Ficool

İSTEMEDEN BAŞLAYAN KARŞILAŞMA

Yaz sabahı, Serinova Kasabası'nın sokakları her zamankinden daha hareketliydi. Kuşlar elektrik tellerine sıralanmış, aynı melodiyi tekrar tekrar söylüyordu. Meydanın ortasındaki büyük çınarın altında yaşlılar gazetelerini okuyor, çocuklar ise fıskiyenin etrafında koşturuyordu.

Ama bu huzurun ortasında, kasabanın girişinde toz kaldırarak ilerleyen eski bir minibüs vardı. Minibüsün arka camına yapışmış bavullar, onun uzun ve yorucu bir yoldan geldiğini belli ediyordu.

Minibüs durduğunda, arka kapı bir sesle açıldı. Aylin, gözlerini hafifçe kısmış, kasabaya baktı. "İnanamıyorum… Annem beni gerçekten buraya gönderdi."

İstanbul'un kalabalığına, gürültüsüne alışmış biri için Serinova Kasabası, harfleri bile yavaş konuşuyormuş gibi hissettiriyordu. Aylin istemeyerek bavulunu indirdi, saçlarını düzeltti ve etrafa bakındı. Tam o sırada bir kamyon, hızla dönüş yaparak Aylin'in yanından geçti. Çamurlu su bir anda sıçradı ve Aylin'in pantolonuna bulaştı.

Aylin donup kaldı.

"ŞAKA MISIN?!" diye bağırdı.

Kamyon durdu. Kapısı açıldı. Genç bir adam, hafif boyunluğu ve güneş yanığı teniyle aşağı indi. Kahverengi saçları düzensizdi, sanki her sabah tarağa karşı savaşıp kaybediyordu.

"Bir sorun mu var?" dedi adam, umursamaz bir sesle.

Aylin öfkeyle ona döndü.

"Bana çamur sıçrattınız!"

Adam omuz silkti.

"Kasabaya hoş geldin o zaman. Burada yollar böyle."

Aylin'in kaşları çatıldı.

"Özür bile dilemiyor musun?"

Adam gözlerini kıstı.

"Niye dileyecekmişim? Su sadece su. Hem yolun ortasında durmasaydın."

Aylin'in nefesi kesildi.

"Sen ciddi olamazsın…"

Adam kamyona geri binerken, "Benim adım Mert, bu arada." dedi ve kapıyı kapattı.

Sanki az önce tartıştığı kişi Aylin değilmiş gibi, rahatça gaza bastı.

Aylin çamurlu pantolonuna bakıp sinirle tısladı.

"Harika. Daha kasabaya iner inmez bir odunla tanıştım."

---

O günün akşamına doğru, Aylin, öğretmen olan halası Melek'in evine yerleşti. Kasaba küçük olduğu için herkes her şeyi biliyor, haberler dakikalar içinde yayılıyordu. Aylin daha eşyalarını açarken bir şey duydu:

"Bu sene okula iki yeni kişi gelecekmiş. Biri şehirden gelen bir kızmış…"

"… diğeri de Mert. Babasının yanında çalışıyormuş ama bu yıl liseye devam edecekmiş."

Aylin bir anda irkildi.

"Ne? O ukala mı? Aynı okulda mı?!"

Halasının sesi mutfaktan geldi:

"Evet, Aylin. Hatta aynı sınıfta olabilirsiniz."

Aylin yatağa düşer gibi oturdu.

"Ben ne günah işledim?"

---

Ertesi sabah okulun bahçesi kalabalıktı. Öğrenciler yeni yılı konuşuyor, öğretmenler listeleri kontrol ediyordu. Aylin saçlarını toplarken, bir gölge ona düştü. Kafasını kaldırdığında karşında Mert'i buldu.

Mert, sanki dün tartışmamışlar gibi rahat bir gülümsemeyle konuştu:

"Demek buraya okula geliyorsun. Sınıfa hoş geldin."

Aylin sinirle cevap verdi:

"Senin olduğun hiçbir yere hoş gelmem."

Mert kaş kaldırdı.

"Bence gelirsin. Alışırsın. Burada kaçacak yer yok."

Aylin dişlerini sıktı.

"Seninle uğraşacak vaktim yok."

Tam o sırada zil çaldı. Öğretmen listeden isimleri okudu.

Ve kader, hiç acımadan ikisini aynı sıraya oturttu.

Mert kolunu sıraya yasladı.

"Yan yana oturacağız demek. Keyifli olacak."

Aylin gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

"Bu kabus nasıl bitecek?"

Fakat bilmediği bir şey vardı:

Bazen en büyük hikâyeler, en istemediğin insanla başlar.

Bölüm 2 – Zorunlu Yakınlık

Okulun kapısından içeri adım attığında, Aylin hâlâ dün geceki çamur olayı ve sabahki sınıf sırası kabusu ile kafası karışıktı. Sıralar arasında ilerlerken gözleri istemsizce Mert'in olduğu sıraya kaydı.

Mert, kafasını hafifçe kaldırmış ve ona bakıyor gibiydi. Ama bakışı… sanki hiç sinirlenmemiş gibi, rahat, kendinden emin bir bakıştı.

Aylin iç çekti.

"Bu çocuk gerçekten sabrımı sınayacak."

Öğretmen sınıfa girdi ve ders başladı. Mert, klasik şekilde arka sırada oturuyor, ama Aylin'in göz göze gelmesini bekler gibi ara sıra onu izliyordu. Aylin her bakışta sinirleniyor, ama bir yandan da tuhaf bir şekilde dikkati dağılıyordu.

Dersin ortasında öğretmen proje ödevi verdi:

"Bu dönem için ikili çalışma yapacaksınız. Sınıf listesi hazır, rastgele eşleştirildiniz."

Aylin nefesini tuttu ve listedeki isimlere baktı…

Ve tabii ki, Mert'in adıyla eşleşmişti.

Aylin mırıldandı:

"Hayatım ne zaman bu kadar lanetli oldu?"

Mert, hafifçe gülümsedi:

"Bizi bir araya getirdiler demek ki. Hoş bir tesadüf."

Aylin gözlerini devirdi:

"Tesadüf mü? Bu kesinlikle kaderin tuzağı!"

---

Ortak Çalışma Zorunluluğu

İkili, okul çıkışı kütüphaneye gittiler. Sessiz ve kasvetli kütüphane, Aylin'in sinirini biraz yatıştırmıştı. Mert ise klasik rahat tavrıyla projeye başladı:

"Tamam, önce konuyu netleştirelim. Senin fikrin ne?"

Aylin istemeyerek projeye katıldı. Başta her cümleleri birbirine çarpıyor, tartışmalar çıkıyor, kağıtlar havada uçuyordu. Ama birkaç saat içinde, birbirlerinin düşüncelerini anlamaya başladılar.

Mert, beklenmedik bir şekilde Aylin'in zekasına hayran kalıyordu.

"Sen… gerçekten iyi bir bakış açısına sahipsin." dedi.

Aylin kaşlarını çattı ama içten içe gururlandı:

"Ben sadece doğruyu söylüyorum. Bu sana ters geliyorsa… üzgünüm."

Bu küçük tartışmalar, ikisinin birbirine karşı isteksiz bir saygı duymaya başlamasının ilk adımıydı.

---

İlk Samimi An

Bir hafta geçti. Proje bitmek üzereydi. Aylin, kütüphanede son düzenlemeleri yaparken Mert masanın karşısına oturdu ve sessizce bir not bıraktı:

"Seninle çalışmak… düşündüğümden daha az kötüydü. – Mert"

Aylin önce gözlerini devirdi, sonra gülümsemek zorunda kaldı.

"Bu çocuğun gerçekten tuhaf bir tarzı var…" dedi kendi kendine.

O an fark etti ki, nefretle başlayan bu ilişki, istemeden de olsa değişiyordu.

---

Gizli Rekabet

Ama her şey kolay değildi. Kasabada dedikodular hızla yayılıyordu. Arkadaş çevresi, Aylin ve Mert'in sürekli birlikte olduğunu fark etmişti.

"Onlar birbirine yakınlaşacak gibi," diyen fısıltılar, Aylin'i hem endişelendiriyor hem de tuhaf bir şekilde meraklandırıyordu.

Mert ise bu dedikodulardan rahatsız olmuyordu. Hatta bazen gülümseyerek, "Belli ki kasaba bize çok ilgi gösteriyor," diyordu.

Aylin'in içinde bir duygu kıpırdanıyordu ama henüz kabullenmeye hazır değildi.

"Bu sadece projeyle ilgili," diye kendi kendine tekrarladı.

Ama kalbinin farklı söylediğini fark etmesi an meselesiydi.

More Chapters