arasında metalik ve kesin bir nokta gibiydi.

"Yürüyoruz," dedi Kael, nefes nefese kalmamış, terlememiş bir sesle.

Malik, devasa cüssesiyle yerdeki baygın yaratıkların üzerinden atladı. Botları çamura her bastığında, Toprak Aurası (Kudret) sayesinde zeminle bir anlık bir anlaşma yapıyor, batmadan yüzeyde kalıyordu. Ancak yüzünde, Kael'in az önceki "temizliğinin" yarattığı şaşkınlık hala asılıydı.

"Kaptan," dedi Malik, sisin yoğunlaştığı patikaya girerlerken. "O yaratıklar... Onları öldürmedin. Sadece kapattın. Ama bu daha korkutucu. Çünkü uyanacaklarını biliyoruz."

Kael, önündeki sis perdesini eliyle dağıtırmış gibi bir hareket yaptı. Aslında havayı dağıtmıyor, Analiz Refleksi ile sisin içindeki partikül yoğunluğunu ölçüyordu.

"Öldürmek bir mesajdır Malik," dedi Kael, başını çevirmeden. "Ama sakat bırakmak bir derstir. O hayvanlar uyandığında, bu bölgenin kokusunu hatırlayacaklar. Ve sürünün geri kalanına 'Buraya gelmeyin' sinyali yayacaklar. Cesetler leşçileri çeker; yaralılar ise korkuyu yayar. Bizim istediğimiz de bu: İzolasyon."

İlerlemeye devam ettiler. Mesafe (A Noktası ile C Noktası arası) sadece fiziksel bir yürüyüş değildi; atmosferin değiştiği, tehdidin şekil değiştirdiği bir "Bölge Geçişi"ydi (B Noktası).

Sülfür kokusu arttı. Bataklığın zemini, artık sadece çamur değil, fokurdayan gaz baloncuklarıyla doluydu. Kael, her adımda "İrade Bükümü: Sathi Red" tekniğini uygulayarak botlarının altındaki zemini anlık olarak sertleştiriyor, o ritmik TOK-TOK sesini çıkarıyordu. Bu ses, bataklığın doğal olmayan sessizliğinde bir saat gibi işliyordu.

"Koku değişti," dedi Malik, burnunu tutarak. "Çürük yumurta... Hayır, daha kötüsü. Yanmış saç gibi."

"Metan," dedi Kael. Gözleri (biri okyanus mavisi, diğeri dikey yarıklı altın) etrafı tarıyordu. "Ve eski büyü kalıntıları. Burası 'Atık Hattı'. Akademi, başarısız deneylerini veya kontrolsüz büyülerinin artıklarını buraya akıtıyor olmalı."

Aniden Kael durdu.

Sol elini kaldırıp yumruk yaptı. Garnizon İşareti: Don ve Dinle.

Malik olduğu yerde heykel gibi kaldı. Nefesini tuttu.

Sisin derinliklerinden, rüzgarın taşıdığı boğuk, titreşen sesler geliyordu. Doğal değildi. Bir hayvanın hırıltısı veya bir böceğin vızıltısı değildi.

Bu, insan sesiydi.

"Duydun mu?" diye fısıldadı Kael.

Malik kulak kabarttı. "Evet... Birileri bağırıyor. Kavga mı?"

"Hayır," dedi Kael, başını hafifçe yana eğerek. Dudaklarının kenarında o tehlikeli, alaycı kıvrım belirdi. "Kavga karşılıklı olur. Bu... bir monolog. Birisi, gücünü göstermek için gürültü yapıyor. Ve bunu, yankının en çok olduğu, gazın en yoğun olduğu yerde yapıyor."

Kael, elini kılıcına götürmedi. Bunun yerine, yerdeki yosunlu taşlardan birini aldı.

"Gürültü," dedi Kael, taşı elinde tartarak. "Avcının en sevdiği davettir. Bakalım davetiyeyi kim göndermiş."

Kael ve Malik, sesin geldiği yöne doğru, sisin içinde birer gölge gibi süzüldüler. Artık yürümüyorlar, "Avlanma Modu"na geçmiş birer yırtıcı gibi zemini yoklayarak ilerliyorlardı.

Yaklaşık elli metre ileride, sisin biraz olsun inceldiği, dev, çürümüş bir söğüt ağacının (Weeping Willow) köklerinin oluşturduğu doğal bir adacık göründü.

Kael, Malik'e "Aşağıda kal" işareti yaptı ve kendisi, ağacın yosunlu gövdesine tırmandı. Hareketleri o kadar sessizdi ki, ağacın üzerindeki kuşlar bile ürkmedi.

Aşağıdaki manzara, Kael'in tahminini doğruluyordu.

Adacığın ortasında üç figür vardı.

Biri, o tanıdık, kırmızı ipek pelerinli, duruşu bile "Benim babam senin babanı satın alır" diye bağıran Kaen Morlis.

Yanında, ona yancılık yapan, iri yarı ama duruşu gevşek bir başka soylu çocuk.

Ve karşılarında... Çamurun kenarına kadar itilmiş, gözlükleri buğulanmış, göğsüne sıkıca bastırdığı bir nesneyi korumaya çalışan, titreyen bir öğrenci: Moss.

Kaen'in sesi, bataklığın sessizliğini yırtıyordu.

"Sana bir soru sordum bücür! O kristal nerede?"

Kaen elindeki asayı savurdu. Asanın ucunda, bu gaz dolu ortamda intiharla eşdeğer büyüklükte, hiddetli bir Ateş Topu (Fireball) titreşiyordu. Alevin ısısı, etraftaki sisi buharlaştırıyor, bataklığın yüzeyindeki metan gazını tehlikeli bir şekilde genleştiriyordu.

Kael, ağacın dalında, gölgelerin içinde bu sahneyi izledi.

Hedef: Kaen Morlis. Tehdit Seviyesi: Düşük. Zeka Seviyesi: Kritik Düzeyde Düşük. Çevresel Analiz: Metan gazı yoğunluğu %70. Durgun su yüzeyi. Titreşim var.

Kael'in gözleri (Analiz Refleksi), Kaen'e değil, Kaen'in arkasındaki o siyah, yağlı ve durgun su birikintisine kilitlendi.

Su... titriyordu.

Kaen'in bağırması, asasının yaydığı ısı ve büyüsünün yarattığı o kontrolsüz Tını (Mana) dalgalanması, suyun altındaki bir şeyi uyandırmıştı.

Çamur Yılanı (Mire Viper).

Yaratık henüz yüzeye çıkmamıştı ama Kael, suyun yüzeyindeki o incecik halkaları görebiliyordu. Yılan kördü. Sadece ısıyı ve titreşimi algılardı. Ve Kaen, elindeki o devasa meşaleyle, karanlık bir odada fener yakmış gibi bağırıyordu: Ben buradayım! Ben sıcak bir yemeğim!

"Aptal," diye fısıldadı Kael.

Aşağıda, Kaen tehdidini bir adım ileri taşıdı.

"Beni zorlama Moss," dedi Kaen, gülerek. "O kristali o çamurdan ben çıkaramazdım, üzerim kirlenirdi. Ama sen... sen zaten pissin. Şimdi ver onu bana, yoksa o ucuz cübbeni tutuştururum."

"B-ben buldum," diye kekeledi Moss. "Kurallar... bulanındır diyor."

"Kurallar soylular içindir," diye tısladı Kaen. Asasındaki ateşi büyüttü.

Ağacın arkasındaki Malik, Kael'in işaretini bekliyordu. Yumruklarını sıkmıştı. Kael ise elindeki o yosunlu taşı parmaklarının arasında çeviriyordu.

Doğrudan müdahale etmek, Kaen'in koruma büyülerini tetikleyebilirdi. Ayrıca, Kael henüz "sahnede" görünmek istemiyordu.

O, yönetmen koltuğunda kalacaktı.

Kael, elindeki taşı Kaen'e nişanlamadı. Taşı, Kaen'in arkasındaki suya, o titreyen halkaların tam merkezine nişanladı.

"Fizik dersi," diye düşündü Kael. "Ders 1: Etki ve Tepki."

Kael kolunu gerdi.

Ve taşı fırlattı.

More Chapters